Dış Ticarete Giriş

İçindekiler

1. DIŞ TİCARET TEORİSİNE GİRİŞ

Giriş

Dış ticaretin Adam Smith tarafından tam olarak serbest bırakılması fikrinin üstünden neredeyse üç asır geçti. Bu süre zarfında dünya üzerinde dış ticaretin serbestleşme serüveni çok büyük aşamalar kaydetti. Dış ticaretin ülkere sağladığı avantajlar ülkelerin barışçıl yollar ile zenginleşmelerine ve refahlarını arttırmaya neden olmuştur. Günümüzde ülkeler artık ordularının büyüklükleri ile değil üretimlerinin ve dış ticaret hacimlerinin büyüklükleri ile sıralanmaktadırlar. Ülke ekonomilerinin büyüklükleri ile dış ticaret arasında çok kuvvetli bir ilişki bulunmaktadır.

1.1. Dış Ticaret Teorisine Giriş

Uluslararası ticaret teorisi Adam Smith ve David Ricardo’nun üzerine yapılmıştır. Bu iki iktisatçı öncelikle uluslararası ticaretin oluşması için gerekli şartları tanımlama ihtiyacı hissetmişlerdir. Uluslararası ticaretin oluşma şartları sağlandıktan sonra ise malların birbirleri ile hangi oranlarda değişime girebileceğini ispatlamaya çalışmışlardır.

Her iki iktisatçıda uluslararası piyasalarda malların birbirleri ile hangi oranlarda takas edilebileceğini nispi fiyatlarla açıklamıştır. Ancak bu iki iktisatçının birbirlerinden farkı dış ticaretin doğması için gerekli şartın sağlanmasında yatmaktadır.

Adam Smith dış ticaretin başlayabilmesi için dış ticarete konu ülkelerin ihraç edecekleri mallar konusunda mutlak olarak üstün olmaları gerektiğini savunmaktadır. Mutlak üstünlük dendiği zamanda aklımıza ilgili ülkenin aynı üretim faktörleri ile diğer ülkelere göre daha fazla üretim yapabilme kabiliyeti gelmelidir. Ancak bu şart sağlanırsa dış ticaret mümkün olabilir.

Adam Smith’e göre çok güçlü bir ülkenin tüm ürettiği ürünler için mutlak bir üstünlüğe sahip olması durumunda dış ticaretin gerçekleşemeyeceği gerekir. Ancak böylesi durumlarda da dış ticaret yapılabilmektedir. David Ricardo ülkelerde var olan nispi fiyatlara dikkat çekmiştir. Ricardo’ya göre bir ülke tüm malların üretiminde mutlak üstünlüğe sahip olabilir. Ancak ülkelerin için piyasalarındaki nispi fiyatların (Malların mallar cinsinden değeri) farklılıkları dış ticaretin doğmasına neden olmaktadır. Mallar ucuz olduğu ülkeden pahalı olduğu ülkeye ihraç edilir. Böylelikle yurtiçinde bol ve ucuz olan bir mal nadir ve pahalı olan bir ülkeye ihraç edilir. Bu karşılık ihracatçı ülkeye kendi topraklarında nadir ve pahalı olan malı ithal etmek yoluna gitmektedir.

Esas olarak ülkeler ihracatçısı oldukların malların üretimini arttırma yoluna gitmektedirler. Mallar sürekli olarak ucuz ülkelerden pahalı oldukları ülkelerde kendilerine pazar bulabilmektedirler. Serbest dış ticaretin bir getirisi olarak bir süre sonra tüm malların fiyatları tüm ülkelerde aynı olmaktadır. Ülkeler üretimlerini özel olarak avantajlı oldukları mallara yöneltmeleri öncelikle ülke üretimini (gelirini), buna paralel olarak da dünya üretimini arttırmaktadır. Bu dengelenmenin yaşanabilmesi ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ile mümkündür. Her iki teorinin özünde yatan serbest dış ticaretin ülkelerin zenginleşmesi için gerekli bir etmen olduğudur.

Adam Smith’in ve David Ricardo’nun ortaya koydukları teoriler ulusal üretim ve bu üretimin uluslararası piyasaya sunulması ile ilgilenmektedir. Her iki teoride ulusal ve uluslararası piyasalardaki dengenin sunum diğer bir değişle arz kısmı ile ilgilenmektedir. Ancak piyasalarda dengenin gerçekleşebilmesi için gerekli istem (talep) cephesi açıklanmamıştır. Bu eksiklik günümüz dış ticaret teorileri tarafından eleştirilmiştir.

Bu bölümde önce Adam Smith’in Mutlak Üstünlükler Teorisi daha sonra ise David Ricardo’nun Mukayeseli Üstünlükler Teorisi analiz edilmeye çalışılmıştır.

1.2. Merkantilizm ve Dış Ticaret

1500’lü yılların başından başlayarak 1776 yılında Adam Smith’in “Milletlerin Zenginlikleri” adlı eserinin yayınlanmasına kadar geçen süre iktisadi düşünce tarihinde merkantilizm olarak isimlendirilmektedir.

Merkantilizmin dış ticaretle ilgili çok ciddi sınırlandırmaları vardır. Merkantilist düşünce anlayışında dış ticarette bulunan bir ülke mutlaka dış ticaret fazlası vermelidir. Böylelikle ülkeye sürekli dış ticaret fazlasından kaynaklanan gelir akışı sağlanmış olur. Gelirde yaşanan bu sürekli artış ülkenin ekonomik olarak kuvvetlenmesine neden olmaktadır. Ekonomik olarak kuvvetli olan ülke bunun sonucu olarak güçlü bir orduya da sahip olmaktadır. Bununla birlikte ihracatı ithalatından fazla olan ülkelerde üretim ve istihdam artmaktadır. Böylelikle ulusçuluğa dayalı devletler kuvvetlenmektedir.

Ülkenin ekonomik ve silahlı güç olarak kuvvetli olabilmesi için dış ticaret fazlası vermesi ve bu durumu sürdürmesi temel şarttır. Bu nedenden ötürü ülkede ihracatı cazip hale getiren ve ithalatı sınırlandıran (veya yasaklayan) düzenlemeler yapılmalıdır. Devletin ekonomi üzerinde etkisi çok hissedilmektedir.

Sürekli dış ticaret fazlası veren ülkeye kıymetli maden akışı yaşanmakta ve ülke hazinesinde oluşan birikim her geçen gün artmaktadır. Yapılan dış ticaretten bir ülkenin kazanç elde etmesi ancak diğer ülkenin harcamada bulunması ile mümkündür. Merkantilist düşünce anlayışına göre dış ticarette ihracatta bulunan ülke kazanç sağlarken, ithalatta bulunan ülke kayıpta olmaktadır.

1.3. Mutlak Üstünlükler Teorisi

Adam Smith 1776 yılında Milletlerin zenginlikleri adlı eserinde ülkelerin dış ticaretine çok büyük önem vermiştir. Ülkelerin dış ticaretin önündeki engelleri kaldırmaları gerektiğini, sınırların kaldırılarak serbest ticaretin yapılmasının ticarete taraf tüm ülkelerin ekonomik faydasına olduğunu savunmuştur.

Adam Smith’in dış ticaret teorisi iktisat yazınında Mutlak Üstünlükler Teorisi olarak adlanmıştır. Teoriye göre her ülke mutlak olarak üstün olduğu ürünü üretmelidir. Buradaki üstünlük verimliliktir. Verimlilik girdi başına üretilen çıktı miktarı olarak tanımlanmaktadır. Tüm ülkelerin aynı miktarda üretim faktörlerine sahip olduğu varsayımı altında hangi ülke aynı girdilerle daha fazla ürün üretiyorsa o ülke o ürünün üretiminde bulunmalı diğer verimsiz kaldığı ürünlerin üretimlerini kendinden daha verimli üretimde bulunan ülkelere bırakmalıdır.

Örneğin ABD mikro işlemci üretiminde, Almanya ise kimyasal ürün üretiminde uzman olsun. Bu ülkelerin geçmişten gelen tecrübeleri bu uzman oldukları sektörlerde birbirlerinden daha fazla ve daha kaliteli üretim yapmalarına neden olmaktadır. Bu şartlar altında ABD kimya üretiminden vazgeçerek tüm üretim faktörleri ile mikro işlemci üretimine yönelirse ve Almanya da mikro işlemci üretiminden vazgeçerek tüm üretim faktörleri ile kimyasal üretim sektöründe üretimine yönelirse her iki ülkede kendi üretim alanlarında uzmanlaşacaktır. Üretim süreçlerinde yaşanan uzmanlaşma beraberinde daha fazla, daha kaliteli ve daha ucuz üretimi getirmektedir. Diğer bir değişle daha ucuza daha fazla ve daha kaliteli üretim gerçekleşmiş olmaktadır.

Bir sonraki adımda üretilen bu ürünler ülkeler arasında serbest ticarete konu olacaklardır. Almanya ABD’ye kimyasal ürün ihracat edecek buna karşılık ABD Almanya’ya mikro işlemci ihraç edecektir. Serbest ticaret üretimde kullanılan kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle serbest ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ticarete konu tüm taraflara ekonomik katkı sağlamaktadır.

1.3.1. Mutlak Üstünlük Teorisinin Çalışması

A ülkesinin tarım ürünü üretiminde, B ülkesinin sanayi ürünü üretiminde üstünlüğe sahip olduğunu varsayalım. Her iki ülkede de emeğin ücretinin aynı seviyede bulunduğunu kabul edelim. A ülkesi birim üretim faktörü (örneğin bir birim emek) ile birim zamanda (örneğin bir yılda) 50 ton buğday üretirken, B ülkesi aynı şartlar altında 30 ton buğday üretmektedir. Diğer taraftan A ülkesi birim üretim faktörü ile birim zamanda 10 ton çelik üretirken, B ülkesi yine aynı şartlar altında 50 ton çelik üretmektedir.

Tablo 1. Mutlak Üstünlükler Teorisi

A Ülkesi B Ülkesi
Buğday 60 ton 30 ton
Çelik 10 ton 100 ton

Burada dikkat çekilmesi gereken soru aynı girdi başına ülkeler ne kadarlık üretim yaptıklarıdır. Bu soruya göre ülkelerin verimlilikleri (üretkenlikleri) hesaplana bilmektedir. A ülkesi B ülkesine göre aynı girdi başına 2 kat daha fazla buğday üretimi yapmaktadır. Diğer bir değişle buğday üretiminde A ülkesi B ülkesine nazaran 2 kat daha verimli bir üretim gerçekleştirmektedir. Öte taraftan B ülkesi aynı girdi başına 100 ton çelik üretirken, A ülkesi yine aynı girdi başına 10 ton çelik üretmektedir. Bu sonuçlara göre B ülkesi A ülkesine göre çelik üretiminde 10 kat daha fazla verimlilik göstermektedir.

Her iki ülke de birbirine karşı farklı ürünlerin üretiminde verimlilik üstünlüğüne sahiptir. Öyleyse söz konusu ülkeler verimli üretime sahip oldukları ürünlerin üretimine yönelmelidirler. Ülkeler diğer birbirlerine göre üretiminde daha az verimli oldukları ürünü üretmeyip ithal etme yoluna gitmelidirler. Böylece ekonomide kaynaklar (girdiler) daha verimli bir şekilde kullanılarak kaynak israfından kaçınılmaktadır. Bunun sonucunda da aynı girdilerle daha fazla üretim gerçekleşmiş olmaktadır.

Tüm ülkeler mutlak olarak üstün oldukları ürünün üreticisi ve ihracatçısı olmaları, mutlak olarak üstün olmadıkları ürünleri üretmeyip bu ürünleri mutlak olarak üstün ülkelerden ithal etmeleri dış ticaret hacmini arttırmaktadır. Böylelikle dünya ekonomisinde uzmanlaşma olacak ülkeler belirli ürünlerin üreticisi pozisyonuna geleceklerdir.

Dış ticaretin gerçekleşmesi için ülkelerin birbirlerine karşı mutlak üstünlük şarttır. Mutlak üstünlüğün olmadığı ortamlarda dış ticaret olmamaktadır.

1.4. Mukayeseli (Karşılaştırmalı) Üstünlükler Teorisi

Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi David Ricardo tarafından Adam Smith’in Mutlak Üstünlükler Teorisinin çalışmadığı durumlarda dış ticaretin nasıl yapılabileceğini açıklamak için öne sürülmüştür. Bir ülke her zaman tüm ürünlerin diğer ülkelere göre mutlak üstün üretici olabilir. O zaman bu ülkenin tüm ürünleri kendisinin üretmesi beklenir. Ancak öylesi bir durumda ülke en fazla verimli olduğu ürünü ihraç ederken o ürüne göre daha az verimli olduğu malı ithal etmelidir.

Aşağıda verilen örnekte olduğu gibi B ülkesi her iki ürün üretiminde A ülkesine göre mutlak üstünlüğe sahiptir. Diğer bir değişle B ülkesi A ülkesine nazaran aynı girdi başına daha fazla (verimli) üretim yapmaktadır.

Tablo 2. Mutlak Üstünlükler Teorisi

A Ülkesi B Ülkesi
Buğday 50 ton 100 ton
Çelik 10 ton 100 ton

Böylesi bir durumda dış ticaretin nasıl yapılabileceği Mukayeseli Üstünlükler Teorisi ile açıklanmaktadır. Tabloya göre B ülkesi A ülkesine göre aynı girdi başına ve aynı zaman diliminde buğday üretiminde 2 (100/50) kat, çelik üretiminde 10 (100/10) kat daha verimli üretim yapmaktadır. B ülkesinin çelik üretimindeki mutlak üstünlüğü (10 kat), buğday üretimindeki mutlak üstünlüğünden (2 kat) daha fazladır. Bu sonuçlara göre B ülkesi A ülkesine göre 10 kat verimli üretim yaptığı çelik üretiminde uzmanlaşarak bu ürünün ihracatçısı durumuna gelmeli, 2 kat daha verimli üretim yaptığı buğday üretimini ise A ülkesine bırakarak buğday ithalatını bu ülkeden gerçekleştirmelidir.

1.4.1. Mukayeseli Üstünlükler Teorisi ve Nispi Fiyatlar

Bu teoriye göre bu ticarette bulunmanın avantajı ülkelerde oluşan nispi (görece) fiyatlardan kaynaklanmaktadır. Bir malın nispi fiyatı o malın diğer mallar cinsinden fiyatıdır. Tablo 2’de verilen verimlilik rakamları girdi (emek) başına üretimi göstermektedir.

B ülkesinde tarım sektöründe bir işçi 100 ton buğday üretirken, çelik sektöründe 1 işçi 100 ton çelik üretmektedir. Eğer her iki sektörde de emeğin bedeli (maliyeti) olan ücret aynı ise ekonomi aynı maliyetle 100 ton buğday ve 100 ton çelik üretmektedir (üretimde tek girdi olarak emek varsayılmaktadır). Buna göre 100 ton çeliğin maliyeti ile 100 ton buğdayın maliyeti aynıdır. Sonuç olarak ABD ekonomisinde piyasada 100 ton çelik 100 ton buğdayla takas edilebilir. Daha basitçe ABD piyasasında 1 kg çeliğin karşılığı 1 kg buğdaydır. Aynı şekilde 1 ton buğdayın karşılığı 1 ton çeliktir.

A ülkesinde ise 10 ton çeliğin fiyatı buğday cinsinden 50 tondur. Diğer bir ifade ile A ülkesinde 1 kg çelik 5 kg buğday veya 5 kg buğday 1 kg çelik satın alabilmektedir.

Tablo 3. Nispi Fiyatlar

A Ülkesi B Ülkesi
Buğday/Çelik 5/1 1/1

A ülkesinde 1 kg çelik 5 kg buğday alırken, B ülkesinde 1 kg çelik 1kg buğday satın alabilmektedir. Bu bilgiler ışığında A ülkesinde buğday B ülkesine göre daha ucuzdur.

Örneğin bu durumu öğrenen A ülkesindeki bir girişimci A ülkesinde elinde bulunan 50 ton buğdayı B ülkesine ihraç eder. Girişimci B ülkesindeki görece fiyatlardan 50 ton buğdayına karşılık 50 ton çelik elde eder. Çünkü B ülkesinde nispi fiyatlar 1 (100/100) dir. Daha sonra bu 50 ton çeliği A ülkesine ithal ederek çeliğine karşılık A ülkesindeki görece fiyatlardan (50/10) 250 ton buğday elde eder. Bu 250 ton buğdayı tekrar B ülkesine ihraç eden girişimci 250 ton buğdayına karşı yerel görece fiyatlardan 250 ton çelik elde eder. Bu 250 ton çeliği A ülkesine ithal eden girişimci A ülkesindeki yerel görece fiyatlardan 250 ton çeliğe karşı 1250 ton buğday elde eder.

Bu süreç her iki ülkede görece fiyatlar eşitlenene kadar sürer. Sonuçta her iki ülkede de nispi fiyatlar eşitlendiğinde dış ticaretin avantajı ortadan kalkar. Dış ticaret ülkeler arası nispi fiyatları eşitleyici bir özelliğe sahiptir. Dış ticaret sayesinde nispi olarak pahalı olan ürünler nispi olarak ucuzlamaya başlarlar. Böylelikle dış ticarette bulunan ülke vatandaşlarının refahları artar.

1.4.2. Mukayeseli Üstünlükler Teorisi ve Üretim Olanakları

Üretim olanakları eğrisi bir ülkenin elimdeki tüm kaynaklarıyla üretebileceği olası maksimum mal miktarlarını gösteren eğridir. Ülkelerin buğday ve çelik ürettiklerini varsayalım. Buna göre A ve B ülkelerinin ellerindeki tüm üretim faktörleri ile üretebilecekleri buğday ve çelik miktarları aşağıda verilmiştir.

A ülkesi elindeki tüm üretim faktörleri ile yalnızca buğday üretmeye karar verirse üretebileceği maksimum buğday miktarı 50 tondur. Yine A ülkesi elindeki tüm üretim faktörleri ile çelik üretmek isterse üretebileceği maksimum çelik miktarı 10 tondur. Eğer A ülkesi her iki üründen de aynı anda üretmek isterse üretebileceği mal sepetleri tabloda verilmiştir. A ülkesinin üretim sepetleri incelendiğinde buğday üretiminden her 5 tonluk vazgeçme karşısında çelik üretiminde 1 tonluk üretim artışı yaşanmaktadır. 1 ton çelik üretmenin alternatif maliyeti 5 ton buğday üretiminden vazgeçmektir. Aynı zamanda bu alternatif maliyet yukarıda Tablo 3’de A ülkesi için hesaplanan nispi fiyat oranına da eşittir.

B ülkesi elindeki tüm kaynaklarla yalnızca buğday üretmek isterse üretebileceği maksimum buğday miktarı 100 tondur. Eğer B ülkesi tüm kaynakları ile yalnızca çelik üretmek isterse maksimum 100 ton çelik üretebilmektedir. B ülkesi elindeki kaynaklarla üretebileceği maksimum ürün sepetleri tabloda verilmektedir. B ülkesi her 10 tonluk çelik üretimi için 10 ton buğday üretiminden vazgeçmek zorunda kalmaktadır. Buna göre B ülkesi için 10 tonluk çelik üretimin alternatif maliyeti 10 tonluk buğday üretiminden vazgeçmektir. Daha sade bir dille her 1 tonluk çelik üretimi için 1 tonluk buğday üretimi azaltılır. Bu alternatif maliyet oranı yukarıda Tablo 3’de B ülkesi için hesaplanan nispi fiyat oranına eşittir.

Tablo 4. A ve B Ülkeleri İçin Üretim Olanakları Tablosu

A Ülkesi B Ülkesi
Buğday Çelik Buğday Çelik
50 0 100 0
45 1 90 10
40 2 80 20
35 3 70 30
30 4 60 40
25 5 50 50
20 6 40 60
15 7 30 70
10 8 20 80
5 9 10 90
0 10 0 100

Dikkatle Tablo 4’ü incelediğimizde her ülke için tablonun her satırında sabit alternatif maliyet oranı vardır. Bu oran A ülkesi için 1’e 5, B ülkesi için 1’e 1’dir. A ve B ülkelerine ait sabit alternatif maliyetlerle oluşan üretim olanakları eğrileri aşağıda verilmiştir.

Her iki ülkenin üretim olanakları eğrilerinin eğimleri (karşı/komşu) hesaplanabilir. A ülkesinin üretim olanakları eğrisinin eğimi 5 (50/10)’dir. B ülkesinin üretim olanakları eğrisinin eğimi ise 1 (100/100)’dir. Her ülke için hesaplanan eğim oranları her ülke için hesaplanan alternatif maliyet ve nispi fiyat oranlarına eşittir.

Şekil. 1.1. A ve B Ülkeleri İçin Üretim Olanakları Eğrileri

1.4.3. Sabit Alternatif Maliyet Şartı Altında Dış Ticaret

Üretim olanakları yukarıda analiz edilen birbirlerinde farklı nispi fiyatlara (ve alternatif maliyetlere) sahip A ve B ülkeleri mukayeseli üstünlükler teorisine göre dış ticarete girebilirler. Bu ticaret her iki ülke için teoriye göre kazanç sağlayıcıdır. Analiz için her iki ülkenin üretim olanakları eğrilerinin yanına ticarete girdiği diğer ülkenin üretim olanak eğrisinin eğimine sahip kesikli çizgiler çizilmiştir.

A ülkesi dış ticarete girmeden önce 25 ton buğday üretirken 5 ton da çelik üretmektedir. A ülkesi B ülkesi ile dış ticarete girince elinde bulunan tüm kaynakları ile 50 ton buğday üretip, 50 ton buğdayın 25 tonunu B ülkesine 25 ton çelik karşılığında satmaktadır. Çünkü B ülkesinde 1 ton buğday karşılığında 1 ton buğday verilmektedir. A ülkesi dış ticarete girmeden 5 ton çelik üretirken dış ticaret sonucu 25 ton çeliğe kavuşmuştur.

B ülkesi dış ticarete girmeden önce 50 ton buğday üretirken aynı zamanda 50 tonda çelik üretmektedir. B ülkesi A ülkesi ile dış ticarete girdikten sonra tüm üretim kaynakları ile çelik üretimine yönelir ve 100 ton çelik üretir. Ürettiği 100 ton çeliğin 50 tonunu A ülkesine 250 ton buğday karşılığında satar. Zira A ülkesinde 1 ton çeliğe karşı 5 ton buğday verilmektedir. Böylelikle B ülkesi dış ticaretten önce 50ton buğday üretirken dış ticaret sonrası 250 ton buğday sahibi olmuştur.

Şekil. 1.2. A ve B Ülkelerinin Sabit Maliyet Şartı Altında Ticaret Yapmaları

1.5. Mukayeseli Üstünlükler Teorisinin Çok Mallı Modellerde Çalışması

Gerçek dünyada dış ticaret birden çok mal ile gerçekleşmektedir. Bu gerçeklik altında iki ülkenin dış ticaret yaptıklarını varsayılsın. Ticarete konu beş mal olduğunu kabul edelim. Bu mallar A, B, C, D ve E olsun. Söz konusu her mal için her ülkedeki nispi fiyatı hesaplanır. Nispi fiyatlar malların mallar cinsinden değerini göstermekteydi. Buna göre her ülke için tüm malların A malı cinsinden fiyatı ayrı ayrı hesaplanabilir. Nispi fiyat her malın yerel nominal fiyatının A malının yerel nominal fiyatına bölünmesi ile hesaplanır. Bu işlem her ülke için yapılır.

A Malının Nispi Fiyatı B Malının Nispi Fiyatı C Malının Nispi Fiyatı D Malının Nispi Fiyatı E Malının Nispi Fiyatı
Birinci Ülke:
İkinci Ülke

İlgili hesaplamalar sonucunda aşağıdaki nispi fiyatlar tablosuna ulaşılmaktadır.

A Malının Nispi Fiyatı B Malının Nispi Fiyatı C Malının Nispi Fiyatı D Malının Nispi Fiyatı E Malının Nispi Fiyatı
Birinci Ülke: 1 2 3 4 5
İkinci Ülke 5 4 3 2 1

Tabloya göre her iki ülkede C malının nispi fiyatı aynıdır. Bu nedenler C malının dış ticaretine kalkışmak iki ülkeye de avantaj sağlamaz.

A ve B malları birinci ülkede daha ucuz, ikinci ülkede daha pahalıdır. Buna karşın D ve E malları ikinci ülkede daha ucuz birinci ülkede daha pahalıdır. Bu şartlar altında birinci ülke ikinci ülkeye A ve B malı ihraç ederken, ikinci ülkede birinci ülkeye D ve E mallarını ihraç eder.

1.5.1. Mukayeseli Üstünlükler Teorisinin Çok Ülkeli Modellerde Çalışması

İki ürün konusunda ticaret yapan bir firmanın ticaret yapabileceği ülkeler ilgili nispi fiyat araştırması yapması gerekmektedir. Örneğin A ve B malı konusunda ticaret yapan bir firma ticaret yapabileceği 5 potansiyel ülke için nispi fiyatları aşağıdaki gibi hesaplayabilir.

Nispi Fiyat Birinci Ülke İkinci Ülke Üçüncü Ülke Dördüncü Ülke Beşinci Ülke
5 4 3 2 1

Nispi fiyatlar B malı cinsinden hesaplanmıştır. Birinci ülkede 1 adet B malı 5 adet A malı alabilmektedir. İkinci ülkede 1 adet B malı 4 adet A malı alabilmektedir. Üçüncü ülkede 1 adet B malı 3 adet A malı alabilmektedir. 1 Adet B malı dördüncü ülkede 2, beşinci ülkede ise 1 adet A malı alabilmektedir. Bu fiyatlara göre A malı B malı cinsinden birinci ülkede en pahalı, beşinci ülke de ise en ucuzdur.

A ve B malı ticaretinde uzmanlaşan bir firma birinci ülkeye A malı ihraç etmek karşılığında bu ülkeden B malı ithalatında bulunması çok karlıdır. Buna karşılık aynı firma beşinci ülkeye B malı ihracatında bulunması karşılığında A malı ithalatında bulunması durumunda firmanın karını maksimumlaştırması beklenir.

Farz edelim ki dünya piyasalarında nispi fiyat 2 olsun. Buna göre dünya fiyatı ile dördüncü ülkedeki fiyat aynıdır. Bu şartlar altında dördüncü ülkenin uluslararası ticarete katılması kendisine bir avantaj sağlamaz.

Bölüm Özeti

Bu bölümde dış ticaretin doğuşundan günümüze gelen serüveni teorik olarak özetlenmeye çalışılmıştır. Öncelikle merkantalizmin tanımı yapılmış ve nasıl geliştiği ve sonlandığı anlatılmaya çalışılmıştır. Daha sonra Adam Smith’in Mutlak Üstünlükler Teorisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Mutlak üstünlükler teorisindeki aksaklıkların incelenmesinden sonra David Ricardo’nun Mukayeseli Üstünlükler Teorisinin önemi ve günümüz uygulamaları aktarılmaya çalışılmıştır.

Dış ticarette alternatif maliyetin önemi açıklandıktan sonra ülkelerin alternatif maliyet koşulları altında nasıl dış ticaret yaptıkları ve bu dış ticaret sonucunda ülke olarak nasıl avantaj sağladıkları açıklanmaya çalışılmıştır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

2. GELENEKSEL DIŞ TİCARET TEORİSİ

Giriş

Dışa kapalı bir ekonomi ancak kendi ürettiği kadar mal ve hizmeti tüketebilir. Ancak her ülke bazı özel malların üretiminde uzmanlaşmış ve üretim maliyetlerini çok düşük düzeyde tutabilirler. Böylesine uzmanlık gerektiren malları dış ticaret sayesinde ucuza temin etmek varken ülke üretimini girişmek ülke kaynaklarının israfına neden olmaktadır. Günümüzde ülkeler sınırlı kaynaklarını israf etmeden kendileri için en yüksek düzeyde fayda sağlayacak şekilde kullanmayı tercih etmektedirler. Dış ticaretin serbest olduğu bir dünyada kaynak israfının teorik olarak sıfır olduğu unutulmamalıdır.

2.1. Geleneksel Dış Ticaret Teorisine Giriş

Bu bölümde farklı iki ülkenin birbirleri ile yaptıkları dış ticaret geleneksel iktisat teorisi ile analiz edilmiştir.

Öncelikle ülkelerin üretim yapıları incelenmiştir. Ülkelerin dış ticarete başlamadan önce kendi imkanları ile ne kadarlık üretimde bulundukları analiz edilmiştir. Burada üretim süreçleri alternatif maliyet yaklaşımı yardımı ile açıklanmaya çalışılmıştır. Sabit, artan ve azalan üretim olanakları eğrileri yardımı ile ülkelerin üretim şekilleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Daha sonra bu ülkelerin dış ticarette bulunma durumlarında üretim yapılarında yaşanan değişmeler incelenmiştir.

Bunun yanında bu ülkelerde yaşayan vatandaşların dış ticarete konu mallara olan tercihleri toplumsal farksızlık (kayıtsızlık) eğrileri ile açıklanmaya çalışmıştır. Öncelikle toplumsal kayıtsızlık eğrilerinin yapıları açıklandıktan sonra bu eğrilerin dış ticaret üzerinde nasıl etki bıraktıkları grafikler yardımı ile aktarılmıştır.

Dış ticaretin başlaması ile ülkelerin üretim kalıplarının değişmesi ve toplumun eskiye göre daha fazla mal tüketme olanağına kavuşması görsel grafiklerle açıklandıktan sonra dış ticaret sayesinde toplumda oluşan refah artışı aktarılmaya çalışılmıştır.

Dış ticaretin hangi fiyat düzeyinde gerçekleştiği ile birlikte dış ticaretin hacminin ne kadarlık olduğu açıklanmaya çalışılmıştır.

Ülkelerin üretim kalıpları birbirlerine çok benzese de tüketim kalıplarındaki farklılıkların dış ticaretin doğması için önemli bir etken olduğu aktarılmaya çalışılmıştır.

Son olarak bir bütün halinde dış ticarete katılan tüm ülkelerin dış ticaretten önceki ve dış ticaret ile birlikte yeni durumları karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Dış ticaretin ülkelere sağladığı ekonomik faydalar gösterilmeye çalışılmıştır.

2.2. Geleneksel Dış Ticaret Teorisine Giriş

2.2.1. Sabit Fırsat Maliyeti ve Üretim Olanakları Eğrisi

Ülkelerin mevcut üretim faktörleri ile yapabilecekleri olası maksimum üretim seviyelerini gösteren eğriye üretim (olanakları) imkanları eğrisi denir. Şekil 2.1’de ülke çelik ve buğday mallarını üretirken elindeki tüm üretim faktörlerini üretime yönlendirir. Eğer ülke tüm kaynakları ile yalnızca çelik üretmek isterse üretim olanakları eğrisi üzerinde Z noktasında üretimde bulunur. Bu noktada ülke 100 ton çelik üretirken buğday üretmemektedir. Eğer ülke tüm kaynakları ile buğday üretmek isterse üretim olanakları eğrisi üzerinde V noktasında üretim yapmayı tercih eder. Bu noktada ülke 100 ton buğday üretirken çelik üretmemektedir.

Eğer ülke her iki üründen de çeşitli miktarlarda üretmek isterse bir tercihte bulunmakta zorundadır. Üreteceği fazla her 1 birim buğday için 1 birim çelik üretiminden vazgeçmek zorundadır. Bu ifadenin tersi de doğrudur. Buna göre ülke üretmek istediği fazla her 1 birim çelik için 1 birim buğday üretiminden vazgeçmek zorundadır. Çünkü üretim olanakları eğrisinin eğimi 1’dir (karşı/komşu=100 ton buğday/100 ton çelik). Bu eğri üzerinde her noktada eğim 1 olduğu için ülke için 1 birim çelik üretiminin fırsat maliyeti 1 birim buğday yine aynı şekilde 1 birim buğday üretiminin fırsat maliyeti 1 birim çeliktir.

Z noktasında 100 birim çelik üreten ülke eğer 50 birim buğday üretmek isterse ancak 50 birimlik çelik üretiminden vazgeçerek 50 birimlik buğday üretimini gerçekleştirebilir.

Şekil 2.1. Sabit Fırsat Maliyetli Üretim Olanakları Eğrisi

2.2.2. Artan Fırsat Maliyetli Üretim Olanakları Eğrisi

Her zaman sabit fırsat maliyetli üretim olanakları eğrisi ile karşılaşılmaz. Genellikle üretim olanakları eğrileri orijine iç bükey konkav yapılara sahiptirler. Bu tür üretim olanakları eğrilerine Artan Fırsat Maliyetli Üretim Olanakları Eğrileri denmektedir. Şekil 2.2’de artan fırsat maliyetli üretim olanakları eğrisi verilmektedir.

Artan fırsat maliyetli üretim olanakları eğrisinin üzerinde her noktada eğim farklıdır. Z noktasında üretimde bulunan ülke 30 ton çelik üretirken buğday üretmemektedir. Ülke 20 ton buğday üretmek için 10 ton çelik üretiminden vazgeçerek 20 ton çelik üretmiştir. Ülke V noktasında üretime geçmiştir. Bu noktaya ulaşmak için ülke her 2 ton buğday üretimi için 1 ton çelik üretiminden vazgeçmiştir (20 ton buğday/10 ton buğday=2).

Eğer ülke buğday üretimini arttırmak ister U üretim noktasını tercih edebilir. Bu noktada ülkenin buğday üretimi 27 tona çıkarken çelik üretimi 10 tona gerilemiştir. Ülke ilave 7 ton buğday üretmek için tekrar 10 ton buğday üretiminden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Diğer bir değişle ülke her 700 kg buğday için 1 ton çelik üretiminden vazgeçmiştir (7 ton buğday/10 ton çelik).

Eğer ülke yine buğday üretimini arttırmak isterse T noktasında üretimi tercih edebilir. Bu noktada ülke 30 ton buğday üretirken çelik üretiminde bulunmamaktadır. Ülke fazladan 3 ton daha buğday üretmek için çelik üretimini sıfıra indirmiştir. Özetle ülke her 300 kg buğday üretimi için 1 ton çelik üretiminde vazgeçmiştir (3 ton buğday/10 ton çelik).

Z noktasında üretime başlayan ülke T noktasına doğru ilerledikçe ilave her ürettiği buğday için daha fazla çelik üretiminden vazgeçmek zorunda kalmaktadır. V noktasında bu oran 1’e bir iken U noktasında 0.7’ye bir T noktasında ise 0.3’e birdir. Z noktasından T noktasına doğru ilerledikçe buğday üretmenin maliyeti çelik cinsinden artmaktadır. Bu ilişkiye artan fırsat maliyetli üretim denmektedir.

Şekil 2.2. Artan Fırsat Maliyetli Üretim Olanakları Eğrisi

Aynı ilişki T noktasında üretimde bulunan bir ülkenin çelik üretimine de geçmek istemesi ve Z noktasına doğru yönelmesi ile de açıklanabilir. Ülke T noktasından Z noktasına doğru ilerledikçe her defasında daha fazla çelik üretmek için üretmekte olduğu buğdaydan daha fazla oranlarda vazgeçmek zorunda kalacaktır.

2.2.3. Marjinal Dönüşüm Oranı

Marjinal Dönüşüm Oranı üretim olanakları üzerinde bulunan bir ülkenin bir üründen 1 birim daha fazla üretmek için diğer ürettiği üründen vazgeçtiği miktarı gösterir. Kısaca marjinal dönüşüm eğrisi yukarıda tanımlanan fırsat maliyetinin kendisidir.

Üretim olanakları eğrisi üzerinde üretim yapan bir üretici için yapmış olduğu üretimin fırsat maliyeti üretim olanakları üzerinde bulunduğu noktanın eğimine eşittir. Daha genel bir tarif ile üretim olanakları eğrisi üzerindeki bir noktanın eğimi o noktanın fırsat maliyetine eşittir.

Sabit fırsat maliyetli üretim olanakları eğrisi doğrusal olması nedeni ile bu eğri üzerinde bulunan her noktanın eğimi aynıdır (sabittir). Bundan dolayı sabit fırsat maliyetli üretim olanakları üzerinde bulunan her noktada yapılan üretimin fırsat maliyeti aynıdır (sabittir).

Artan fırsat maliyetli üretim olanakları eğrisi ise orijine dış iç bükey yapılardır. Eğri doğrusal değildir. Bunun sonucu eğri üzerinde bulunan her noktanın eğimi farklıdır. Eğimin her noktada farklı olması marjinal değişim oranın da farklı olması manasına gelmektedir. Yalnızca tek mal üreten bir ülke ikinci malın üretimine başlayıp ve ikinci mal üretimini arttırmaya yönelmesi birinci ürettiği malın üretiminden vazgeçmesi ile mümkün olur. Ülkenin ikinci mal üretimini her defasında arttırması birinci mal üretiminden her defasında daha fazla miktarlarda vazgeçmesini zorunlu kılar. Bu şart da artan maliyet koşulunun nedeni olur. Bu süreç boyunca ikinci malın üretimi firmaya birinci mal cinsinden artan maliyetlere neden olur. Bu artan maliyetlerde marjinal dönüşüm oranında yaşanan değişim ve üretim olanakları eğrisinin eğiminde yaşanan değişimlerle ölçülür.

2.3. Milletlerin Farklılık Eğrileri

Her milletin (ulusun) kendine has mal ve hizmet tercihleri vardır. Bazı uluslar geniş evlerde yaşamayı tercih ederken bazı uluslar daha küçük evlerde yaşamayı tercih ederler. Bazı milletler büyük otomobilleri tercih ederken bazı milletler daha küçük otomobilleri tercih ederler. Milletler kendilerini tatmin edecek mal ve hizmetleri tüketerek ulusal faydalarını maksimumlaştırırlar. Milletlerin tükettikleri mal ve hizmet sepetleri ile bu sepetlerin sağladığı fayda düzeyleri toplumsal farklılık eğrileri ile gösterilir. Milletlere aynı fayda düzeyini sunan farklı mal sepetlerinin geometrik yerine toplumsal farklılık eğrileri denir.

Bir toplumsal farklılık eğrisi üzerinde her noktada toplum aynı fayda düzeyine sahiptir. Bu eğri üzerinde farklı mal sepetleri bulunmaktadır. Bu sepetlerden hepsi aynı faydayı düzeyini sağlamaktadır. Şekil 2.3’de F Toplumsal Fayda Eğrisi bulunmaktadır. Bu eğri üzerinde bulunan tüm noktalar topluma aynı fayda düzeyini vermektedirler. Toplum ister K mal sepetini isterse de L mal sepetini tüketsin her iki sepette topluma aynı faydayı sunmaktadır. Eğer toplum zamanla F toplumsal fayda eğrisinden G veya H toplumsal fayda eğrisine geçebilirse daha üst fayda düzeylerine ulaşmış olacaktır.

Şekil 2.3. Toplumsal Fayda Eğrisi

2.3.1. Marjinal İkame Oranı

Eğer toplum K sepetini tüketirse 20 ton buğday, 5 ton çelik, eğer toplum L sepetini tüketirse 5 ton buğday, 20 ton çelik tüketecektir. Her iki noktada topluma aynı fayda düzeyini sunmaktadır. Marjinal ikame oranı toplumun aynı fayda düzeyinde kalabilmek şartı altında bir maldan bir birim fazla tüketme karşılığında diğer maldan vazgeçtiği miktar olarak hesaplanmaktadır. Örneğin toplumun tüketim sepetinin K noktasından L noktasına kaydığını kabul edelim. Toplum 15 ton fazla çelik tüketmek için 15 ton buğday tüketiminden vazgeçmiştir. Böylelikle marjinal ikame oranı -1 (-15 ton buğday / 15 ton çelik) olarak hesaplanmıştır.

2.4. Dış Ticaretin Olmadığı Durumda Üretim ve Tüketim Dengesi

Bir ülke dış ticarete kapalıyken tüm tüketimi kendi iç üretimi ile karşılanır. Böylesi bir durumda denge üretim ve denge tüketim seviyeleri birbirlerine eşitlenerek piyasada genel denge sağlanmış olur. Bu genel denge sağlanırken ülkenin üretim olanakları eğrisinden ve o toplumun farksızlık eğrilerinden faydalanılır.

Şekil 2.4’de dış ticarete kapalı bir ülkenin üretim olanakları ve toplumsal farksızlık eğrileri verilmektedir. F toplumsal farksızlık eğrisi ülkenin üretim olanakları eğrisi ile V noktasında teğet olmaktadır. Her iki eğrinin V noktasında teğet olması demek her iki eğrinin de V noktasında eğimlerinin birbirlerine eşit olduğu anlamına gelmektedir.

Üretim olanakları eğrisinin eğimi bizlere ürünlerin üretim miktarlarının belirlenmesi aşamasında fırsat maliyetleri hakkında bilgi vermekteydi. Fırsat maliyeti aynı zamanda bizlere marjinal dönüşüm oranı ve nispi fiyat hakkında da bilgi vermekteydi. Buna göre V noktasında üretimde bulunan bir ülkede 20 ton çelik ve 20 ton buğday üretilmektedir. Yani ülkede 20 ton çelik üretmenin maliyeti 20 ton buğday üretimine eşittir. Öyleyse ülkede 1 ton çelik 1 ton buğday ile değiş tokuş edilebilir. Diğer bir ifade ile ülkede nispi fiyat 1’e eşittir. Böylesi bir üretimin gerçekleştiği V noktasından teğet geçen F toplumsal farksızlık eğrisi de toplumun bu nispi fiyat seviyesini kabul ederek toplamda 20 ton çelik ve 20 ton buğday tüketmeye razı olduğunu göstermektedir.

Şekil 2.4. Dış Ticarete Kapalı Bir Ekonomide Denge Üretim ve Tüketim

2.5. Dış Ticaret Durumda Üretim ve Tüketim Dengesi

Ülkelerin dış ticaret yapabilmeleri için ülkeler arasında nispi fiyat farklılıklarının bulunması gerekmektedir. Şekil 2.5.’de A ve B ülkelerinin dış ticaretten önce üretim ve tüketim denge seviyeleri gösterilmektedir.

Şekil 2.5. Dış Ticarete Başlamadan Önce Ülkelerin Üretim ve Tüketim Dengeleri

A ülkesi buğday üretimi konusunda verimli bir ülkedir. Çelik üretimi görece buğday üretimi karşısında verimsizdir. A ülkesi 5 ton buğday üretirken 25 ton çelik üretmektedir. Aynı zamanda A ülkesi vatandaşlarının buğday tüketimleri çelik tüketimlerine göre nispi olarak düşüktür. A ülkesinin üretim olanakları eğrisi A ülkesi vatandaşlarının toplumsal kayıtsızlık eğrisi ile U noktasında teğet olmaktadır. U noktasında A ülkesinin üretim olanakları eğrisinin eğimi ile A ülkesi vatandaşlarının toplumsal kayıtsızlık eğrisinin eğimi aynıdır. U noktası A ülkesi için üretim, tüketim ve nispi fiyat denge şartının gerçekleştiği yerdir. U noktasında A ülkesi 5 ton buğday, 25 ton çelik üretilmekte aynı zamanda üretilen 5 ton buğday ve 25 ton çelik üreticiden tüketiciye doğru el değiştirerek tüketilmektedir. A ülkesindeki nispi fiyat ise 5’e 1’dir (25 ton çelik/5 ton buğday).

B ülkesi çelik üretiminde daha verimlidir. B ülkesinde çelik üretimi buğday üretiminden daha verimlidir. B ülkesi 25 ton buğday üretirken 5 ton çelik üretmektedir. B ülkesi vatandaşlarının çelik tüketimleri buğday tüketimlerinden de düşüktür. Kısaca B ülkesi çelik üretimi ve tüketiminde A ülkesine göre daha düşük seviyededir. B ülkesinin genel dengesi V noktasında gerçekleşmektedir. V noktasında B ülkesinin üretim olanakları eğrisi B ülkesi toplumsal kayıtsızlık eğrisine teğettir. Her iki eğrinin de eğimi V noktasında aynıdır. V noktasında ülke 5 ton buğday ve 25 ton çelik üretip üretilen bu ürünler de 1’e 5 (5 ton çelik/25 ton buğday) nispi fiyatıyla tüketiciler tarafında satın alınarak tüketilmektedir.

Her iki ülkede genel denge noktalarında oluşan nispi fiyatlar farklıdır. A ülkesinde nispi fiyat 5’e 1 (25 ton çelik/5 ton buğday=5/1=5) iken bu oran B ülkesinde 1’e 5’dir (5 ton çelik/25 ton buğday=5/25=1/5). Bu bilgiler ışığında A ülkesinde buğday B ülkesine göre nispi olarak pahalı iken B ülkesinde çelik A ülkesine göre nispi olarak daha pahalıdır. Öyleyse ülkeler nispi olarak ucuz oldukları ürünleri nispi olarak pahalı olan ülkelere satabilir. Böylelikle dış ticaret başlamış olur.

Şekil 2.6. Dış Ticarete Başladıktan Sonra Ülkelerin Üretim ve Tüketim Dengeleri

A ülkesi B ülkesi ile dış ticarete başlayınca denge üretim sepetini noktasını U1’den UD’ye kaydırır. UD noktasında A ülkesi 35 ton buğday, 5 ton çelik üretmeye başlar. Üretilen 35 ton buğdayın 10 tonunu yurtiçinde tüketilirken geriye kalan 25 ton buğday B ülkesine yeni oluşan uluslararası nispi fiyatından (1/1) ihraç edilir. A ülkesi B ülkesinden 25 ton buğday ihracatına karşılık 25 aynı nispi fiyattan 25 ton çelik ithal eder. Böylelikle A ülkesinde üretilen 5 ton çelik ve ithal edilen çelikle birlikte toplam 30 ton çelik tüketilir.

B ülkesi de dış ticarete başlamakla beraber denge üretim noktasını V1’den VD’ye taşır. VD noktasında B ülkesi 5 ton buğday, 35 ton çelik üretir. B ülkesi ürettiği 35 ton çeliğin 10 tonunu yurtiçinde tüketir, geri kalan 25 tonunu A ülkesine ihraç eder. B ülkesi A ülkesine ihraç ettiği 25 ton çelik karşılığında uluslararası nispi fiyattan (1) 25 ton buğday ithal eder. B ülkesi kendi ürettiği 5 ton çelik ile ithal ettiği 25 ton çeliğin tamamı olan 30 ton çeliği tüketir.

Dış ticaret her iki ülkeye de katkı sağlamıştır. Her iki ülkede dış ticaret sayesinde daha üst düzey farksızlık eğrilerine ulaşmış toplumsal olarak daha fazla fayda sağlamışlardır. Dış ticaret aracılığı ile her iki ülkede dış ticaretten öncesine göre daha fazla buğday ve çelik tüketiminde bulunmaya başlamışlardır.

2.6. Aynı Üretim Olanaklarına Sahip Farklı Toplumların Dış Ticareti

Üretim potansiyelleri aynı olan ülkelerde kendi aralarında dış ticarette bulunarak toplumlarının toplam fayda düzeylerini arttıra bilirler. Karşılaştırmalı üstünlükler teorisine göre dış ticareti gerçekleşmesi için olması gereken şart ülkelerde oluşan nispi fiyatların birbirlerinden farklı olmasıdır.

Üretim yapıları birbirleri ile aynı iki özdeş ülke düşünelim. Bu iki ülkenin de üretim olanakları eğrilerinin birbirlerinin özdeşi olduğunu varsayalım.

Şekil 2.7. Toplumsal Farklılıklardan Kaynaklanan dış Ticaret

Şekil 2.7’de A ve B ülkeleri için çizilmiş üretim olanakları eğrisi bulunmaktadır. Her iki ülkenin üretim olanakları eğrisi özdeş olduğu için birbirleri ile üst üste çakıştıkları için tek bir üretim olanakları eğrisi olarak gözükmektedir. Dış ticarete başlamadan önce A ülkesi U denge noktasında denge üretim ve denge tüketimini gerçekleştirmektedir. B Ülkesi de Y noktasında denge üretim ve denge tüketimini gerçekleştirmektedir.

Ülkeler dış ticarete başlayınca F nispi fiyat eğrisi oluşmuştur. Nispi fiyat eğrisinin eğiminin 1 olduğu varsayılmaktadır. Yani dış ticarette 1 ton buğday ihracatı 1 ton çelik ithalatı ile mümkün olmakta veya 1 ton çelik ihracatı 1 ton buğday ithalatı ile gerçekleşmektedir.

Nispi fiyatın oluşmasından sonra A ve B ülkeleri denge üretim noktalarını D seviyesine taşımışlardır. Her iki ülkede 10’ar ton buğday ve 10’ar ton çelik üretmektedirler.

A ülkesi ürettiği 10 çeliğin 5 tonunu iç piyasasında tüketmekte geriye kalan 5 tonunu B ülkesine 5 ton buğday karşılında ihraç etmektedir. A ülkesi ürettiği 10 ton buğday ile birlikte B ülkesinden ithal ettiği 5 ton buğdayın tamamını 15 ton olarak tüketmektedir. Böylelikle A ülkesi V denge tüketim noktasında 15 ton buğday ve 5 ton çelik tüketmektedir.

B ülkesi ürettiği 10 ton buğdayın 5 tonunu iç piyasasında tüketirken geriye kalan 5 ton buğdayını A ülkesine ihraç etmektedir. A ülkesi B ülkesine ihraç ettiği 5 ton buğdaya karşılık B ülkesinden 5 ton çelik ithal etmektedir. B ülkesi ürettiği 10 ton çelik ile birlikte A ülkesinden ithal ettiği 5 ton çeliğin tamamı olan 15 ton çeliğin tamamını tüketmektedir. Dış ticaretin başlamasından sonra B ülkesi Z denge tüketim noktasında 5 ton buğday ve 15 ton çelik tüketiminde bulunmaktadır.

Şekil 2.7 incelendiğinde dış ticarete başlamadan önce ve sonra A ülkesi toplumunun buğday tüketimine meyilli olduğunu, B ülkesi toplumunun da çelik tüketimine meyilli olduğunu görmekteyiz. Aynı üretim olanaklarına sahip ülkeler dış ticarete başlamadan önce nispi fiyatların farklı olması şartı altında farklı tüketim kalıplarına sahip olmaları dış ticaretin doğmasına neden olmuştur. Bu var olan gerçek toplumların birbirlerinden farklı olması ve değişik tüketim kalıplarına sahip olmalarıdır. Ülkeler aynı üretim yapılarına sahip olsalar da toplumlarının farklı tüketim kalıpları ülkeleri dış ticaret yapmaya zorlamaktadır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde ülkelerin nasıl üretim yaptıklarını, bu ülkelerde yaşayan vatandaşların mal ve hizmetlere karşı nasıl tercihlerde bulunduklarını bu ülkelerin birbirleri ile dış ticarete başlamaları durumunda üretimlerindeki ve vatandaşların tercihlerindeki değişimlerin hangi yönde ve şiddette olduğu incelenmeye çalışılmıştır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi,

3. Dış ticaretin arz ve talep ile analizi

Giriş

Dış ticaret koşulları da zaman içerisinde sürekli değişir. Dış etmenler yurt içi piyasa dengelerini etkilediği gibi yurt dışı piyasa dengelerini de etkiler. Bu nedenle uluslararası ticaret dengeleri sürekli değişime uğrar. Bu değişim dış ticarete konu mal miktarlarının ve bu mallarının fiyatlarınn değişmesine neden olur. Dış ticaret piyasalarında yaşanan bu değişim ülke ekonomilerinin de etkilenmelerine neden olmaktadır.

3.1. Dış Ticaretin Arz Ve Talep İle Analizine Giriş

Adam Smith’in ve David Ricardo’nun dış ticaret teorileri tamamen üretim ve bu üretimin dış piyasaya sunumu ile ilgilenmektedir. Ancak piyasalarda dengenin oluşabilmesi için arzınyanında talebe de ihtiyaç vardır. Arz ve talebin karşılaşabilmesi durumunda piyasa dengesi oluşur. Piyasa dengesinden denge fiyat ve denge ticaret miktarı ortaya çıkar.

Bu bölümde talebinde analizde dahil edildiği dış ticaret dengesi analiz edilmeye çalışılmıştır.

Öncelikle iki ülkenin tek bir dış ticaretinde bulunduğu kısmi denge analizi ile anlatılmaya çalışılmıştır. Bu modelde tek bir malın uluslararası piyasada fiyatının nasıl oluştuğu gösterilmiştir.

Daha sonra analiz genel denge teorisi yardımı ile açıklanmaya çalışılmıştır. Burada birden fazla ülke ve birden fazla mal analize dahil edilmitir. Analizde teklif eğrileri ve toplumsal kayızsızlık eğrileri yardımları ile anlatılmaya çalışılmıştır.

Genel denge analizi dinamik bir yapıda incelenmiştir. Zamanla ülkelerin teklif eğrileinde yaşanan kaymalar analize dahil edilerek bu değişmelerin uluslararası ticaret piyasasına bıraktığı etkiler analiz edilmiştir.

3.2. Kısmi Denge Analizi İle Nispi Fiyatların Belirlenmesi

Ülkelerin iç piyasalarında oluşan farklı nispi fiyatlar ülkelerin dış ticaret yapmalarına olanak sağlamaktadır. Ülkeler dış ticarete başlamaları üzerinde anlaşabilecekleri bir nispi fiyat ile mümkün olmaktadır. Bu denge nispi fiyat ile ülkeler kendi aralarında ithalat ve ihracat yaparlar. Kısmi denge yaklaşımı ile uluslararası piyasada denge fiyat ve denge ticaret hacmi Şekil 3.1’de gösterilmektedir.

Şekil 3.1. Kısmi Denge Yaklaşımıyla Uluslararası Piyasada Denge Fiyat ve Denge Ticaret Hacmi

Dış ticarete başlamadan önce A ülkesinde çelik üretimi A ülkesindeki çelik arzı (SA) ve A ülkesindeki çelik talebinin (DA) dengeye gelmesi sonucu dengeye gelmektedir. A ülkesinde çeliğin denge fiyatı PA seviyesinde gerçekleşmektedir.

Aynı şekilde dış ticarete başlamadan önce B ülkesindeki denge çelik üretimi ülkenin yurtiçi çelik talebi (DB) ile yurtiçi çelik arzının (SB) dengeye gelmesi sonucu oluşur. B ülkesinde çeliğin denge fiyatı PB düzeyindedir.

Her iki ülkedeki çelik fiyatları incelenecek olursa A ülkesindeki denge çelik fiyatı B ülkesindeki denge çelik fiyatından daha düşüktür. Ülkeler arasında yaşanan böylesi bir fiyat farkı dış ticareti mümkün kılar. Potansiyel olarak A ülkesi çelik ihracatçısı B ülkesi de çelik ithalatçısı durumundadır.

A ülkesi için PA fiyatının üzerindeki her fiyat düzeyinde piyasadaki arz talebi aşmaktadır. Diğer bir değişle piyasa temizlenememektedir. Bu nedenden dolayı dış ticaretin başlaması ile PA fiyat seviyesinin üzerinde ortaya çıkan fazla ürün arzını A ülkesi ihracata yönelir.

B ülkesi için PB denge fiyatının altında her seviyede piyasada talep fazlası doğmaktadır. Dış ticaretin başlaması ile birlikte B ülkesinde PB fiyat seviyesinin altında kalan fiyat seviyeleri için karşılanamayan talep A ülkesinden yapılacak ithalat ile karşılanmaya çalışılacaktır.

A ülkesinde PD fiyat seviyesinde piyasada X-Y aralığı kadar arz fazlası oluşmaktadır. B ülkesinde PD fiyat seviyesi için X-Y aralığında talep fazlası doğmaktadır. A ülkesi PD fiyatında elinde oluşan arz fazlasını B ülkesinde PD fiyatında oluşan talep fazlasını karşılamak üzere ihracatta bulunur. Böylelikle uluslararası piyasada PD fiyatından X-Y aralığı kadar mal dış ticarete konu olarak ülkeler arasında yer değiştirir.

A ülkesi PA fiyatının üzerindeki her arzı uluslararası piyasalar için yapmaktadır. Böylelikle A ülkesinde PA fiyatı üzerinde oluşan arz eğrisi uluslararası piyasanın arz eğrisi olmaktadır. Yine aynı şekilde B ülkesinde PB fiyatının altında kalan arz tarafından karşılanamayan talep kendisini uluslararası piyasalara yönlendirerek karşılamak ister. B ülkesinde PB fiyatının altında kalan talep eğrisi uluslararası piyasanın talep eğrisini olmaktadır.

3.3. Teklif Eğrileri Yaklaşımı ile Genel Denge Analizi

Dış ticarette bir ülkenin yurtdışından ithal etmeye razı olduğu herhangi bir malın çeşitli miktarlarına karşılık yurtdışına ihraç etmeye razı olduğu diğer bir malın miktarlarını gösteren eğriye teklif eğrisi denir. Böylelikle teklif eğrisi ülkenin arz etmeye razı olduğu malın çeşitli miktarına karşılık talep ettiği malın miktarlarını bildirir. Kısacası teklif eğrisi arz ve talep eğrilerini bünyesinde barındırmaktadır. Bunun yanında teklif eğrisi dolaylı olarak nispi fiyat hakkında bilgi vermektedir. Her arz edilmeye razı mal miktarı ile bu arz edilen miktarlar için yurtdışından talep edilen mal miktarların birbirlerine bölümü mallar cinsinden bizlere nispi (oransal) fiyatlar hakkında bilgi verir. Dolaylı olarak teklif eğrisi dış ticaretin hangi nispi fiyat seviyesinden gerçekleşebileceğini gösteren bir eğridir.

3.3.1. B Malı Üretiminde Uzmanlaşmış Bir Ülkenin Teklif Eğrisi

I numaralı doğru ülkenin yurtiçi nispi fiyatlarını göstermektedir. Bu doğrudan anladığımız kadarıyla bu ülkede B Malı çok, A Malı ise nadir bulunan bir maldır.

Şekil 3.2. B Malı üretiminde Uzmanlaşmış Ülkenin Teklif Eğrileri

Yine bu eğriden anladığımız kadarıyla söz konusu ülkede çok az miktardaki A Malları çok fazla miktardaki B Malları ile değiştirilebilmektedir. Diğer bir değişle A Malı B Malına oranla daha kıymetli ve pahalı bir maldır.

I numaralı doğrunun eğimi bizlere yurtiçi nispi fiyat hakkında bilgi vermektedir. Kabaca bu ülkede her 5 A Malı 300 B Malı ile takas edilmektedir. Yani her bir A Malı 60 B Malına bedeldir. Bu doğrunun sol tarafında dış ticaret yapılmamaktadır. Yani ülkeye yapılan dış ticaret teklifleri bu doğrunun sol tarafı için her bir A Malı için 60 B Malından azdır. Bu tür teklifler yerine ülkede A malı üretmek daha karlıdır. Eğer her bir A Malı için 60 birim B Malından fazla teklif edilirse dış ticaret mümkün olabilmektedir ki o da I numaralı doğrunun sağ tarafında gerçekleşir.

T eğrisi teklif eğrisidir. Bu eğri üstünde bulunan her noktada ülkenin ne kadarlık B Malı ihracına karşılık ne kadar A Malı ithal etmeye razı olduğu gösterilmektedir.

Ülke için X noktasında dış ticaret gerçekleşebilir. X noktasından geçen II numaralı doğru 300 Adet B Malına karşılık 50 Adet A Malı teklif etmektedir. Bu ülke için avantajlı bir ticaret olarak görülmektedir. Zira ülke dış ticarete kapalı iken 300 Adet B Malına karşılık 5 Adet A Malı üretebilmekte idi.

Y noktası söz konusu ülke için X noktasına göre çok daha fazla avantajlıdır. Y noktasından geçen doğru dış ticaret için geçerli nispi fiyat hakkında bilgi vermektedir. 400 adet B Malı 100 adet A Malı ile dış ticarete girebilmektedir. A Malı ithalatı başına ülke 4 adet B Malı ihraç etmeye razıdır.

Z noktası da Y noktasına göre ülkeye daha fazla kazanç sağlamaktadır. Ülke 150 adet A Malı ithalatına karşı 300 adet B Malı ihraç etmeye razıdır. Z noktasından geçen IV numaralı doğrunun bizlere göstermiş olduğu nispi fiyat ½’dir. Yani her bir A Malı ithalatına karşılık 2 Adet B Malı ihraç edilmektedir.

Teklif eğrisi orijinden çıktıktan ilerledikçe nispi fiyatları temsil eden doğru gittikçe yatay pozisyon almaktadır. Bunun altında yatan gerçek ülkede kıt olan A Malının ithalatının başlaması ile gittikçe ülkede A Malının miktarının artması sonucu ihraç edilen yerli üretim olan B Malı ihracatı başına daha fazla A Malı ithal etmeye razı olmak yatmaktadır.

3.3.2. A Malı Üretiminde Uzmanlaşmış Bir Ülkenin Teklif Eğrisi

A Malı üretiminde uzman bir ülkenin dış ticarete kapalı iken yurtiçi nispi fiyatı hakkındaki bilgiyi I numaralı doğrudan anlayabiliriz. Bu ülkede dış ticarete başlamadan önce yurtiçinde üretilen 1 adet A Malı yine yurtiçinde üretilen 1 adet B Malı ile değiştirilebilmektedir. Bu bize yurtiçinde nispi fiyatların 1 (100/100) olduğunu göstermektedir. Eğer bu ülke dış ticarete girmek isterse I numaralı doğrunun altında kalan bölgedeki nispi fiyatlardan dış ticaret yapmak istemez. Örneğin 100 adet A Malı ihracatı için 90 adet B Malı ithal etmek istemez. Zira hali hazırda 100 adet A Malı ile birlikte 100 adet B Malını yurtiçinde üretebilmektedir. Eğer bu ülke 100 adet A Malı ihracatı için 100 adet B Malından fazla ithalatı yapabilirse bu ülke için avantaj sağlar ki buda I numaralı doğrunun üstünde kalan kısımda sağlanır.

Şekil 3.2. B Malı üretiminde Uzmanlaşmış Ülkenin Teklif Eğrileri

Dış ticarete açılan bu ülkenin T teklif eğrisi üzerinde bulunan Y noktasında dış ticaret yapmaya razı olduğunu varsayalım. Y noktasından geçen II numaralı doğru bize ülkenin dış ticarete razı olduğu nispi fiyat oranını göstermektedir. Buna göre bu ülke 100 adet A Malı ihraç etmeye karşılık 200 adet B Malı ithal etmeye hazırdır. Bu nokta dış ticarete kapalı iken 100 adet A Malı ve 100 adet B Malı üretme durumundan daha avantajlı bir durumdur.

Teklif eğrisi üzerinde bulunan Z noktası ülkeye Y noktasından daha da fazla katkı sağlamaktadır. Ülke Z noktasında 150 adet A Malı ihracatına karşılık 350 adet B Malı ithalatı yapmaya razıdır. Z noktasından geçen III numaralı doğru dış ticaret için razı olunan nispi fiyat hakkında bilgi vermektedir. Ülke her bir A Malı ihracatına karşı 2,3 (350/150) adet B Malı ithal etmeye razıdır.

Teklif eğrisi üzerinde bulunan X noktası ülke için Z ve Y noktalarına göre çok daha fazla katkı sağlayan dış ticaret imkanı sunmaktadır. X noktasından geçen IV numaralı doğru dış ticaret için geçerli fiyat düzeyi hakkında bize bilgi vermektedir. X noktasında ülke her bir A Malı ihracatına karşılık 4 (400/100) adet B Malı ithalatına razı olmaktadır.

Dikkat edilirse teklif eğrisinin orijinden uzaklaştıkça nispi fiyatları gösteren doğrular dikleşme eğilimi göstermektedir. Bunun nedeni B Malının kıt olduğu bu ülkede B Malı ithalatının başlaması ve ülkede B Malının bollaşması ile B Malının A Malı cinsinden görece fiyatının ucuzlamasıdır.

3.3.3. Teklif Eğrileri ile Dış Ticarete Dengesi

X ve Y ülkelerinin teklif eğrilerinin kesişmesi sonucu dış ticaret piyasasında denge oluşur. Bu denge bize A Malından ve B Malından ne kadarlık alım-satım olduğu ile bu alım-satımın hangi fiyattan gerçekleştiğidir.

Şekil 3.3. Genel Denge Yaklaşımı İle Dış Ticaret Dengesi

D noktasında gerçekleşen denge ile Y Ülkesi X Ülkesine 400 birim B Malı ihraç etmek karşılığında Y Ülkesi X Ülkesinden 100 birim A Malı ithal etmektedir. Diğer bir değişle Y ülkesi ihraç ettiği her birim B Malı için 4 birim A Malı ithal etmiştir. Böylelikle nispi fiyat 4 (400/100) olmuştur.

Aynı denge şartını X ülkesi için de değerlendirebiliriz. X ülkesi Y ülkesine 100 birim A Malı ihraç etmesine karşın, Y Ülkesinden 400 birim B Malı ithal etmiştir. Diğer bir değişle X ülkesi ihraç ettiği her birim A Malı için 4 birim B Malı ithal etmiştir. Dış ticarettin gerçekleştiği fiyat seviyesinin 4 olduğunu buradan da bir kez daha teyit edebiliriz.

3.3.4. Dış Ticaret Dengesinde Gerçekleşen Değişimler

Zaman içerisinde ülkelerin teklif eğrilerinin yapılarının değişmesi ile uluslararası dış ticaret dengesinde değişmeler yaşanabilir. Teklif eğrileri bünyelerinde bir ülkenin talep ve arz yapısını yansıtmaktadır. Eğer bir ülke dış ticarete konu bir mala karşı olan talebini ve/veya arzını arttırır (veya azaltırsa) uluslararası piyasada oluşan dış ticaret dengesinde değişmeler yaşanabilir.

Eğer B malı üretiminde uzmanlaşmış X ülkesinin A malı talebinde bir artış olursa X ülkesinin teklif eğrisi yukarı, X ülkesinin A talebinde bir azalma olursa X ülkesinin teklif eğrisi aşağıya doğru yönelim gösterir.

X ülkesinin A malına olan talebinin arttığını varsayalım. X ülkesinin teklif eğrisi TX0’dan TX1 düzeyine yukarı doğru kaymaktadır. Yeni dış ticaret denge noktası D1 seviyesinde oluşmaktadır.

Şekil 3.4. X Ülkesinin A Malı Talebinde Artış Olması

Yeni denge noktasında X ülkesi 750 birim B malı ihraç etmeye karşılık 150 birim A malı ithal etmeye razıdır. Böylelikle yeni denge noktasında dış ticaret hacminde artış yaşanmıştır. Denge noktassının D1’e kaymasıyla dış ticarete konu nispi fiyatta da değişme yaşanmıştır. D0 noktasında X ülkesi 400 birim B malı ihracatına karşılık 100 birim A malı ithlat etmekteydi. Bu dış ticaret 4 (400 birim B Malı/100 birim A Malı) birimlik nispi fiyat ile gerçekleşmekteydi. Ancak X ülkesinin A malı talebenin artması ile D1 noktasında dış ticaret 5 (750/150) birimlik nispi fiyat ile gerçekleşmiştir. Yani A ülkesi 50 birim daha fazla A malı ithal etmek için ilave 350 birim B Malı ihraç etmek durumunda kalmıştır. Böylelikle dış ticarete konu fiyat düzeyini gösteren FD0 doğrusu FD1 şeklini alır. FD1 doğrusu FD0 doğrusuna göre daha diktir. Bunun nedeni X ülkesinde A malı talebinin artmasının bu talebi karşılamak için yapılması gereken ihracatın artmsından kaynaklanmaktadır.

X ülkesinin A malına olan talebinde bir azalma olması durumunda X ülkesinin teklif eğrisi aşağıya doğru kayacaktır. Bunun sonucu olarak uluslararası ticarete konu nispi fiyatı gösteren FD0 daha yatay bir pozisyon alacaktır. X ülkesinin eskiye göre daha az A malı talep etmesi eskiye göre daha az B Malı ihraç etmesine neden olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta dış ticaretin azalması ile birlikte bu azalmanın uluslararası ticarete konu nispi fiyatın X ülkesi lehine değişmesidir. X ülkesi ürettiği A malı eskiye göre nispi fiyat cinsinden daha pahalıya satmaya başlamıştır.

Y ülkesinde A malına karşı olan talepte bir artış olması durumunda Y ülkesinin teklif eğrisi sağa kayar ve Y ülkesinin teklif eğrisi TY1 pozisyonunu alır. Böylelikle yeni dış ticarete dengesi D1 noktasında gerçekleşir. D0 noktasında Y ülkesi 100 birim A malı ihraç ederken 400 birim B malı ithal etmekteydi. Yeni dış ticaret dengesi olan D1 noktasında Y ülkesi 150 birim A malı ihraç ederken 450 birim B malı ithal etmeye başlamıştır.

Şekil 3.5. Y Ülkesinin B Malı Talebinde Artış Olması

Dengenin D1 noktasında oluşması ile dış ticaret hacminde D0 noktasına göre bir artış yaşanmıştır. Ancak dış ticaretteki gelişme yeni nispi fiyatlardan yapılmaya başlanmıştır. D0 noktasında Y ülkesi 400 birim B malı ithlatına karşı 100 birim A malı ihraç ederken bu dış ticareti 4 (400/100) birim nispi fiyat ile yapmaktaydı. Yeni denge noktası D1’de Y ülkesi 450 birim B malı ithalatına karşı 150 birim A malı ihraç etmeye başlamıştır. D1 noktasında gerçekleşen dış ticaret 3 (450/150) birim nispi fiyat ile gerçekleşmeye başlamıştır. Y ülkesinin B malına karşı olan talebinde yaşanan 50 birimlik artış ancak 50 birim daha fazla A malı ihracatı ile mümkün olmuştur. Y ülkesinde yaşanan B malı talep artışını karşılamak için Y ülkesi daha pahalı nispi fiyatla B malını ithal etmek zorunda kalmıştır. Bu durum nispi fiyat seviyesini gösteren FD0 doğrusunun FD1 şeklini alması ile açıklanmaktadır. Yeni nispi fiyat doğrusu daha yatay bir yapıya sahiptir.

Eğer Y ülkesinin B malına karşı olan talebinde azalma yaşanırsa Y ülkesinin teklif eğrisi sola doğru kayması beklenir. Y ülkesinin teklif eğrisinin sola kayması ile birlikte dış ticaretin yapıldığı nispi fiyat seviyesini gösteren FD0 doğrusu daha dik bir yapıya kavuşur. Böylelikle Y ülkesinde B malına karşı olan talepte yaşanan azalma Y ülkesinin daha az B malı ithal etmek karşısında daha az A malı ihraç etmeye razı olması ile mümkün olmaktadır ve dış ticaret daha düşük seviyeki bir nispi fiyat ile mümkün olmaktadır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde kısmi denge modeli yardımıyla bir malın uluslararası piyasada ticaret dengesinin nasıl belirlendiği açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra da bu analizin genel denge yardımı ile ülkelerin teklif eğrileri çizilerek birden fazla ülke ve birden fazla mal için geçerliliği sınanmaya çalışılmıştır. Değişen dış ticaret koşullarına göre dengenin nasıl ve hangi yöne değişim gösterdiği anlatılmaya çalışılmıştır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

4. DIŞ TİCARETTE ÜRETİM FAKTÖRLERİNİN ÖNEMİ, FAKTÖR DONATIM TEORİSİ

Giriş

Ülkelerin ekonomik yapıları karşılaştırıldığı zaman her ülkenin bazı üretim faktörleri açısından görece zengin olduğu görülmektedir. İligli üretim faktörünce görece zengin olan ülke üretim yelpazesini o üretim faktörünce üretilmesi mümkün olan mallara çevirir. Böylece ülke görece zengin olduğu üretim faktörü tarafıdan üretilen malları daha ucuza diğer bir değişle daha verimli bir şekilde üretir. Bu süreç ülkenin ilgili ürünün üretiminde uluslararası piyasada rekabet gücünün artmasına neden olmaktadır.

4.1. Faktör Donatım Teorisine Giriş

Bu bölümde ülkelerin dış ticareti üzerine üretim faktörlerinin bıraktıkları etkiler incelenmeye çalışılmıştır.

Ülkeler görece zengin oldukları üretim faktörlerine uygun ürünlerin üretiminde uzmanlaşırler. Eğer bir ülke emek açısından görece zengin ise emek yoğun ürünlerin üretiminde uzmanlaşır. Buna tekstil sektörünü gösterebiliriz.

Ülkeler görece zengin oldukları üretim faktörleri ile ilgili ürünlerin üretimlerini arttırmaya devam ederlerse ilgili ürünün uluslararası piyasadaki tekelini koruyabilirler. Bunun sonucunda bolca sahip oldukları üretim faktörünün geliride artar.

Ancak bu sistemde unutulan üretim faktörlerinin ülkeler arasında hareketsiz olduğudur. Ancak günümüzde üretim faktörleri de tam olmasa da ülkeler arasında mobil olabilmektedir.

Ülkelerin hangi üretim faktörüne sahip oldukları konusunda da büyük tartışmalar bulunmaktadır. Zira beşeri sermayenin gelişmesi ülkelerin tam olarak sahip oldukları emeğin miktarını belirlemede engel olmaktadır.

Bu bölümde üretim faktörleri üzerinden dış ticaret analiz edilmeye çalışılmıştır. Üretim faktörlerinde yaşanan değişimler ülkerin üretim yapılarını ve dış ticaretlerini doğrudan etkilemektedir.

4.2. Üretim Faktörlerinin Ülkeler Arasında Dağılımı

Ülkeler arasında üretim faktörlerinin bolluğu farklılık göstermektedir. Bazı ülkeler sermaye bakımından görece diğer ülkelere göre zenginken, bazı ülkeler emek bakımından görece olarak diğer ülkelere göre daha zengin bir yapıya sahiptirler. Bunun dışında her iki üretim faktörüne de aynı anda yüksek miktarda sahip olan ülkeler olabildiği gibi her iki üretim faktörü açısından aşırı fakir ülkelerde bulunabilmektedir.

Faktör donatım teorisi uluslararası ticaretin temelinde yatan etmenin ülkelerin üretim faktörleri açısından birbirleri ile olan farklardan kaynaklandığını savunmaktadır. Örneğin emek açısından görece zengin bir ülke emek yoğun malları üreterek bu ürünleri ihraç etmekte avantajlı bir durumdadır. Çünkü ülkede emeğin bol bulunması emeğin ucuz olmasına neden olmakta, ucuz emek ile üretilen emek yoğun ürün uluslararası piyasada sermaye zengini bir ülkenin ürettiği emek yoğun ürüne göre daha ucuza müşteri bulabilmektedir. Aynı şekilde görece sermaye zengini bir ülke sermaye yoğun malı üretmeyi tercih etmesi beklenir. Çünkü ülkede sermayenin görece bol olması sermayenin ucuz olmasını beraberinde getirir. Ucuz sermaye ile üretilen sermaye yoğun mallar görece emek zengini bir ülkenin ürettiği sermaye yoğun mallara göre daha ucuzdan uluslararası piyasada alıcı bulabilmektedir.

Kısaca bu teori ülkelerin sahip oldukları üretim faktörleri farklılıkları ile üretmiş oldukları ürünlerin sermaye veya emek yoğunlukları ile ilgilenir. Dış ticaretin doğmasının temelinde bu iki faktörün yattığı kabul edilmektedir.

Ancak teorinin açıklanmasında bazı varsayımlar vardır. Bu varsayımlar günümüz küresel ekonomisince kabul edilebilecek varsayımlar değildirler. Bunlardan bazılarına değinmek istiyoruz. İlk olarak ürünlerin üretim süreçleri ve üretim teknolojileri tüm ülkelerde aynıdır. Diğer bir değişle tüm ülkeler ürünleri birbirleri ile aynı yöntemlerle, aynı girdi türleri ve aynı girdi miktarları ile üretirler.

Bir diğer varsayım da ölçeğe sabit getiridir. Ölçeğe sabit getiri şartı üretimde kullanılan girdiler eğer iki katına çıkartılırsa çıktının da (ürünü de) iki katına çıkmasıdır. Buna göre teknoloji sabittir.

Bir diğer varsayım da dış ticaret yapan ülkelerin talep yapılarının birbirlerine benzemesidir. Üreticiler hangi ürüne ne kadar talep geldiğini bilmek isterler. A ülkesi üreticisinin B ülkesinde ürettiği mala olan talep hakkında bilgi sahibi olduğu varsayılır. Bu bilgi de ülkelerin tüketim yapılarının birbirlerine aşırı derecede benzediği varsayımı ile sağlanmış olur. Aksi takdir üreticinin zihninde talebe karşı bir belirsizlik oluşur.

Ülkelerin üretim faktörleri açısından birbirlerine üstünlükleri iki yöntem aracılığı ile ölçülebilir. Birincisi ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerinin toplamlarıdır. İkincisi ise ülkelerin yerellerinde üretim faktörlerinin fiyatları ile.

Ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerinin stoklarını hesaplamak teknik olarak biraz zor bir iştir. Zira tüm sermaye malları ve tüm emek homojen değildir. Bir makine ile bir bilgisayar yazılımının nasıl toplanabileceği bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde eğitimli bir mühendis ile asgari ücretle çalışan bir emekçinin aynı üretim faktörü olan emek içinde yer alması biraz değişik karşılanmaktadır. Ancak genel kanı olarak bir ülke görece (nispi) karşılaştırıldığı ülkeye göre bir üretim faktörü açısından zenginlik gösterir. Örneğin Almanya ile Yunanistan’ı karşılaştırdığımız zaman Almanya Yunanistan’a nazaran sermaye zengin bir ülkedir. Yani Almanya’da üretim için emek başına bulunan sermaye miktarı (makine ve teçhizat) Yunanistan’a göre daha fazladır. Bir başka açıdan Yunanistan emek başına sermaye miktarı açısından Almanya’ya göre fakir bir ülkedir.

Bu sonuçlara göre Almanya sermaye yoğun bir ülke iken Yunanistan emek yoğun bir ülkedir.

Ülkelerin üretim faktörleri yapıları üretim faktörlerinin ülke içindeki nispi fiyatları ile de açıklana bilmektedir. Bir ülkede hangi üretim faktörü fazla ise o üretim faktörünün bedeli daha ucuzdur. Öte taraftan bir ülkede hangi üretim faktörü kıt ise o üretim faktörü nispi olarak bol olan üretim faktörüne göre daha pahalıdır.

Örneğin Almanya sermaye zengini bir ülkedir. Ülkede sermayenin çok bulunması sermayenin kira bedelinin emek yevmiyesine göre daha ucuz olmasına neden olmaktadır. Kısacası Almanya’da basit bir inşaat makinesinin kirası, basit bir işçi kirasından daha pahalıdır.

Buna karşılık Yunanistan ise Almanya’ya göre sermaye açısından fakir bir ülkedir. Yunanistan’da ise bir inşaat makinesinin günlük kirası gündelik bir inşaat işçisinin yevmiyesinden çok daha pahalıdır.

Eşitsizliğin sol tarafından Almanya’da düşük olan sermaye kirasının yüksek olan emek ücretine bölümü (küçük pay/büyük payda) küçük bir değer vermektedir. Eşitsizliğin sağ tarafında ise Yunanistan’da yüksek olan sermaye kirasının düşük olan emek ücretine bölünmesi (büyük pay/küçük payda) ile büyük bir sonuca varılmaktadır.

Faktör fiyatlarının oranlarının ülkeler arasında farklılıklar göstermesi üretilen ürünlerin ülkeler arasında farklı maliyetlerle üretilmelerine neden olmaktadır. Değişik maliyetlerde üretimler de dış ticaretin doğmasına neden olmaktadır.

4.3. Üretimin Teknik Yapısı

Faktör miktarlarında yaşanan bollaşma veya faktör fiyatlarının ucuzlaması ülkeleri ucuz faktör malının tüketimine yönlendirir. Ancak burada unutulmaması gereken konu üretimde üretim faktörlerinin birbirlerinin yerini ikame (yerine geçme) özelliğinin bulunmasıdır. Eğer üretim teknolojileri üretim faktörlerinin birbirleri yerine geçmeye müsaade ediyorsa üretimde pahalı faktör yerine ucuz faktör kullanımı başlar. Böylelikle üretimde faktörlerin girdi oranı değişir. Ancak üretim teknolojisi üretim faktörlerinin birbirleri yerine geçmeye olanak tanımıyorsa üretim faktörlerinden ucuzlayanın pahalısı yerine kullanılması mümkün olmaz. Sonuçta faktörlerin girdi oranlarında da değişme olmaz.

Ucuzlayan üretim faktörünün üretimde pahalı olan üretim faktörünün yerini alması ile üretime faktörlerin girdi oranları değişir. Buna faktör yoğunluğunun tersine dönmesi denir. Örneğin ayakkabı sektörü emek yoğun bir sektördür. Eğer ayakkabı üreten makinenin fiyatı düşerse ayakkabı imalatçısı tüm üretim sistemini otomatik sistemle donatır. Emeği olabildiğince azaltır. Bunun nedeni sermayenin emeğe göre daha ucuz olmasıdır. Sonuçta ayakkabı üretiminde önceye nazaran faktör girdi oranı (Sermaye/Emek) sermaye lehine artar.

4.4. Heckscher Ohlin Teorisi

Aynı toplumsal tüketim kalıplarına sahip iki ülke olduğu ve bu iki ülkede de aynı üretim teknikleri ile üretimin gerçekleştiği varsayılsın. Ancak bu ülkelerden biri emek yoğun iken diğeri sermaye yoğun bir ülkedir. Bu iki ülkenin dış ticaretten önce tüketim ve üretim dengeleri verilmektedir.

Şekil 4.1 Ticaretin Olmadığı Durum

Şekilde Almanya ve Yunanistan’ın üretim olanakları eğrileri verilmiştir. Almanya’nın üretim olanakları eğrisi sermaye yoğun mal indisine yakın bir yapıya sahipken Yunanistan’ın üretim olanakları eğrisi emek yoğun mal indisine daha yakındır. Her ülkenin üretim olanakları eğrisi faktör yoğunluğuna sahip olduğu mal cinsine yakınsamaktadır.

Her iki ülkenin vatandaşları aynı tüketim kalıplarına ve fayda fonksiyonuna sahip oldukları için U1 toplumsal kayıtsızlık eğrisi her iki ülke için aynıdır.

Her ülke için toplumsal kayıtsızlık eğrisi ve üretim olanakları eğrilerinin teğet olduğu noktada denge tüketim ve denge üretim noktaları oluşur. Almanya’nın dengesi A noktasında gerçekleşir. Dış ticaretin olmadığı bir ortamda Almanya D kadar sermaye yoğun, F kadar emek yoğun mal üretir. Yine aynı şekilde Almanya D kadar sermaye yoğun mal tüketirken F kadar emek yoğun mal tüketir. t1 doğrusu Almanya’da sermaye yoğun mallar ile emek yoğun mallar arasında oluşan nispi fiyat düzeyini göstermektedir.

Yunanistan’ın denge üretim ve denge tüketimi B noktasında gerçekleşmektedir. Yunanistan sermaye yoğun maldan E kadar üretirken, emek yoğun maldan G kadar üretmektedir. Dış ticaret olmamasından ötürü Yunanistan ürettiği E kadar sermaye yoğun malı ve G kadar emek yoğun malı yurtiçinde tüketmektedir. t2 doğru Yunanistan’da oluşan sermaye ve emek yoğun mallar arasındaki nispi fiyat seviyesini göstermektedir.

Almanya ve Yunanistan dış ticarete başladıklarında dış ticarete konu mallar için ortak uluslararası bir fiyat haddi oluşur. Bu ortak fiyat haddi t3 doğrusu ile gösterilmektedir.

Şekil 4.1 Dış Ticaretin Olduğu Durum

t3 doğrusu Almanya’nın üretim olanakları eğrisi ile A noktasında, Yunanistan’ın üretim olanakları eğrisi ile B noktasında teğettir. A ve B noktaları t3 nispi fiyatından Almanya ve Yunanistan’ın üretmeye razı oldukları üretim miktarlarını göstermektedirler. A noktasında Almanya D kadar Sermaye Yoğun Mal üretirken, F kadar Emek Yoğun Mal üretmektedir. B noktasında Yunanistan L kadar Emek Yoğun Mal üretirken K kadar Sermaye Yoğun Mal üretmektedir.

t3 doğrusu U2 toplumsal kayıtsızlık eğrisi ile C noktasında teğettir. C noktası hem Almanya ve hemde Yunanistanın toplumsal faydasını maksimum yapan tüketim seviyesini göstermektedir. C noktasında Almanya ve Yunanistan L kadar Emek Yoğun Mal tüketirken K kadar Sermaye Yoğun Mal tüketmektedirler.

Dış ticaret başlamasıyla Yunanistan L-G aralığı kadar emek yoğun malı Almanya’ya ihraç ederken, Almanya K-D aralığı kadar Sermaye Yoğun Malı Yunanistan’a ihraç etmektedir. Dış ticaret ülkelere daha avantajlı fiyattan fazla üretim faktörüne sahip olduğu sektörde yaptığı üretimi ihraç edip, nadir üretim faktörüne sahip olduğu sektörde üretmek zorunda kaldığı ürünü yurtdışından ithal etme imkanı sunmaktadır. Dış ticaret ile birlikte ülkeler görece zengin oldukları üretim faktörleri ile ilgili ürünlerin üretiminde uzmanlaşırlar. Ülkeler görece fakir oldukları üretim faktörleri ile ilgili ürünlerin üretimlerini azaltarak bu ürünlerin üretiminde kullandıkları üretim faktörleri diğer uzman oldukları ürünün üretimine yönlendirmektedirler.

4.5. Uluslararası Faktör Fiyatlarının ve Mal Fiyatlarının Eşitlenmesi

Dış ticarettin başlaması ile dış ticarete konu ülkelerdeki görece (nispi) faktör ve görece mal fiyatları eşitlenir. Dış ticarete başlamadan önce Yunanistanda üretim faktörlerinden emeğin ücreti ucuzdu. Aynı zamanda kıt olan sermayenin kirası yüksekti. Buna karşılık dış ticarette başlamadan önce Almanya’da sermayenin kirası düşük emeğin ücreti yüksekti. Dış ticaretle birlikte Yunanistan daha fazla emek yoğun mal üretirken sermaye yoğun mal üretimini azalttı. Almanya ise daha fazla sermaye yoğun mal üretmeye başlayarak emek yoğun mal üretimini düşürdü. Dolayısıyla Yunanistan’da emek talebi artarken sermaye talebi azaldı. Almanya’da ise sermaye talebi artarken emek talebi azaldı. Sonuçta Yunanistan’da emeğe daha fazla ücret ödenmeye başlanırken sermayeye daha az kira ödenir hale gelindi. Buna karşılık Almanya’da sermayeye daha fazla kira ödenmeye başlanirken emeğe daha az ücret ödenmeye başlandı.

Dış ticaretten önce Yunanistan’da nispi olarak ücrete göre pahalı olan kira ülkede ücretlerin yükselmesi ve kiraların düşmesi sonucu nispi olarak ucuzladı, ücret ise nispi olarak pahalılaştı.

Dış ticaretten önce Almanya’da nispi olarak kiraya göre pahalı olan ücret ülkede kiraların yükselmesi ve ücretlerin düşmesi sonucu nispi olarak ucuzladı, kira ise nispi olarak pahalılaştı.

Dış ticaret aynı zamanda üretilen ürünlerin fiyatlarının uluslararası piyasada tek olmasına neden olamaktadır. Dış ticaretle birlikte Yunanistan’ın üretmekte olduğu emek yoğun mala karşı talep oluşmakta ve emek yoğun malın fiyatı yükselmektedir. Çünkü Yunanistan’ın ürettiği emek yoğun malın fiyatı uluslararası piyasadaki fiyattan düşüktür. Yunanistan fiyatı artan emek yoğun mal üretimini yükseltir. Buna karşılık Yunanistan sermaye yoğun mal üretimini düşürür. Çünkü Yunanistanın üretmekte olduğu sermaye yoğun malın fiyatı uluslararası piyasa fiyatından yüksektir.

Diğer taraftan dış ticaret başlamadan önce Almanya’nın ürettiği sermaye yoğun ürünün fiyatı dünya fiyatının altındadır. Bundan dolayı dış ticaretin başlamasıyla Almanya’nın ürettiği sermaye yoğun mala talep artışı yaşanır. Almanya sermaye yoğun malının üretimini arttırırken emek yoğun malının üretimini azaltma yoluna gider. Zira Almanya’nın ürettiği emek yoğun malın yurtiçi fiyatı dünya fiyatlarının üstündedir.

Uluslararası ticaretin yaşandığı ortamlarda dış ticarete konu ürünlerin fiyatları tek bir değere doğru yakınsar. Bu dış ticaretin bir sonucudur. Ancak bu durumun yaşanmasına engel olan etmenler vardır. Bu etmenlerin başında dış ticaret tarifeleri ve tarife dışı engeller gelmektedir.

4.6. Stolper-Samuelson Teoremi

Stolper-Samuelson Teoremi serbest dış ticaret ülkedeki üretim faktörlerinin gelirlerine etkilerini analiz etmiştir. Serbest dış ticaret ile ülkede görece bol olan üretim faktörünün geliri artarken ülkede görece kıt olan üretim faktörünün geliri azalmaktadır.

Yukarıda verdiğimiz örneğe göre dış ticaretin başlaması ile Yunanistan’da görece bol olan emek faktörünün istihdamı artarak emek yoğun mal üretiminde artışlar yaşanırken, görece kıt olan sermaye faktörünün istihdamı azalarak sermaye yoğun mal üretiminde azalış yaşanmıştır. Almanya’da ise görece bol olan sermaye faktörünün istihdamı artarak sermaye yoğun mal üretiminde artışlar yaşanırken, görece kıt üretim faktörü olan emek istihdamı azalarak emek yoğun mal üretimi azalmıştır.

Bu gelişmeler sonucunda Yunanistan’da toplam üretimden emeğin aldığı pay artarken, sermayenin aldığı pay azalmıştır. Öte yandan Almanya’da toplam üretimden sermayenin aldığı pay artarken sermayenin aldığı pay azalmıştır.

Bir ülke hangi üretim faktörü görece kıt ise o üretim faktörü sahipleri dış ticaretin getireceği gelir azalışlarına karşı kendilerini korumak için merkezi devletten dış ticarete karşı koruyucu önlemler almasını talep eder. Buna karşın bir ülkede görece bol üretim faktörüne sahip kısım dış ticaretin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini savunur. Çünkü serbest dış ticaret görece bol olan üretim faktörü sahiplerinin toplam üretimden daha fazla gelir elde etmelerine neden olur.

4.7. Leontief Paradoksu

Faktör donatımı (Heckscher Ohlin) teorisi genel olarak uluslararası ticaret teorisinde kabul görmektedir. Çok gerçekçi ve sınanabilen olan teori Wassily Leontief tarafından Amerika Birleşik Devletleri için test edilmiştir.

Leontief tarafından ortaya atılan girdi-çıktı yöntemi ile ABD’nin yapmış olduğu ithalat ve ihracat incelenmiştir. Ülkenin ithal ve ihraç ettiği tüm ürünler bünyelerinde barındırdıkları emek ve sermaye açısından tek tek incelenmiştir.

Sonuçta ABD’nin yapmış olduğu toplam ithalatın içindeki sermaye girdisinin ABD’nin yapmış olduğu toplam ihracatın içindeki sermaye girdisinden fazla olduğu gözlemlenmiştir. Buna karşın ABD’nin yapmış olduğu toplam ihracatın içindeki emek girdisinin ABD’nin yapmış olduğu toplam ithalatın içindeki emek girdisinden fazla olduğu gözlemlenmiştir.

Bu sonuçlara göre ABD sermaye yoğun ürünler ithal ederken emek yoğun ürünleri ihraç etmektedir. Bu sonuçlar çok büyük yankılanmalara neden olmuştur. Zira ABD sermaye birikimi açısından o günün önde gelen ülkelerinin başında gelmektedir.

Leontief bu durumu makul bir şekilde açıklama yoluna gitmeye çalışmıştır. Leontief’e göre bir ABD işçisi Avrupalı bir işçiye göre 3 kat daha verimli çalışmaktadır. Diğer bir değişle bir ABD işçisi birim zamanda 3 Avrupalı işçinin yaptığını yapmaktadır. Bunun sonucunda ABD normal şartlarda 3 kat daha fazla emek çalıştırmak zorunda iken bu yükü daha verimli üçte bir emek ile yapmaktadır. Eğer ABD’de bulunan emek 3 ile çarpılırsa ülke emek zengini bir ülke olarak kabul edilecek ve faktör donatım teorisi ABD için sağlanmış olacaktır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerinin ülkelerin ürettikleri ürün çeşitlerine ve ülkelerin dış ticaretine etkileri incelenmiştir. Eğer bir ülke emek zengni ise emek yoğun malları üretmeli ve bu alanda uzmanlaşmalıdır. Bu uzmanlaşma sonucunda uluslararası piyasada bu ürünün üretiminde uzman olacak ve bu ürünün üretiminde istihdamı arttıracaktır. Böylelikle ülkede emeğe olan talep artacak ve emeğin aldığı ücretin artması beklencektir.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

 

5. ULUSLARARASI TİCARETTE AKSAK REKABET VE ÖLÇEK EKONOMİLERİ

Giriş

Aksak rekabet ekonominin dengesinden sapmaısna neden olmaktadır. Normal şartlar altında tam rekabet kuralları bellidir. Eğer ekonomide yeterince üretici ve tüketici yoksa, üretilen mallar birbirlerinde farklılıklar gösteriyorsa, bilgi piyasada tam olarak yayılmıyorsa, mallar ve üretim faktörleri ucuz yerden pahalı yere hareket edemiyorsa, piyasaya giriş ve çıkış engelleniyorsa aksak rekabetin varlığı hissedilebilir. Aksak rekabet sonucu piyasa olması gereken noktadan uzaklaşması, üretimseviyesinin düşmesi ve fiyatların artması beklenir.

5.1. Aksak Rekabete Giriş

Günümüz modern dış ticaretinin açıklanmasında Hecksher-Ohlin teorisinden yararlanılmaktadır. Teori uluslararası dış ticareti ülkelerin görece fazlaca sahip oldukları üretim faktörleri ile üretilebilecek ürünlerin dış ticareti üzerine kurmuştur. Ülkeler görece faktör zengini olduğu malları üretiminde avantaja sahiptir. Bu malları diğer ülkelere göre daha ucuza üretebilmektedir. Ucuza üretilen bu ürünlerin ihracatı ülkenin ürettiği ürünlere olan talebi arttırmakta ve sonuçta o ürünün üretimi için daha fazla üretim faktörü istihdam edilecektir.

Ancak gerçek dış uluslararası ticaret sistemi bazı aksaklıklar göstermektedir. Ülkelerin üretim miktarları arttıkça ülkeler ölçek ekonomilerinin sağladığı avantajları kullanmaya başlarlar. Örneğin üretim miktarı arttıkça ürün başına taşıma, depolama, paketleme masrafları giderek azalır. Böylelikle daha fazla üreten firmaların maliyetleri giderek azalmaya başlar. Bu avantaj diğer üretici ülkelere karşı ülkeyi daha avantajlı duruma getirir.

Bunun yanında ülkelerin ürettikleri ürünleri farklılaştırarak ürünün piyasadaki homojenliğini bozar. Böylece tüketici farklılaştırılmış ürünü üreten tüketiciye olan bağımlılığı artar. Örneğin farklı firmaların otomotiv yedek parçaları birbirinden farklıdır. Bir otomobilin aynası diğer otomobile uymaz. Böylelikle firma ürettiği ürüne bir nevi tekelci gibi istediği fiyatı koyabilir.

Teknolojik gelişmeler firmaları birbirlerine karşı rekabet güçlerini değiştirir. Yeni bir teknolojik ürüne sahip firma ürettiği ürüne tekelci fiyatı koyabilir. Zamanla bu yeni teknoloji eskimeye başlar ve diğer üreticiler tarafından taklit edilmeye başlar. Böylece teknolojiyi keşfeden ülkenin tekelci gücü kaybolur. Bundan sonra firma yeni bir teknolojik gelişme arayışına girişir.

Geleneksel dış ticaret ulaştırma maliyetlerini göz ardı etmiştir. Ancak günümüzde ulaştırma, depolama ve dağıtım üretim maliyetleri içinde önemli yer tutmaktadır. Ulaştırma maliyetlerinin yüksekliklerinden dolayı bazı mal ve hizmetlerin dış ticareti yapılamamaktadır.

Son olarak çevre standartları ve düzenlemeleri dış ticaretin önünde engeldir. Bu düzenlemeler üretilen ürünün fiyatının artmasına ve uluslararası piyasalarda dış ticaret dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.

Bu bölümde dış ticaretin dengesini bozan bu faktörler tek tek analiz edilerek dış ticaret üzerine bıraktıkları olumsuz etki incelenmeye çalışılmıştır.

5.2. Hecksher-Ohlin Teorisinin Eksik Yanları

Hecksher-Ohlin teorisi basitleştirilmiş bir çalışmadır. İki üretim faktörü ile üretilen iki malın iki ülke arasındaki dış ticaretini açıklamaya çalışmaktadır. Günümüzde uluslararası piyasalarda ikiden fazla ülke bulunmaktadır. Bunun yanında ikiden fazla mal dış ticarete konu olmaktadır. Ayrıca üretilen mallar iki üretim faktöründen fazla üretim faktörleri ile üretilmektedir. Bir ürünün üretim sürecinde hangi üretim faktörünün fazla kullanıldığını tespit etmek, tespit edilse bile hangi miktarlarda ilgili üretim faktörlerinin kullanıldığını belirlemek çok güçtür.

Hecksher-Ohlin teorisine göre ticarete taraf tüm ülkelerde bulunan üretim teknolojileri birbirlerinin aynılarıdır. Ancak gerçek dünyada ülkelerin kullandıkları teknolojiler farklılık göstermektedir. Ülkelerin kullandıkları farklı üretim teknolojileri ülkelerin birbirleri ile yapmakta oldukları dış ticaretin etkilenmesine neden olmaktadır. Hatta teknolojinin kendisi ülkelerin üretim fonksiyonlarında bağımsız bir üretim faktörü olarak da kabul görmektedir. Ülkelerin teknoloji seviyelerinde yaşanan farklılıklar ülkelerin dış ticaretlerine doğrudan etki bırakmaktadırlar. Yeni teknolojiler daha gelişmiş daha kaliteli ve daha konforlu malların daha ucuza üretilmesine imkan sağlamaktadır.

Hecksher-Ohlin teorisi ticarete taraf ülkelerin ölçeğe sabit getiri şartını sağladığını savunmaktadır. Ancak gerçek dünyada ülkelerin dış ticarete girmeleri sonucu ölçeğe artan getiri şartı çalışmaktadır. Yani dış ticaretin başlaması ile ülkelerdeki üretim artış oranı üretim girdilerinin artış oranından daha fazladır.

Hecksher-Ohlin teorisine göre tam rekabet şartları geçerlidir. Ancak gerçek dış ticaret sisteminde ürün ve faktör piyasalarında tam rekabet şartları tam olarak sağlanamamaktadır. Üretilen ürünler birbirleri ile homojen değildirler. Üreticiler ürettikleri ürünleri farklılaştırmaya çalışmaktadırlar. Ürünlerin farklılaştırılması üreticilerin tekel gücünü arttırmaktadır. Ayrıca dış ticarette bulunan ülkelerde üretimde bulunan firmalar ölçek ekonomilerinden faydalanmaktadırlar. Ölçek ekonomileri üretim teorisinde yer alan bir konudur. Bir firmanın üretim miktarı arttıkça ürünü daha ucuza üretme olanağına kavuşur. Taşıma paketleme gibi konularda daha küçük üretim hacmine sahip firmalara karşı daha ucuzdan ürettiği malını daha ucuzdan ihraç edebilir. Hecksher-Ohlin teorisi ölçek ekonomilerini de göz ardı etmektedir.

Hecksher-Ohlin teorisi ticarete taraf ülkelerin tüketim kalıpları ve tercihlerine aşırı dikkat çekmektedir. Ancak günümüz uygulamalı dış ticaretinde ülkelerin vatandaşlarının tüketimlerindeki tercih farklılıkları uluslararası piyasalarda malların nispi fiyatlarını birbirlerine eşitleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmamaktadır.

Hecksher-Ohlin teorisi dış ticaret sayesinde dış ticarete katılan ülkelerde dış ticarete konu malların nispi fiyatlarının ve ülkelerin üretim faktörü gelirlerinin oranlarının eşitlenmesini savunur. Burada üretim faktörlerinin ülkeler arasında geçişlerinden bahsedilmemektedir. Ancak günümüzde dış ticarete konu mallar gibi üretim faktörleri de ülkeler arasında tam olmasa da aksak bir şekilde geçiş sağlayabilmektedirler. Üretim faktörlerinin ülkeler arasında geçiş yapmaları ülkeler arası nispi mal ve nispi faktör fiyatlarının eşitlenmesine engel olmaktadır.

Uluslararası ticarette ulaştırma (nakliye) masrafları ve ticareti önleyici engelleyici yasal düzenlemeler Hecksher-Ohlin teorisinin çalışmasına engel olmaktadır. Özellikle çevrenin korunması konusunda yapılan yasal düzenlemeler dış ticaret hacminin daralmasına neden olmaktadır.

5.3. Ölçek Ekonomileri ve Dış Ticaret

Hecksher-Ohlin Teorisi ölçeğe sabit getiri şartının geçerli olduğunu savunmaktaydı. Yani bir sistemde kullanılan girdiler iki katına çıkarsa çıktı da iki katına çıkar. Ancak birbirine benzer ülkeler dış ticarete başlarlarsa ölçeğe artan getiri şartı ortaya çıkabilir.

Ölçeğe artan getiri şartının doğmasının altında yatan gerçek üretim miktarının artması ile üretimde uzmanlaşmanın sağlanması ve üretkenliğin artmasıdır. Uzmanlaşma sayesinde iş bölümü artar ve emeğin odaklandığı üretim sürecindeki alan daha belirgin hale gelir ve emek tüm dikkat ve gücünü o alana aktarır.

Bununla beraber üretim hacminin artması üretim maliyeti içindeki birim başına sabit maliyetleri büyük oranda düşürür. Buda üretim hacmini arttıran ülkenin ürününü daha ucuza üretmesine neden olmaktadır.

Şekil 5.1 Dış Ticaret ve Ölçeğe Getiri

Birbirleri ile özdeş iki ülke olduğunu varsayalım ve bu ülkelerin dış ticarete başlamadan önce her iki ülke de 10 adet emek yoğun, 10 adet sermaye yoğun mal üretmektedirler. Aynı zamanda ürettikleri 10’ar malı tüketmektedirler. Ülkeler dış ticarete başladıklarında uzmanlaşmanın başlaması beklenir. Ülkelerden biri emek yoğun mal üretiminde uzmanlaşırken, diğeri de sermaye yoğun mal üretiminde uzmanlaşır. Sonuçta bir ülke 50 adet emek yoğun mal üretirken diğer ülke 50 adet sermaye yoğun mal üretmektedir.

Sonuçta her ülke ürettiği 50 adet üründen 25 adedini kendi tüketirken 25 adedini de diğer ülkeye ihraç etmektedir. Dış ticaretten önce nispi fiyatlar 1 iken (10 adet sermaye yoğun mal/10 adet emek yoğun mal) dış ticaretin başlaması ile bu oran (25 adet sermaye yoğun mal/25 adet emek yoğun mal dış ticarette takasa uğramıştır.) değişmemiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken ülkelerin sahip oldukları üretim olanakları eğrisidir. Bu eğri doğrusal değildir ve ekonomi literatüründe konveks fonksiyon olarak isimlendirilmektedir. Bu tür konveks yapıya sahip üretim olanakları eğrileri ölçeğe artan getiri şartını sağlamaktadırlar. Her ülke de dış ticarete başlamakla aynı girdiler ile normalden 5 kat daha fazla üretim yapar hale gelmişlerdir. Her iki ülkede dış ticaretten önceki denge noktasından uzman oldukları mal indislerine doğru üretim olanakları üzerinde ilerledikçe ölçeğe artan şartı kendisini gösterecek ve indisi kestiği noktada maksimuma ulaşacaktır.

5.4. Aksak Rekabet ve Dış Ticaret

Günümüzde üretimde bulunan firmalar ürünlerini farklılaştırmaya çalışırlar. Ürünlerin bir birlerinden farklılaştırılması çabası firmaların tüketiciler üzerinde tekel güçlerini arttırma çabalarının sonucudur. Örneğin bir otomotiv firması ürettiği aracı diğer araç üreticilerinin kinden farklı olması için büyük çaba sarf eder. Çünkü ürettiği aracı alan tüketiciler bu aracı bu farklı özelliklerinden dolayı tercih ederler ve istenen bedeli öderler.

Teknolojinin böylesine geliştiği ve farklılaştığı günümüzde sanayiler veya sektörler arası dış ticaretin yerini sektör (veya sanayi) içi dış ticaret almıştır. Uzmanlaşma ve ölçeğe getiri şartları her firmanın bir ürün üzerinde uzmanlaşması zorunluluğunu getirmiştir. Firma üretiminde uzman olmadığı ürünü üretiminde uzman olan üreticisinden daha ucuz almayı tercih eder. Daha sonra bu ara mallar bir araya getirilerek nihai ürün ortaya çıkar.

Dış ticaret üzerindeki tarife ve tarife benzeri engellerin azalması ile üretilen ara mallarında büyük artışlar yaşanmıştır. Daha önceden farklı ülkelerde aynı sektörde üretim yapan firmaların büyüklükleri birbirleri ile aynı iken tarifelerin düşmesi ile firmaların üretim hacimlerinde büyük artışlar yaşanmıştır. Bu büyük artışlar ile birlikte ürün çeşitlerinde de büyük artışlar yaşanmış tercih imkanları artmıştır. Gelişmeler ürün başına maliyeti düşürürken üretimde uzmanlaşmayı getirmiştir.

Hecksher-Ohlin teorisi dış ticareti faktör yoğunlukları ile açıklamıştır. Bu teoriye göre hangi ülke hangi üretim faktörüne daha fazla sahip ise o üretim faktörü ile ilgili ürünü üretmelidir. Günümüzde ise dış ticaret ürün farklılıkları ve ölçek ekonomileri ile açıklanır bir hal almıştır. Bir birlerine benzer ülkeler dış ticarette farklılaştırdıkları ve ölçek ekonomilerine sahip oldukları ürünleri ihraç eder duruma gelmişlerdir.

Burada küçük ülkeler dış ticaretle birlikte olumsuz duruma düşmektedirler. Zira bu ülkelerin ölçekleri bu miktarlarda üretim yapmaya müsait değildir. Ürün farklılaştırmasına da gidemezler. Bu nedenle ürettikleri ürünleri uluslararası piyasalarda satamazlar.

Sanayi içi dış ticaret montaj sanayinin doğmasına neden olmuştur. Örneğin bir otomotiv firması aracın tüm parçalarını kendisi üretmemektedir. Her parçayı en ucuza üretin ülkeden ithal etmeyi tercih ederek bu ürünleri bir araya getirerek montaj yapmayı ekonomik bulur.

Sanayi içi dış ticaretin ölçülmesi büyük bir problemdir. Örneğin bir Alman vatandaşı için ihraç edilen ve montaj yöntemi ile üretilen bir Alman otomobilinin ne kadarlık kısmı ithal ne kadarlık kısmı ihracattır. Günümüzde bu soruya cevap vermek çok zordur. Bu soruya cevap vermek için bir indeks geliştirilmiştir.

Bu indeks 0 ile 1 arasında bir değer almaktadır. Eğer ihracatçı bir otomotiv firması üretim esnasında hiç bir ithal girdisi kullanmıyorsa indeks 0 çıkmaktadır. Yine aynı şekilde bir firma hiç ihracat yapmadan tüm üretimin tamamını ithal ürünler ile yapıyor ise indeks yine 0 çıkmaktadır.

Eğer bir firma ürettiği ürünle ilgili toplam ihracatı toplam ithalatına eşit ise indeks 1 çıkmaktadır. İndeksin 1’e yaklaşması i üretilen ürünle ilgili yapılan toplam dış ticaretin yüksek olduğunu, indeksin 0’a yaklaşması durumunda üretilen ürün ile ilgili yapılan dış ticaretin düşük olduğu anlaşılmaktadır.

5.5. Teknolojik Gelişmeler ve Dış Ticaret

Teknolojinin hızlı bir şekilde değişmesi dış ticaret üzerine büyük değişikler bırakmaktadır. Dış ticarette teknolojiden kaynaklanan bu değişimler iktisatçılar tarafından farklı teoriler aracılığı ile açıklanmaya çalışılmıştır.

1961 yılında Posner Teknoloji Açığı Modelini öne sürmüştür. Bu modele göre bir firma yeni bir ürün veya üretim süreci keşfettiği zaman bu yeni buluş firmaya tekelci bir güç sağlar. Bu tekelci güç patent ve fikri mülkiyet haklarını düzenleyen yasalarla güvence altına alınmaktadır. Yeniliği bulan firma geçici bir süre ile ürününü piyasa fiyatlarının üzerinden ihraç etmesi beklenir. Ancak bu durum bu yeni teknolojinin diğer ülke girişimcileri tarafından üretmesine kadar sürmektedir. Ürün diğer üreticiler tarafından taklit edilmeye başlandığında yeniliği üreten firma tekelci gücünü kaybeder. Bu arada yeniliği keşfeden firma farklı bir yeni ürün arayışına girebilir ve başarılı olursa piyasaya kendisine tekel gücü sağlayan yeni ürününü piyasa fiyatından daha yukarıdan bir seviyeden ihraç eder.

1966 yılında Vernon ürün dalgası modelini ortaya atmıştır. Vernon’a göre yeni keşfedilen ürünün ilk üretilme aşaması büyük maliyetlere neden olmaktadır. Bu yeni ürünün üretiminde eğitimli, kaliteli ve yüksek maliyetli teknolojik araçlar kullanılmaktadır. Ürün piyasada kabul görünce ölçek ekonomisinin yardımı ile daha düşük maliyetle yüksek miktarda üretime gidilir. Bu durumu takip eden gelişmekte olan ülke girişimcileri bu ürünü kendi ülkelerinde düşük emek ile taklit etme yolunu tercih ederler ve ürünün üretimi gelişmiş ülkeden gelişmekte olan ülkeye doğru kayar. Vernon’a göre bu süreç 5 kısımdan oluşmaktadır.

İlk aşamada yeni ürün üretilir ve üretildiği ülkede tüketime sunulur. İkinci aşamada üretim süreci optimize edilerek üretim maliyetini minimize eden ve üretim miktarını maksimize eden yöntemler süreçte kullanılır. Ürüne yurtiçinden ve yurtdışında talep yönelmesi yaşanır. Bu aşamanın sonuna kadar firma tekel gücünü elinde tutarak ürünün tek üretici durumundadır. Üçüncü aşamada ürünü üreten firma maliyetlerini daha da düşürmek için ürünü emek maliyeti düşük bir ülkede üretmeye başlar aynı zamanda kendi ülkesinde de üretimi sürdürür. Ürün artık farklı bir ülkede daha ucuza üretilmeye başlamıştır. Dördüncü aşama ile birlikte ürün gelişmekte olan ülkede otomasyon yöntemi ile üretilmeye başlar ve ürün artık yenilik özelliğini kaybeder ve normal bir mal olur. Gelişmiş ülkede ise ürünün üretimi iyice azalır. Beşinci aşamada ise gelişmiş ülkede üretim tamamen durur. Bu noktada ürün dalgası son bulur. Buradan sonra gelişmiş ülke için yeni teknolojik ürünlerin keşfedilmesi sürecine ulaşılmaya çalışılır. Bu yönde AR-GE harcamaları yapılır.

5.6. Ulaştırma Maliyetleri ve Dış Ticaret

Faktör donatım teorisi ulaştırma maliyetlerinin olmadığını varsaymaktadır. Ancak gerçek dünyada ulaştırma maliyetleri dış ticaret üzerine etki bırakmaktadır. Nakliye masrafları üretilen ürünün dış ticaret fiyatını doğrudan etkilemektedir.

Taşıma masraflarının yanında yükleme ve boşaltma maliyetleri ile malın nakli sırasında yapılması gereken sigorta ödemeleri dış ticaretin maliyetini etkilemektedir. Günümüzde ulaştırma masraflarının büyüklüklerinden dolayı bazı malların dış ticareti yapılamamaktadır. Eğer bir malın iki ülke arasındaki fiyat farkı malın taşıma maliyetinden küçük ise dış ticaret gerçekleşemez. Bu nedenle dış ticarete konu olmayan malların fiyatları yurtiçi arz ve taleplerinin karşılaşması sonucu ortaya çıkmaktadır. Günümüzde taşıma teknolojilerinin gelişmesi ile daha önceleri dış ticarete konu olmayan çoğu mal ülkeler arasında dış ticarete konu olmaya başlamıştır. Özellikle yüksek miktarlarda yük taşıyan gemilerin ülkeler arası taşımacılığı başlaması birim başına düşen nakliye maliyetini düşürmüştür.

Ulaştırma maliyetleri diğer yandan üretim tesislerinin kuruluş yerini etkilemektedir. Bazı üretim tesisleri kaynağa yakın yerlere kurulurken, bazı üretim tesisleri tüketiciye yakın yerlere kurulmak zorundadır. Bazı üretim tesislerinin ise kuruluş yer tercihi fazla önemli değildir.

Kaynağa yakın olarak kurulmak zorunda olan tesisler yükte ağır girdi kullanmak zorunda olan üretim birimleridir. Ürünün nihai hali ise ham madde haline göre çok daha hafiftir. Özellikle çimento sektöründe olduğu gibi madene yakın kurulan tesisler hammadde taşıma maliyetini minimize etmeye çalışırlar. Madenin işlenmesi sonucu üretilen ürünün yükü ham haline göre daha azalmış olur. Bu nedenden dolayı bu tür tesisler kaynağa yakın kurulurlar.

Piyasaya yakın tesisler. Bu tesislerin ürettikleri malların nihai halleri yükte ağır pahada hafif ürünlerdir. Bu ürünlerin ham maddeleri hafiftir. Ürünün üretimi sonucu malın ham haline göre çok ağırlaşır. Bunun sonucu ürünün piyasaya ulaştırılma maliyetinin düşürülmesi için piyasaya yakın üretim tesisleri kurulur. Özellikle içecek sektörü gibi su ile karıştırılarak şişelenen ürünlerin piyasalara yakın yerlerde kurulması gerekmektedir.

Bazı sektörlerde üretim yapan firmaların kuruluş yeri seçimi o kadar büyük sorun teşkil etmemektedir. Bu sektörlerde üretilen ürün hammadde halinde iken veya nihai hale ulaştıktan sonra ağırlığında fazla değişme yaşanmaz. Bu nedenle kuruluş yeri seçimi çok önemli değildir. Bunun yanında nihai ürünün ara aşama halleri çok kolaylıkla taşınabilmekte ve bu taşıma masrafı çok yüksek değerler tutmamaktadır.

5.7. Çevre Standartları ve Dış Ticaret

Uluslararası standart kabul edilmiş bir çevre standardı yoktur. Her ülkenin ve ülke birliklerinin çevre standardı farklılık gösterebilmektedir. Özellikle hava, su ve toprak kirliliği günümüzde neredeyse tüm toplumlar tarafından duyarlılık gösterilen olgulardır.

Çevre kirliliğine önem vermeyen ülkelerde üretim maliyetleri çevre kirliliğine karşı yasalarla korunan ülkelere göre daha düşüktür. Düşük standartlarda çevre korumasına sahip ülkeler uluslararası piyasalarda haksız rekabette bulmaktadırlar. Bu ülkeler çok kısa sürede ekonomik kalkınmada bulunabilirler. Ancak çevreye verdikleri zararlar göz önüne alınırsa toplumlarına çok büyük maliyetler bırakmaktadırlar.

Buna karşın yüksek çevre standartlarına sahip ülkelerde üretim yapan üreticilerin üretim maliyetleri yukarıda kalmaktadır. Bu ülkeleri üreticileri uluslararası piyasalarda haksız rekabetle karşılaşmaktadırlar. Buna karşı bu ülkeler gelecek nesillerine yaşanabilir temiz bir çevre bırakmaktadırlar.

5.8. Dışsal Ekonomiler ve Dış Ticaret

Dışsal ekonomiler firmanın içinden değilde firmanın dışından kaynaklanan üretim maliyetlerinin düşmesine neden olan etmenler olarak kabul edilir. Bunların başında bölgesel avantajlar gelmektedir. Özellikle organize sanayi bölgeleri alt yapısı tamamlanmış su, atık su, elektrik, doğalgaz, telekominikasyon gibi hizmetleri önceden ulaştırılmış bölgelerdir. Bu bölgelerde faaliyetten bulunmaya başlayan firmalar bu hizmetlerin sağlanması için gerekli sabit maliyetleri karşılamaz. Bu maliyet avantajları firmanın ürettiği ürünlerin ortalama maliyetlerinin düşük seviyelerde kalmasına neden olamktadır.

Bazı sektörlerin özellikle bazı merkelerde toplanmaları bu sektörde faaliyette bulunan firmaların toplu halde maliyetlerinin düşük olmasına neden olamaktadır. Örneğin tüm tekstil firmalarının bir sanayi bölgesinde faaliyette bulunmaları bu firmaları tek tek arıtma tesisi kurmaları yerine yerel yönetimce kurulan bir aratma tesisini kullanma olanağına kavuşmalarına neden olmaktadır. Bu da firmaların üretim maliyetini düşürmektedir.

Firmaların belirli merkezlerde öbeklenmeleri daha kaliteli emeğe daha kısa sürede ulaşamalarına olanak sağlamaktadır. Bu bölgelerde söz konusu üretim ile ilgili eğitim veren kurumların kurulması firmaları üretim süreçlerinde birbirlerini tamamlamaları üretim maliyetlerinin dışsal olarak azalamasına neden olamktadır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde Hecksher-Ohlin teorisinin eksik yönlerini ve uygulamada çalışmayan kısımlarını incelmeye çalıştık. Bu aksaklıkların temelinde yatan eksik rekabet unsurları incelenerek bu aksakların uluslararası piyasalara bıraktığı verimsizliğin ölçülmesi amaçlanmıştır. Dış ticaretin önündeki engeller sınıflandırılmaya çalışılmıştır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

6. Ekonomik büyüme ve uluslararası ticaret

Giriş

Bazı ülkeler zaman içerisinde daha fazla tasarruf ederek yatırımlarını arttırabilirler. Yatırımlardaki artış sermaye artışlarına neden olmaktadır. Ülkeler daha fazla sermaye ile daha fazla üretim gerçekleştirebilirler. Bunun yanında ülkede bulunan teknolojik seviyenin yükselmesi üretim sistemlerinin de modernleşmesine neden olabilir. Böylelikle daha kısa zamanda daha az girdi ile daha fazla ve daha teknolojik ürünler üretilebilir.

6.1. Ekonomik Büyüme ve Dış Ticarete Giriş

Zaman içerisinde ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerinin miktarlarında artışlar yaşanır. Ülkeler üretim faktörleri açısından zenginleşir. Bunun yanında ülkelerin sahip olduklarlı teknoloji seviyelerinde de gelişmeler yaşanır. Nesilller değiştikçe ülke vatandaşlarının tüketim kalıpları ve tüketim tercihlerinde değişmeler ile karşılaşılır. Tüm bunlar zaman içinde yaşanan değişmelerdir. Zamanın analize katılması ile dimanik bir yapıya ulaşılır.

Dinamik analiz içinde ülkeleri üretim olanakları eğrileri değişime uğrar. Bununla beraber bu ülkelerde yaşayan yurtdaşların toplumsal farksızlık eğrilerinde de yeni formlara ulaşılır. Tüm bu değişmeler dış ticarette dış ticaret hacmini ce dış ticaretin gerçekleştiği ticaret haddinin değişmesine neden olur.

Bu bölümde ülkelerin sahip oldukları üretim faktörleri miktarlarındaki değişmelerin ülkelerin üretim olanakları eğrileri üzerine bıraktığı etkiler incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra ülkeleri üretim olanakları eğrilerinde yaşanan değişmelerin ülkelerin dış ticaretlerine bıraktığı etkiler incelenmek istenmiştir.

Daha sonra teknolojik değişmelerin ülkelerin üretin olanakları eğrilerine etkileri incelenmiştir. Teknolojik değişmeler ile üretim olanakları eğrileri değişen ülkelerin dış ticaretlerinde yaşanan gelişmeler çeşitli teoremler ile bu bölümde incelenmiştir.

Son olarak ülkelerin yurttaşlarının tüketim kalıplarında ve tüketim tercihlerinde yaşanan değişmeler üzerinde durulmuştur. Zamanla yurtdaşların tüketim kalıplarında yaşanan değişmeler toplumsal farksızlık eğrilerinin yapılarını değişime uğratır. Bu değişimde ülkelerin dış ticaret yapılarında yapısal değişmelere neden olur.

Yukarıda belirtilen tüm değişkenlerde yaşanan değişimlerin ülkenin dış ticareti üzerine bıraktıkları etkiler ülke vatandaşlarının refahlarını etkilemektedir. Bu refah etkisinin değişimi dinamik analiz yöntemi aracılığı ile aktarılmaya çalışılmıştır.

6.2. Ülkelerin Üretim Fonksiyonları ve Girdileri

Ülkeler üretimi girdileri ile yaparlar. Üretim için iki adet girdi vardır. Bu girdilere üretim faktörleri de denilmektedir. Bu üretim faktörleri emek ve sermayedir.

Emek üretimde kullanılan işgücüdür. Nüfus ile ilgilidir. Ülkede nüfus arttıkça ve bu nüfus eğitildikçe emeğin üretime etkisinin artması beklenir. L harfi ile temsil edilir.

Sermaye ise üretimde kullanılan fiziksel araç, gereç ve makine parkurudur. Bazı kaynaklarda fiziksel sermaye veya kapital olarak da adlandırılmaktadır. Sermaye K harfi ile temsil edilmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz iki üretim faktörü üretimde kullanılarak ürün diğer bir değişle çıktı elde edilir. Ülkelerin ellerindeki girdiler ile yapabilecekleri maksimum üretimlerin geometrik yerini gösteren eğriye üretim olanakları eğirisi denmektedir. Bu eğri üzerindeki tüm olası üretim sepetleri ülkenin elindeki üretim faktörlerinin tamamının kullanıması ile üretilebilecek noktalardır.

Ülkelerin ellerinde bulunan girdilerin miktarlarıda sınırlıdır. Zaman içerisinde ülkelerin üretim faktörleri seviyelerinde yaşanan değişmeler (artışlar veya azalışlar) ülkelerin üretim seviyelerin değişmelere neden olmaktadır. Genel olarak ülkelerin üretim faktörlerinde yaşanan artışlar ülkenin daha üst bir üretim düzeyine yükselmesine neden olur.

Eğer üretimde kullanılan emek ve sermaye aynı oranda artarsa ülkenin üretimi de aynı yapıda artması beklenir. Buna dengeli büyüme denir. Çünkü emek ve sermayenin üretime giriş oranlarında bir değişme olmamıştır. Örneğin önceden de 1 makinada 2 emek çalışırken, girdiler 3 kat artarsa firma toplamda 3 makine ve 6 emeğe ulaşılır. Yeni durumda da makine başına 2 emekle üretime devam eder. Burada makine başına emek sayısında bir değişim olmamıştır. Eski emek/sermaye oranı korunmuştur. Üretim olanakları eğrisine teğet her iki t doğrusunun da eğimi aynıdır.

Şekil 6.1 Üretim Faktörlerinde Dengeli Artış

Bunun yanında üretim artmıştır. Eskiden günde 10 X Malı ve 20 Y Malı ürün üretilirken üretim faktörlerinin artması ile birlikte günde 30 birim X Malı ve 60 birim Y Malı üretim yapılır hale gelinmiştir. Üretimde yaşanan bu tür büyümelere dengeli büyüme denir. Girdiler beraberce 3 kat artmıştır.

Eğer üretim faktörlerinden biri sabit iken diğerinde bir artış yaşanırsa; örneğin emekte bir artış yaşanır ve sermayede bir artış yaşanmaz ise emek yoğun bir büyüme ile karşılaşılır. Yukarıdaki örnekten devam edecek olursak firmanın 1 makinası ve 2 emeği varken emek sayısı 6’ya çıkarsa ve sermayesi sabit kalırsa üretimdeki artış aşağıdaki gibi olur.

Şekil 6.1 Üretim Faktörlerinde Emek Yoğun Artış

Firmanın sermaye miktarı sabit kalmış, emek miktarı artmıştır. Bunun sonucunda emek yoğun mal üretimi 20 birimden 40 birime yükselmiştir. Üretimde yaşanan bu yükseliş emek yoğun bir artıştır. Sermaye yoğun mal üretiminde ise artış yaşanmamıştır. Emek miktarında artıştan önce ve sonra oluşan nispi fiyatları t teğetlerinin eğimleri ile gösterilmektedir.

Şekil 6.2 Üretim Faktörlerinde Sermaye Yoğun Artış

Bu sefer de firmanın emek faktörü düzeyinin sabit kaldığını, sermaye faktörü miktarında bir artış yaşandığını varsayalım. Makine sayısının 1’den 3’e çıktığını emeğin ise 2’de sabit kaldığını varsayalım. Bu değişim aşağıda gösterilemektedir.

Emek ile sermaye aynı oranda artmadığı için yeni üretimin gerçekleştiği nokta ile eski üretimin gerçekleştiği noktalardan geçen teğet eğrilenin eğimleri aynı değildir. Sermaye yoğun malın üretiminde 10 birimlik bir artış gerçekleşmiştir. Buna karşılık emek yoğun malın üretimi sabit kalmıştır.

6.3. Rybczynski Teorisi

Bu teoriye göre bir ülke iki mal üretmektedir. Bu mallardan biri emek yoğun diğeri de sermaye yoğun mallardır. Böylesi bir durumda ülkenin emek sayısında bir artış yaşanırsa ülkece üretilen emek yoğun malın üretiminde artış yaşanır. Emek yoğun mal üretimindeki artış emeğin artış oranından daha büyük bir şekilde yaşanır. Diğer yandan sermaye yoğun malın üretimi ise mutlak olarak azalmaktadır.

Bir ülkenin sermaye yoğun olan mal üretimi 50 birim, emek yoğun olan mal üretimi de 150 birimdir. Genel olarak bu ülke emek yoğun mal üretmektedir.

Şekil 6.3 Rybczynski Teoremi

Eğer ülkede bulunan emek sayısı iki katına çıkarsa Rybczynki Teorisine göre Emek Yoğun Mal üretimi iki kattan daha fazla artması beklenir. Burada emek sayısının iki katına çıkmasına karşın emek yoğun malın üretimi 3 kat artmıştır. Buna karşın ülkedeki sermaye yoğun malın üretimi mutlak olarak azalmıştır.

Üretimlerin gerçekleştiği A ve B noktalarından geçen teğet eğrinin eğimi aynıdır. Diğer bir değişle üretilen malların nispi fiyatlarında bir değişme yoktur. Diğer taraftan emek miktarının artması ile birlikte üretimde kullanılan sermaye/emek oranında da bir değişme olmamaştır.

Sistemde yalnızca emek sayısında bir değişme olmuştur. Artan bu emek, emek yoğun malın üretimine tahsis edilmiştir. Ancak emek yoğun sektöre yönlendirilen emeğin bir kısmı sermayesiz aylak kalmak zorunda kalmıştır. Çünkü emek yoğun sektörde istihdam edilen emeğe sermaye de gereklidir. Emek yoğun sektörde sermaye eksikliğini gidermek için sermaye yoğun mal üretiminde kullanılan sermayenin emek yoğun mal üretimine yönlendirilmiştir. Bunun sonucunda da sermaye yoğun mal üretiminde azalma meydana gelmiştir.

6.4. Teknolojik Gelişme

Ülkeler üretimlerini arttırmak için üretim faktörlerine ihtiyaç duyarlar. Ancak her zaman üretimin arttırılması için üretim faktörlerine ihtiyaç bulunmamaktadır. Mevcut üretim faktörleri yeni keşfedilen bilimsel yöntemler ve teknolojilerle üretime sokulup daha verimli çıktılar alınabilir. Bu nedenle ülkeler üretim faktörlerini arttırmak ile birlikte yeni teknolojileri de takip etmek zorundadırlar.

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte aynı üretim faktörü miktarları ile daha fazla çıktı elde edilir. Ancak daha fazla çıktının birleşiminde faktör birleşim oranında farklık yaşanabilir.

Teknolojik gelişme ile birlikte ülke elindeki aynı girdi miktarları ile emek yoğun ve sermaye yoğun malların üretim miktarlarını arttırabilir. Mesela yeni bir makine ile firmanın ürettiği iki farklı ürünün üretim miktarları iki katına çıkmış olabilir. Burada teknoloji iki ürüne karşı yansızlık göstermiştir. Teknolojinin artması her iki üründe de aynı oranda artışlara neden olmuştur.

Şekil 6.3 Yansız Büyüme

Üretim olanakları eğrisinin lineer ve dolayısı ile marjinal dönüşüm oranın sabit olduğu bir ülkede yeni teknoloji ülkenin aynı girdiler ile eskiye göre iki kat daha fazla üretmesine neden olmuştur. Ülke teknolojisini arttırarak sermaye yoğun mal üretimini 20 birimden 40 birime, emek yoğun mal üretimini de 20 birimden 40 birime çıkartmıştır.

Bazı yeni teknolojiler üretimde emek tasarrufu sağlarken bazıları da üretim de sermaye tasarrufu sağlarlar.

Eğer ülke emek tasarrufu sağlayacak yeni bir teknoloji geliştirdiğiyse ve bu teknolojiyi üretim sistemine bütünleşmiş ettiyse ülke aynı sermaye miktarı ancak daha az emek miktarı ile eski üretim düzeyini devam ettirebilir. Burada emek ve sermaye üretim faktörlerinin girdi oranında değişme olur. Üretim fonksiyonunda emeğin miktarı azalırken sermayenin miktarı artmaktadır.

Eğer ülke sermaye tasarrufu sağlayacak yeni teknolojiyi kullanmaya başlarsa ülke aynı üretim düzeyini aynı emek miktarı ve daha düzeyde sermaye miktarı ile ulaşacaktır. Bir baş değişle ülke mevcut sermaye kullanım miktarından tasarruf edecektir. Yeni üretim sisteminde sermaye miktarının azalması ve emek miktarının sabit kalması sonucu emek sermaye girdi oranı değişime uğrayacaktır.

7.5. Toplumların Tercihlerindeki Değişmeler

Ülke vatandaşlarının zaman içerisinde tüketim kalıplarının değişmeleri sonucunda ülkelerin dış ticaret hacimlerinde ve dış ticaret hadlerinde değişmeler yaşanır.

Örneğin zamanla bir ülke vatandaşlarının diğer ülkenin vatandaşlarının ürettiği ürünlere olan talebi artabilir. Böylesi bir durumda birinci ülke sakinleri ikinci ülke sakinlerinden ithal edecekleri daha fazla mal karşısında kendi ürettikleri üründen daha fazla miktarda ikinci ülke sakinlerine ihraç etmeye hazırdırlar. Bu durumda birinci ülkenin teklif eğrinde kayma yaşanır.

Daha genelleştirici bir ifade ile zaman içerisinde insanların tercihlerinde yaşanan değişmeler uluslararası ticarette ülkelerin teklif eğrilerinde kaymalara neden olmaktadır. Teklif eğrilerinde yaşanan kaymalar yeni dış ticaret hadlerinin ve yeni hacimlerinin doğmasına neden olmaktadır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerindeki artışların ülkelerin üretimlerini arttırdıkları bunun yanında ülkelerin hangi üretim faktörlerinde zenginleştilerse o üretim faktörü ile ilgili ürünlerin üretiminde uzmanlaştıklarını ve uluslararasi ticarette avantaja geçtiklerini inceledik. Bunun yanında ülkelerdeki teknolojik gelişmişliğin artması ülkelerin daha verimli üretim yapmalarına neden olmaktadır. Ülkeler yeni teknolojilerle birlikte aynı üretim düzeylerine daha az emek ve sermaye ile ulaşabilirler. Yani yeni teknolojiler ile birlikte üretim faktörlerinden tasarruf edebilirler.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (

7. DIŞ TİCARET TARİFELERİ

Giriş

Dış ticaret üzerine konan vergiye tarife denmektedir. Tarifeler ekonomi üzerinde kısmi ve genel olmak üzere iki etki bırakmaktadırlar. Kısmi denge yalnızca dış ticareti yapılan malın piyasadaki (fiyat, üretim, ihracat ve ithalat) durumunu analiz ederken, genel tarife dengesi bir bütün olarak ülkelerin birbirleri ile yaptıkları dış ticareti bir bütün olarak ele almaktadır.

7.1. Dış Ticaret Tarifelerine Giriş

Dış ticaret tarifeleri ülkelerin özellikle ithalat üzerine koydukları vergilerdir. Bazı durumlarda ihracat üzerine de tarife konmaktadır.

Tarifelerin en önemli etkisi kamu geliri sağlama özelliğidir. Hükümetlerin önemli bir gelir kalemi olarak kabul ettikleri tarifeler aynı zamanda ülkelerin dış ticaret açıklarını azaltıcı bir enstrüman olarak kabul edilmektedir.

Günümüzde tarifeleri azaltma konusunda çalışmalar sürmektedir. Bu konuda Dünya Ticaret Örgütü (WTO) büyük çalışmalar sürdürmektedir.

Tarifeler ithal edilen ürünün fiyatını yükselterek ilgili ürünün yurtiçinde üretimini teşvik ederken tüketiminide caydırmaktadır. Bu nedenle ülkede tüketicilerin refahları azalırken üreticilerde yüksek maliyetli üretim yaparak kaynakları etkin kullanmaktan uzaklaşırlar.

Bu bölümde önce tarifenin tanımı yapılmıştır. Daha sonra tarifenin amaçları ve uygulama yapısı anlatılmaya çalışılmıştır. Tarifelerin kısa dönemde mikro ekonomik düzeyde bıraktığı etkiler analiz edildikten sonra tariflerin teklif eğrileri yardımı ile de uzun dönemde bıraktığı etkiler incelenmiştir.

Ülkelerin tarife uygulamaları durumunda takip edecekleri optimum korumacılık oranın nasıl belirlendiği açıklandıktan sonra etkin kullanma oranı formül yardımı ile analiz edilmeye çalışılmıştır.

Tarife uygulamalarının bir diğer özelliği olan korumacılık amacına katkı sağlaması da iktisat literatüründe yadsınamayan bir gerçektir. Yüksek tarife oranları ilgili malların yurtiçine girişini bir nevi yaksalayan uygulamalardır. Zira bir mal türüne konan çok yüksek oranda tarife oranları ilgili malın yurtiçine girmesinin önünde büyük bir engeldir. Ülkeler kendileri için çok büyük öneme sahip stratejik ürünlerin yurtiçinde üretimini sürdürebilmek için bazı malların ithalatına yüksek vergiler koymaktadır.

Tarifeler tamamen ülkelerin ürünlerin birimleri veya parasal tutarlarına uygulanan bir vergi cinsidir. Tamamen hukuki bir temele dayanmaktadır. Genellikle ülkeler mütekabiliyet esasına göre birbirlerine karşı aynı oranlarda dış ticaret tarifesi uygulamayı tercih ederler.

7.2. Tarifenin Tanımı ve Yakın Tarihteki Yeri

Dış ticaret tarifesi bir ülkenin yurt dışı ile olan ticaretine uyguladığı vergi oranlarını belirtmektedir. Bu vergi ithalattan alına bildiği gibi ihracattan alınan vergileri de kapsamaktadır. Ülkeler dış ticaret tarifelerini kendi başlarına belirleyebildikleri gibi iki veya daha fazla ülke ile karşılıklı olarak ortak bir şekilde de belirleyebilirler. Dış ticaret tarifesi devletin sınırları dışı ile olan dış ticaret yönetimini hukuki açıdan düzenlemektedir. Bu nedenle dış ticaret tarifesi bir yasadır ve ülkelerin ulusal meclislerinde yasalaşması gerekmektedir. Ancak bazı durumlarda ulusal meclisler dış ticaret tarifesinin düzenlenmesi ve yürütülmesi konusunu ülkelerin hükümetlerine devrederler.

Özellikle İkinci Dünya Savaşına kadar ülkeler ulusal üretimlerini arttırmak ve işsizlik oranlarını azaltmak için yüksek ithalat vergileri ile dış ticarete karşı korumacı politikalar izlemişlerdir. Dış ticarete uygulanan yüksek tarifeler dış ticaretin daralmasına neden olmuştur.

İkinci Dünya Savaşından sonra 1947 yılında GATT (General Agreement on Tariffs and Trade) anlaşması kabul edilmiştir. Bu anlaşmaya göre ülkeler sanayi ürünlerine uyguladıkları ithalat vergileri oranlarını karşılık olarak düşürme kararı almışlardır.

WTO (Dünya Ticaret Örgütü) günümüzde yıllarca düzenlenen GATT (toplantılarının) anlaşmalarının bir sonucu olarak karşımızda bulunmaktadır. WTO dış ticaretin önündeki engellerin azaltılması ve dış ticaretin daha serbest bir hale gelmesi konusunda büyük çapa harcamaktadır. Günümüzde sanayi ürünlerine uygulanan dış ticaret tarifesi ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte gelişmiş ülkelerde ortalama %5’in altında gelişmekte olan ülkelerde ise yaklaşık %5 ile %15 arasında değişmektedir.

7.3. Dış Ticaret Tarifelerinin Amaçları

Dış ticaret tarifeleri genel olarak iki amaca hizmet etmektedir. Bunlar ülke maliyesine vergi geliri sağlamak ve ulusal sanayinin yurtdışı rekabete karşı korunmasıdır.

Konulacak verginin ne kadarlık kısmının gelir sağlamaya, ne kadarlık kısmının ise korumacılığa etki bırakacağı vergi oranının büyüklüğü ve ithalata konu malın yurtiçi üretim imkanı (ve miktarı) ile ilgilidir.

Konulan vergi oranın makul bir seviyede olması ilgili ürünün kanuni olarak ithal edilebileceği ve belirli oranda ithalat vergisinin hazineye gelir sağlayacağı anlaşılmaktadır. Böylelikle kamu gelirlerinde artış yaşanabilmektedir.

Konulan verginin çok yüksek oranlarda olması dolaylı olarak o malın ithal edilmesinin devlet tarafından istenmediği görüşünü yansıtmakta ve ilgili ürünün yerli piyasada üretilmesi hedeflenmektedir.

Hükümetler belirledikleri dış ticaret tarifesi ile bu iki etkiyi bir arada yönetmeyi amaçlamaktadır.

7.3.1. Vergi Geliri Sağlama

Dış ticaretten alınan vergi tarihi olarak çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bu verginin tahsilatı diğer vergilere göre çok daha kolaydır. İthal ürün ülke sınırlarına girerken tespit edilir ve ilgili ürüne ithalat vergisi uygulanır. İthalat vergisinin en önemli etkisi ülke hazinesine olumlu bir katkı bırakmasıdır. Bu katkı kamu giderlerinin finansmanında kullanılmaktadır. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için bu vergi türü vazgeçilemez bir finansman aracıdır. Gelişmiş ülkelerde ise durum biraz daha farklıdır. İthalat gelirlerinin gelişmiş ülkelerin toplam gelirleri içindeki payı oldukça düşüktür. Gelişmiş ülkeler genel olarak sanayi malı üreticileridirler. Bu yüzden ürünlerini yurtdışına daha rahat pazarlamak için çok taraflı düşük dış ticaret anlaşmaları yaparlar.

7.3.2. Korumacılık Etkisi

Dış ticaret tarifesinin uygulanmasının bir başka amacı yurtiçi üretilen malların yurtdışı rakiplerine karşı korunmasıdır. Yurtdışı üretilen rakip mallara konulan ithalat vergisi ithal malın yurtiçinde fiyatının yükselmesine neden olmaktadır. Böylelikle tüketicinin yerli malı tercih etmesi beklenir. Korumacılık etkisi ulusal bir politika olarak kabul edilmektedir. Bazen bazı ürünlerin yurtiçine girmesine engel olmak için aşırı yüksek tarife uygulamasına gidilmektedir.

7.4. Dış Ticaret Tarifesinin Tahakku ve Tahsilatı

Dış ticaretten sağlanan vergi iki temel gösterge üzerinden hesaplanır ve tahsil edilir. Bunlar spesifik ve ad volerem sistemli vergilemedir. Spesifik vergiler ürün başına, ad volerem vergiler ise ürün bedeli üzerinden alınan vergilerdir.

7.4.1. Spesifik Vergiler

Spesifik vergiler ürünün cinsine ve ürünün ölçülmesinde kullanılan birime göre hesaplanmaktadır. Örneğin tahıllar için ton başına, elektronik eşya için adet başına hesaplana bilmektedir. Spesifik vergiler genellikle Anglosakson ülkelerde geçerlidir.

Ancak spesifik vergilerin hesaplanmasında bazı sıkıntılar ile karşılaşılmaktadır. Bunların başında ithalata konu olan bir ürün kalemi için değişik üreticiler tarafından üretilen ürünler gelmektedir. İlk bakışta bu ürünler birbirlerinin rakipleridirler. Farklı üreticiler tarafında üretilen bu ürünler birbirlerinin gördükleri görevi yerine getirmektedirler. Her biri başına aynı ithalat vergisi alınmaktadır ancak bunların kaliteleri farklılık göstermektedir. Kalite farklılıkları durumunda spesifik vergiler maalesef etkili olamamaktadır.

Bunun yanında spesifik vergiler ulusal paranın değerinde yaşanan değişmeler karşısında anında tepki gösterememektedir. Örneğin enflasyonist bir ortamda spesifik vergi tahsilatını yürüten hükümet veya ulusal meclis düzenli aralıklarla toplanıp yeni spesifik vergi oranını belirlemelidir. Aksi takdirde toplanan vergi tutarı reel olarak azalmış olmaktadır.

7.4.2. Ad Volerem Vergi

Ad Volerem vergi ithal edilen ürünün ithalat bedeli üzerinden hesaplanmaktadır. Genellikle kıta Avrupa’sında uygulanan bir vergileme yöntemidir. Burada önemli olan ithal edilen toplam mal tutarının belli olmasıdır. Toplam mal tutarının tam olarak hesaplanamaması durumunda Ad Volerem vergi hesaplanamamaktadır. Bunun için Ad Volerem verginin hesaplanması için ithalatın C.I.F. bedeli üzerinden hesaplama yapılır. C.I.F. bedel malın maliyetinin (imalatçıdan alış tutarının), sigorta tutarının ve taşıma tutarının toplamından oluşmaktadır. Böylelikle C.I.F. bedel üzerine devletin uyguladığı yüzdesel tarife vergisi uygulanır.

Ad Volerem vergi ülkede yaşanan fiyat seviyesi değişmelerinden etkilenmez. Eğer bir ülkede fiyatlar sürekli artıyorsa mevcut Ad Volerem vergiler oransal yapıda oldukları için yükselen fiyatlara da aynı şekilde uygulanabilirler.

7.5. Dış Ticaret Tarifesinin Mikro (Kısmi) Ekonomik Etkileri

Dış ticaret tarifesinin uygulanması sonucu ithal edilen malın yurtiçi fiyatı yükselir. Bu yükselmenin ilgili malın yurtiçi piyasa dengesine doğrudan etkiler bırakır. Bu etkiler aşağıda belirtildiği gibidir:

Üretim Etkisi

Tüketim Etkisi

Gelir Etkisi

Bölüşüm Etkisi

7.5.1. Piyasa Dengesi

Eğer bir ülkede ithalat yasak olsa ülkede ilgili malın fiyatı o malın arz ve talep eğrilerinin kesişmesi sonucu belirlenir. Buna göre ithalatın yasak olduğu durumda malın fiyatı Pi seviyesinde gerçekleşmektedir. Pi fiyatından c miktarı kadar mal üretilecek ve tüketici tarafından satın alınacaktır. Ancak böylesi izole olmuş bir ekonomi dünya üzerinde bulunmamaktadır.

Eğer ülkede ithalat vergisi yoksa ülkeye mal PD fiyatından ithal ediliyorsa malın piyasa fiyatı PD olarak oluşmakta ve malın 0-a kadarlık kısmı yerli üreticiler tarafından üretilmektedir. Malın a-e arası kadarlık kısmı ise ithal edilmektedir.

Ülkeler dış ticaretlerine tarife koyarak dış ticaretlerini kontrol etmeye çalışırlar. Bir malın ithalatına vergi konulması sonucu ilgili malın yurtiçi satış fiyatı dünya fiyatından ithalat vergisi kadar daha pahalılaşır. Diğer bir değişle mala ithlat vergisi konmasaydı mal PD fiyatından satılacaken ithalat vergisi konularak mal piyasada PP fiyatından satılmaktadır. Dünya piyasa fiyatı PD olan bir mala PD-Pp aralığı kadar ithalat vergisi konması durumunda malın vergi sonrası piyasa satış fiyatı Pp’ye yükselmektedir. Pp fiyatından yerli üreticiler 0-b miktarı kadar üretmektedir. Toplam talebin geriye kalan b-d kadarlık kısmı da ithalat ile karşılanmaktadır.

Şekil: 7.1.

İthlat vergisi ile malın fiyatının PD’den Pp’ye çıkması sonucu yurtiçi üreticiler arzlarını (üretimlerini) a noktasından b noktasına çıkarmışlardır. Burada ithal edilen malın yurtiçi ikamesinin (muadilinin) üretimi artmıştır. Ancak bu üretim için kullanılan girdiler diğer sektörlerinden hatta ihraç edilen malların üretiminden vazgeçilerek yapılmıştır. Bu nedenden ötürü yurtiçinde yapılan bu üretim verimsiz bir üretim olarak adlandırılmaktadır. Burada vurgulamak istediğimiz ithalat vergisi sonucu ithal edilen malın yurtiçi muadilinin üretimi artmıştır.

İthalat vergisi ile malın fiyatının PD’den Pp’ye çıkması sonucu yurtiçi tüketicilerinin talepleri e noktasından d noktasına kaymıştır. Diğer bir değişle tüketiciler fiyatı pahalanan ithal ürüne karşı talep edikleri miktarı azaltmışlardır. Böylelikle ithal malın tüketiminde bir azalma olmuştur.

İthalat vergisinin konması sonucu ilgili mala olan talep miktarı 0-d kadar, ilgili mala olan yurtiçi arz da 0-b kadardır. Arada kalan b-d kadarlık talep fazlası ithalat ile karşılanmaktadır. b-d aralığı kadar mala mal başına PD-Pp aralığı kadar ithalat vergisi konursa devlet III numaralı dörtkenin büyüklüğü kadar ithalat vergisi tahsil etmiş olmaktadır.

İthalat vergisinin konmasının son etkisi de bölüşüm etkisi olarak adlandırılmaktadır. Bölüşüm etkisini açıklamadan önce mikro ekonomi dersinde anlatınlan üretici ve tüketici rantları konularını bir daha hatırlamamızda fayda var. Tüketici rantı bir üreticinin bir mala ödemeye razı olduğu zihninde oluşan en yüksek fiyatla gerçekte piyasada ödediği fiyat arasındaki farkdır. Örneğin bir çift ayakkabı almaya karar verdiğinizde zihninizde ayakkabıya maksimum ödemeye razı olabileceğiniz fiyat 300 TL iken piyasada aynı ayakkabıyı 200 TL’ye bulup almanız durumunda arada kalan 100 TL tüketici rantı olarak adlandırılmaktadır. Üretici rantı da bir üretici için ürettiği ürünü piyasada satmaya razı olduğu minimum fiyat ile bu fiyattan daha yukarıda piyasada oluşan fiyattan piyasaya satması durumunda arada oluşan fark olarak tanımlanır. Örneğin bir ayakkabı imalatçısı ürettiği bir çift ayakkabıyı piyasada 150 TL’ye satmaya razı iken o malı piyasada oluşan 200 TL fiyattan sataması durumunda arada kalan 50 TL üretici rantı olarak kabul edilmektedir.

İthal edilen ürüne ithalat vergisi konması ile ithal ürünün fiyatı piyasada yükselmekte, bu durumdan hareketle bu ürünün yerli ikame üreticileride ürettikleri yerli ikame (muadil) ürünleri de bu fiyattan satmaya başlamaktadırlar. Piyasada ithalat vergisi nedeni ile ürünün fiyatı yükselmektedir. Bunun sonucu olarak tüketici aklında o ürüne ödemeye razı olduğu fiyat ile piyasada oluşan fark vergi öncesine göre daralmıştır. Örneğin tüketici ayakkabıya 300 TL ödemeye razı iken 200 TL’ye ayakkabıyı alırsa 100 TL tüketici rantı oluşur. Eğer ilgili ürünün ithlat vergisi ile fiyatı 250 TL’ye yükselirse tüketicinin rantı 50 TL olarak gerçekleşir. İthalat vergilerinin tüketicilerin rantının azalmasına neden olmaktadır. Diğer bir değişle tüketicinin refahında bir azalma gerçekleşir.

Öte tarafatan ithalat vergileri üretici rantının yükselmesine neden olur. İthalat vergisi ile ithal ürünün fiyatı yükselir. Bu durumda ithal ürünün muadilini üreten yerli üreticinin ürün satış fiyatı da yükselir. Üretici ithalat vergisindan önce ürününü minimum 150 TL’den satmaya razı iken piyasada oluşan 200 TL fiyattan satmaktaydı. Bu durumda üretici 50 TL üretici rantı sağlamaktaydı. İthlat vergisinin gelmesi ile ürünün satış fiyatı 250 TL’ye yükselmiştir. Bunun sounucunda üretici minimum 150 TL’ye satmaya razı olduğu ürünü 250 TL’ye satma imkanı bulmuş ve üretici rantı 100 TL’ye yükselmiştir. Diğer bir değişle yerli üreticininin refahında bir artış yaşanmıştır.

İthalat vergileri tüketicilerin refahını azaltan üreticilerin refahını arttıran bir unsudur. İthalat vergileri sonucu tüketiciler ucuz tüketmeleri olası ürünleri daha pahalı tüketmek zorunda kalmaktadırlar. Buna karşılık ithalat vergileri sonucu yerli üreticileri ürettikleri ürünleri uluslararası piyasada oluşan fiyattan daha yüksek bir seviyede yerli tüketiciye sattarak kar elde ederler. Bu üretim ekonomi literatüründe etkin bir üretim olarak kabul edilmemektedir. Çünkü daha ucuza satın almak varken sırf yurtiçinde üretilsin diye yüksek fiyata üretip tüketiciye satmak kaynakların israf edilmesine neden olmaktadır.

Ancak bazı ülkeler bağımsızlıklarını arttırmak için bazı stratejik ürünleri kendileri üretmeyi tercih ederler. Bu nedenle bu stratejik ürünlerin ithlatını sınırlandırmak için ithlat vergileri (tarifeleri) uygularlar. Bu stratejik ürünlerin başında tarım ürünleri, imalat sanayi ürünleri, savunma sanayi ürünleri gelmektedir. İthalat tarifeleri ile zamanla bu ürünleri üreten sektörler kuvvetlenerek uluslararası piyasalarda rekabet eder duruma kavuşabilirler. Sektörler kuvetlendikçe de ithlat tarifeleri kademeli olarak indirilebilir. Aksi takdirde bu sektörler piyasada tekel olurlar.

7.6. Dış Ticaret Tarifesinin Makro (Genel) Ekonomik Etkileri

Dış ticaretin genel denge analizinde dış ticarete tarife gelmesi ile birlikte tarifenin üretime, tüketime, dış ticarete ve refaha etkileri hep birlikte incelenmeye çalışılmıştır.

Dış ticaretin genel denge analizi ülkelerin teklif eğirileri ile yapılmaktadır. Dış ticarete tarife gelmesi ile birlikte ulusların teklif eğrilerinde kaymalar yaşanmaktadır. Ülke ithalat tarifesi getirdiğinde ithal ettiği mal pahalılaşmaktadır. Bu pahlılaşmanın iki sonucu ortaya çıkmaktadır:

a) Bu pahalalaşma ile ithal edilen ürünün ithalat miktarının azalması ile karşılaşılmaktadır.

b) Dış ticaretin gerçekleştiği nispi fiyat değişmektedir.

Örneğin dış ticaret tarifesinin uygulanmadığı bir durumda X ve Y ülkeleri dış ticaret yapmaktadırlar. X ülkesi çelik ihracatçısı Y ülkesi de Buğday ihracatçısıdır. D1 noktasında dış ticaret dengesi gerçekleşmektedir. X ülkesi Y ülkesine 50 ton çelik ihraçederken Y ülkesi X ülkesine 100 ton buğday ihraç etmektedir. Dış ticaretin gerçekleştiği nispi fiyat (ticaret haddi) FD1 eğrisi ile temsil edilmektedir. Ticaret haddi ½=0.5 olarak gerçekleşmiştir (50/100). Yani her 1 ton çelik 2 ton buğday satın alabilmektedir.

Şekil 7.2. Dış Ticaret Tarifesinin Genel Dengeye Etkisi

Eğer X ülkesi ithal ettiği buğdaya ithalat tarifesi uygularsa kendisinin teklif eğrisi ithal ettiği ürünün eksenine doğru bir kaymada bulunur. Diğer bir ifade ile X ülkesinin teklif eğrisiTX1 konumundan TX2 konumuna kaymış olur. Yeni dış ticaret dengesi D2 noktasında gerçekleşmiştir. D2 noktasında X ülkesi 20 ton çelik ihraç ederken Y ülkesinde 60 ton buğday ithal etmeye başlamıştır. Bu yeni durumda dış ticaretin gerçekleştiği (ülkenin karşılaştığı) ticaret haddi 1/3=0.33 (20/60) olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir değişle dış ticarette 1 ton çelik 3 ton buğday satın alabilir bir duruma gelmiştir.

Dış ticarete X ülkesi açısından tarife getirilmesi dış ticaret hacminda azalmaya neden olmuştur. Tarifeden önce 50 ton çelik ve 100 ton buğday dış ticarete konu iken, tarifeden sonra 20 ton çelik ve 60 ton buğday dış ticarete konu olmuştur. X ülkesi daha az buğday ithal etmek zorunda kalmıştır. İthal edilen bu buğdayın da bir kısmının ithalat tarifesi olarak devlet tarından alınacağını varsayarsak X ülkesindeki vatandaşların refahlarının azalması durumu ile karşılaşılır. Örneğin buğday ithalatına %100 tarife getirildiğini varsayarsak. 30 ton buğday ithalatı için 30 ton da devlete tarife ödemek için ithalat yapılamak zorunda kalınmış olsun (toplam 60 ton buğday ithal edilsin). Böylesi bir durumda tüketicinin karşılaştığı dış ticaret haddi 0.66=(20/30)

Diğer taraftan dış ticarete X ülkesi tarafından tarife konması dış ticaret haddini değiştirmiştir. Tarifeden önce X ülkesi her 1 ton çelik karşılığında 2 ton buğday ithal ederken tarifeden sonra her 1 ton çelik karşılığında 4 ton buğday ithal edebilir bir hale kavuşmuştur. Böylesi bir durum X ülkesi için önceye göre avantajlı bir haldir.

7.6. En Uygun (Optimum) Tarife Oranı

Dış ticarette tarife uygulamasının ülkelere iki etki bıraktığını belirtmiştik. Birinci etki dış ticaret tarifesi ile dış ticaret hacmi daralmaktadır. Dış ticaret hacminin daralması ile ülkedeki vatandaşların refahlarında azalma yaşanmaktadır.

İkinci etki ise dış ticarete tarife gelmesi ile dış ticaret haddi ithlat yapan ülke lehine olumlu bir gelişme sergilemektedir.

Dış ticaret tarifesinin getirdiği biri olumsuz diğeri olumlu bu iki etkiyi dikkate alarak ülkeler kendilerine en çok avantaj sağlayan dış ticaret tarife oranını çeşitli simülasyon teknikleri ile belirlemeye çalışırlar. Bu hesaplamalar sonucu ülkeye en çok fayda getiren tarife oranına da en uygun (optimum) tarife oranı denir.

7.7. Etkin Koruma Oranı

Etkin koruma oranı genellikle Türkiye gibi imalat sanayinde iddialı ülkelerin takip ettikleri tarife belirleme yöntemidir. İmalat sanayinde üretimin her aşamasında katma değer üretilmektedir. Örneğin bir gömleğin üretimi pamuğun sırasıyla önce iplik, daha sonra ham penye kumaş, daha sonra da bu kumaşın boyanarak konfeksiyon aşamalarından oluşmaktadır. Her aşamada ürünün değeri artar, ürünün her aşamada kazandığı değer artışı katma değer olarak isimlendirilmektedir. Böylesi bir üretim sürecine sahip ülke ham pamuğa mı tarife koymalıdır? Yoksa pamuklu gömleğe mi tarife koymalıdır?

Ülkeler genellikle ham madde ithalatlarında tarife uygulamaktan kaçınırken nihai (son) haldeki ürünlerin ithalatına tarife koymayı tercih ederler. Bunun nedeni ham maddenin ithal edilip nihai ürüne ulaşana kadar geçen katma değer üretimlerinin ülkede gerçekleşmesinin istenmesidir.

Örneğin ülkede pamuklu gömlek 100 TL’ye üretilmektedir. Ülkeye hammadde pamuk 60 TL’ye ithal edilmektedir. Buradan anlaşıldığı kadarıyla ham pamuğun gömlek haline getirile kadar geçen süreçte 40 TL’lik katma değer üretilmektedir.

Eğer böylesi bir durumda ülke gömlek ithalatına %20 tarife koyarsa yurtiçinde gömlek fiyatları 120 TL’ye ulaşır. Öte taraftan ara ürün mallarına tarife konulmadığı varsayılmaktadır (Örneğin düğme, dikiş ipliği gibi). Bu durumda etkin koruma oranı aşağıdaki şekilde hesaplanmaktadır:

Böylesi bir durumda katma değer üretiminde kullanılan ara mallara % 10 tarife konulursa etkin koruma oranı aşağıdaki hali alır:

Görüldüğü üzere ara girdi mallarına konulan ithalat tarifeleri etkin koruma oranını düşürmektedir. Burada ülkelerin takip ettikleri amaç ülkeye nihai halde bir mal sokmak yerine o ürün için ilk ham maddeyi ülkeye tarifesiz sokarak ara üretimleri yani katma değerleri ülkede üretmektir. Katma değer üretimi ülkede yapıldıkça ülkede istihdam artışı diğer bir değişle işsizlikte azalışlar yaşanabilmektedir. Diğer taraftan üretimde yaşanan değer artışı toplumda gelir artışı olarak karşılık bulmaktadır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde dış ticaret tarifelerinin tanımını yapıldıktan sonra dış ticaret tarifelerinin amaçları incelenmiştir. Dış ticaret tariflerinin mikro düzeyde üretici, tüketici ve merkezi devlet üzerine bıraktığı etkiler analiz edilmiştir. Daha sonra makro düzeyde dış ticaret tariflerinin ekonomi üzerine bıraktığı etkiler anlatılmaya çalışılmıştır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

 

8. TARİFE DIŞI UYGULAMALAR

Giriş

Günümüzde ülkeler birbirleriyle yaptıkları dış ticarette karşılıklı olarak anlaştıkları tarifeleri uygularlar. Ancak dış ticaret açığı vermek istemeyen ülkeler i̇thalatlarını azaltmak için tarife dışı uygulamalara yönelirler. Tarife dışı ticaret engelleri uluslararası anlaşmalarla kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Ancak ülkeler dış ticaret fazlası vermek için sürekli olarak tarife dışı engelleri kullanılır. Tarife dışı engeller ülkeden ülkeye farklılık gösterebilirler. Her ülkenin kendisine has uyguladığı tarife dışı engel söz konusu olabilmektedir.

8.1. Tarife Dışı Uygulamalara Giriş

Ülkelerin ithalatı sınırlandırma çabaları yalnızca ithalat tarifeleri ile olmamaktadır. İthalat tarifeleri yanında her ülke dış ticareti dengesini sağlamak için ithalatı azaltıcı ve ihracatı arttırıcı tarife dışı uygulamalar takip etmektedir.

Tarife dışı uygulamaların başında ithalat kotaları gelmektedir. İthalat kotaları ithal edilen ürünlere getirilen miktar kısıtlamalarıdır. İlan edilen kotalardan fazlası ülkeye girememektedir. İthalat kotaları özellikle ülkelerin kendileri için önemli olan sektörlerde uygulanmaktadır.

İthalat kotalarının yanında bir başka tarife dışı engel gönüllü ihracat kısıtlamalarıdır. Gönüllü ihracat kısıtlamaları ülkelerin karşılıklı olarak birbirlerine ihracat yapmalarının önünü kesmek amacı ile uygulanmaktadır. Böylelikle aynı sektörde uzmanlaşmış ülkeler birbirlerinin piyasalarını etkilemezler ve kendi iç piyasaları için üretim yaparlar. Bu uygulama ile her iki ülkede yaşayan vatandaşlar yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalırlar.

Bazı ülkelerin dış ticarete getirdiği sınırlamalar teknik, çevre ve sağlıkla ilgili hukuki düzenlemeler ile karşımıza çıkmaktadır. Teknik, çevre ve sağlık ile ilgili lisanslara sahip olmayan ürünler bu konuda hukuki düzenlemelere sahip ülkelere ihraç edilememektedir. Bu tür kanuni düzenlemelerde tarifeler dışında dış ticaretin önünde bir engeldir.

Tarife dışı bir başka dış ticaret engeli de uluslararası kartellerdir. Dış ticaret kartelleri aynı ürünü üreten az sayıda ülkenin ortak hareket stratejisini benimseyerek tek bir firma gibi hareket etmesidir. Böylelikle karteller ürettikleri ürünün piyasa arzını kontrol ederek tekel karı sağlarlar. Böylelikle karteller dış ticareti kontrol ederler. Kendileri dışında başka ülkelerin dış ticaret yapmalarını engellerler.

Bir başka tarife dışı engel de dampingdir. Damping bir ürünün üretildiği ülkedeki satış fiyatından daha düşük seviyede ihraç edilmesidir. Damping ihracatçı ülkenin takip ettiği bir fiyat stratejisidir. Bu satış stratejisi ile ülkelerin yerel piyasalarında dengeler bozulmakta, yerli üretici rekabet gücünü kaybederek piyasadan çekilmek zorunda kalabilmektedir. Daha sonra piyasayı ele geçiren damping firması satış fiyatını arttırmaktadır.

Ülkelerin uyguladıkları ihracat teşvikleri (destekleri) de dış ticaretin önünde yer alan tarife dışı bir engeldir. Ülkeler kendi ihracat sektörlerini desteklemek için ihracatçılarına ekonomik destekte bulunurlar. Böylelikle ihraç edilen malın maliyeti düşmekte ve dış ticarette haksız rekabet doğmaktadır. İhracatta uygulanan vergi iadesi sistemi de ihracata destek kapsamında kabul edilmektedir.

Bu bölümde yukarıda kısaca belirttiğimiz dış ticarettin önünde engel teşkil eden başlıca tarife dışı uygulamalar analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu uygulamaların ihracat yapan ülkelerin ihraç ettikleri malların piyasa dengelerine etkileri ile ithalat yapan ülkenin ithal ettiği malların iç piyasa dengelerine etkileri ayrı ayrı incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır.

8.2. İthalat Kotaları

Dış ticaret kotları yalnızca ithalata uygulanan bir sınırlama değildir. İhracat kotaları da bulunmaktadır. Bu kısımda yalnızca ithalat kotalarına değinilmiştir. İthalat kotaları ithal edilen ürün miktarına getirilen bir sınırlamadır. İthalat kotaları yurtiçi üretimi korumak için izlenen bir dış ticaret politikasıdır. İthalat kotaları genellikle gelişmekte olup, ithal ikameci sanayi stratejisini izleyen ülkelerde gözlemlenmektedir.

İthalat kotası uygulanması ile ilgili ürünün ülke içi piyasa dengesinin nasıl oluştuğunu aşağıda açıklamaya çalışalım.

Şekil 8.1.

Eğer ülke ekonomisi tamamen dış ticarete kapanmış olsaydı arz ve talep eğrilenin kesiştiği yerde denge gerçekleşecek, c kadar mal Pi fiyatından piyasada üreticiden tüketiciye el değiştirmiş olacaktı.

Ancak ülke ekonomisi dış ticarete açık ve malın dünya fiyatı PD seviyesinde. PD seviyesinde bulunan fiyattan ülke sakinleri e miktarı kadar mal talep etmekte, ülke üreticileri ise a miktarı kadar mal arz etmektedirler. Yurtiçinde arz tarafından karşılanamayan a-e arası kadar talep fazlası ithalat ile karşılanmaktadır.

Eğer hükümet ilgili malın ithlatına b-d aralığı kadar kota (miktar) sınırı getirecek olursa diğer bir değişle b-d aralığından fazla ithlat yapmayı yasaklarsa malın yurtiçi piyasa fiyatı Pp seviyesine yükselir. Bu fiyattan yerli üreticiler piyasaya b miktarı kadar mal arz ederken, yurtiçi talep de d miktarı kadar mal talep eder. Arada kalan karşılanamayan b-d kadarlık talep fazlası da yurtdışından ithal edilir. b-d aralığından fazla ithlat yapmak kanuna aykırıdır çünkü ithlat kotası b-d aralığı kadardır.

İthlat kotasının uygulanması ile yurtiçi talep e seviyesinden d seviyesine gerilerken yurtiçi üretim de a seviyesinden b seviyesine yükselmiştir. Diğer bir değişle ithlat kotası ithlatı azaltmış ve yurtiçi üretimi arttırmıştır.

İthalat kotası bunun yanında kota miktarı kadar ithalat yapmaya izin verilen firmaya gelir getirmektedir. b-d aralığı kadar izin verilen mal Pp fiyatından piyasaya ithalat izni olan firmaca piyasaya sunulmuştur. Halbuki bu malın dünya fiyatı PD seviyesindedir ve malı bu fiyattan yurtdışından getirmektedir. İthalatçı firma ürün başına Pp-PD farkı kadar kar elde etmektedir. Firmanın toplam karı ise ürün başına elde ettiği kar (Pp-PD farkı) ile ithal ettiği b-d aralığındaki (kota miktarı) mal miktarının çarpımı kadardır. Böylelikle ithalat izini verilmiş firma III numaralı dikdörtgenin alanı kadar gelir elde etmektedir. İthalat kotaları ithlat izni verilen firmalar çok büyük gelir ayrıcalığı sunmaktadır.

8.3. İthalat Kotaları ile İthalat Tarifelerinin Karşılaştırılması

İthalat kotaları dış ticarete yalnızca miktar temelli bir sınırlandırma getirmektedir. İthalat tarifesi ise istenilen kadar ithalatın geçerli tarife oranından vergilendirilerek yapılmasına olanak sağlamaktadır. İki uygulama arasındaki bu farklılığın ithal edilen malın yurtiçi piyasa dengesine nasıl etki bıraktığını inceleyelim.

Şekil 8.2.

Örneğin yurtdışından ithal ürüne karşı talepte bir artış yaşandığını ve D0 talep eğrisinin D1 seviyesine yükseldiğini varsayalım. Eğer merkezi hükümetin 20 birim mal ithlatına müsaade ettiğini kabul edersek. Tüketici tarafından 50 birim mal talep edilecek, bunun 30 birimi yerli üreticiler tarafından Pi fiyatından piyasaya sürülecek geri kalan 20 birim de ithalat izni olan firma tarafından yine Pi fiyatından piyasaya sunulacaktır. İthlatçı firma ithal ettiği ürünü Pd dünya fiyatlarından temin edip, yurtiçine Pi fiyatından satacaktır. Böylelikle ürün başına Pi-Pd farkı kadar kota izninden dolayı kar sağlayacaktır. Toplam karı da III numaralı dikdörtgenin alanı kadardır.

Aynı talep artışının tarife uygulaması altında yaşandığında tüketiciler tarafından 60 birim mal talep edilecektir. Bu talebin 20 birimi Pi fiyatından yerli üreticiler tarafından arz edilirken geriye kalan 40 birimi de (60-20) ithalatçı tarafıdan ithalat tarifesini ödenerek yurtiçine ithal edilmiş mal ile karşılanacaktır. İthalatçı malı yurtdışından Pd fiyatından ithal edecek, her mal için ithalat tarifesi (Pp-Pd) ödeyecek ve malı iç piyasaya Pp fiyatından sunacaktır. İthalat tarifesinde ithalatçı dünya piyasası ile iç piyasa arasındaki fiyat farkından kaynaklanan farkı devlete ithlat tarifesi olarak ödemektedir.

Kota uygulamalarında talepte bir artış yaşandığında yurtiçi üretimde bir artış yaşanmaktadır. Bunun yanında malın yurtiçi fiyatında artış yaşanmaktadır. Buna karşılık ithalat tarifesi uygulanırken talepte bir artış yaşanırsa yurtiçi üretiminde bir artış yaşanmamakla beraber malın yurtiçi fiyatı da değişmemektedir. Ancak ithal edilen mal miktarında artış yaşanmaktadır. Kısaca ithlat kotaları yerel piyasalarda fiyat değişmelerine neden olurken ithalat tarifeleri fiyat değişmelerine neden olmamaktadır.

İthalat kotaları bir ülke için ithlat miktarının sınırını gösterir. Buna karşın ithlat tarifesinin uygulandığı ortamlarda ithalat sınırı ile ilgili kısıt yoktur. Tarife tutarı ödendiği sürece ithalat yapılabilir. Bu nedenle yerli üreticiler ithlat kotalarının varlığını savunurlar. İthlat tarifelerinde yapılan düzenlemeler daima beklenen ithalat miktarı ile karşılaşılmasına neden olmaz. Beklenilen ithlat rakamından sapmalar yaşanabilir. Kesin bir tahmin yoktur.

Bunun yanında ithlat kotalarının hangi firmalarca kullanılacağı önemli bir yer tutmaktadır. Eğer kota kullanımı hakkaniyetli bir dağıtımla dağıtılmaz ise tekelci firmalar piyasaya hakim olabilirler ve böylelikle piyasada aşırı kar elde edebilirler. Daha ileriki aşamalarda kota dağılımlarında yaşanacak hukuksuzluklar kanuni problemlerin doğmasına ve ülkenin yapısal hukuk sıkıntılarına boğulmasına neden olabilmektedir.

Son olarak ithlat tarifesi uygulaması ile kota sayesinde tekelciye gidecek tekelci karı devlete tarife geliri olarak kalmakta ve kamu finansmanına destek sağlanmış olmaktadır.

8.4. Gönüllü İhracat Kısıtlamaları

Gönüllü ihracat kısıtlamaları ihracatçı ülkelerin ihraç ettikleri ürünlere getirdikleri miktar ve kısıtlmalarıdır. Gönüllü ihracat kısıtlamaları ülkelerin karşılıklı olarak anlaşmaları sayesinde uygulama bulmaktadır. Otomotiv endüstrisi gönüllü ihracat kısıtlamaları konusuna örnek olarak gösterilebilir. İki otomobil üreticisi ülke kendi aralarında anlaşmaları sonunda ürettikleri otomobiller üzerine ihracat kısıtı getirecek olurlarsa her iki ülkede otomotiv endüstrisinde istihdam edilen işçi sayısında azalma olmayacaktır. Böylelikle her iki ülke de otomotiv endüstrilerini koruyabileceklerdir. İhrcat kısıtlamasının olmaması durumunda hangi ülke daha ucuza üretiyor ise onun sanayisi kuvvetlenecek, pahalı kalan ülke ucuz olan ülkeden otomotiv ithalatı yapacak ve sonunda pahalı ülkenin otomotiv sektörünün kapanması söz konusu olabilecektir.

İhracat kısıtlamalarının maliyetini kısıtlamanın konulduğu ülkedeki vatandaşlar ödemektedirler. İthlat imkanı olmadığı veya çok sınırlı olduğu için yurtiçi pahalı üretimi zorunlu olarak tüketmek zorundadırlar. Gönüllü ihracat sınırlamaları ithlat kotaları ile aynı işlevi görmektedir. Ancak burada kısıttan dolayı elde edilen tekel kar ithalatçı tarafından değil de ihrcatçı ülkede bulunan ihracatçı tarafından elde edilmektedir. Uruguay görüşmeleri gereği 1999 yılı sonu itibariyle ihracat sınırlandımalrına son verilmiştir.

8.5. Teknik Standartlar ve Hukuki Zorunluluklar

Dış ticaret ülkelerin hukuki düzenlemelere tabidir. Bu hukuki düzenlemeler dış ticarete konu ülke vatandaşlarının güvenliklerini ve faydalarını arttırmak içindir. Özellikle gıda ürünlerinde gerekli sağlık şartlarının sağlanması, teknik ürünlerde tüketicinin güvenliğinin arttırılması temel amaçtır. Paketleme standartları, ürünün üretiminde kullanılan girdilerin belirtilme zorunlukları bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bunun yanında son zamanlarda çevre güvenliği ile ilgili geri dönüşüme uygun ürünlerin dış ticarete konu olmaları ülkelerin genel tercihleridir. Tüm kısıtlar dış ticaretin önünde birer engeldir. İhracatçı firmalar bu sınırları aşmak için ithalatçı ülkelerin talep ettikleri zorunlu sertifikasyonları yerine getirmek zorundadırlar.

Ülke kalkınmasında bir diğer etken olan yerli malı kullanımı da hukuki düzenlemeler ile dış ticaretin önünde bir engeldir. Özellikle kamu ihalelerine yerli firmaların girmesi, özelleştirme projelerine yabancıların alınmaması, savunma sanayinde yurtiçi üretim şartı gibi unsurlar örnek olarak gösterilebilir.

8.6. Dış Ticarette Uluslararası Karteller

Kartel aynı ürünü üreten firmaların kendi aralarında anlaşarak piyasaya sürdükleri mal miktarını sınırlandırırlar. Böylelikle piyasada ürün arzı az olduğu için ürün fiyatı olması gereken seviyenin üzerinde dengeye gelir. Bunun sonucunda kartel adeta tek bir firma gibi tekel karı sağlamaktadır. Daha sonra kartel içinde yer alan her üye üretime katkısı düzeyinde tekel karından payını alır. Kartele üye her ülke sanki bir tek firmanın farklı üretim fabrikaları gibi çalışmaktadır.

Kartelin işleyebilmesi için az sayıda aynı malı üreten ülkenin bulunması gerekmektedir. Kartele üye her ülke alınan ortak karara uymak zorundadır. Eğer üye ülkelerden biri ortak alınan üretim kararına uymaz ise kartel tekelci özelliğini kaybeder. Kartel sayesinde fiyatlar yükselmeye başladığı bir dönemde her hangi bir kartel üyesinin gelirini arttırmak için piyasaya fazla mal sürmesi ürünün piyasada bollaşmasına ve fiyatının düşmesine neden olmaktadır.

Yakın tarihte en çok bilinen kartel OPEC’dir. OPEC 1974 petrol ihraç eden ülkelerin bir araya gelerek petrol arzını kontrol etmek için kurmuş oldukları bir organizasyondur. Bu dönemde yaşanan petrol fiyatında yaşanan tırmanma bu kartelin nedeni olarak kabul edilmektedir. İlerliyen yıllarda bu organizasyon tekel gücünü kaybetmiştir.

8.7. Damping

Damping bir ihraç ürünün üretildiği ülkedeki fiyatından daha düşük bir fiyata ihraç edildiği ülkede satılmasıdır. İthalatçı ülkeler kendilerine karşı yapılan bu dampinglere karşı anti-damping vergileri koymaktadırlar.

Damping uygulamaları çeşitlilik göstermektedir. Bunların başında yıkıcı damping gelmektedir. Yıkıcı dampingin uygulama amacı ihracat yapılan ülkedeki ilgili sektördeki üreticilerin piyasadan çekilmesini amaçlamaktadır. Böylelikle piyasadan yerel üreticiler çıkacak bununlar yerine damping uygulayan yabancı firmalar bu piyasayı ele geçireceklerdir. Piyasa yabancı firmaların eline geçtikten sonrada bu firmalar fiyatlarını yükselteceklerdir.

Diğer bir damping türü geçici dampingdir. Bu damping türünde ihracatçı firma geçici süre ile ihracat yaptığı mallara damping uygular. Örneğin eski model teknolojik cihazlar veya kullanma süresi bitmek üzere olan ürünler gibi.

Son damping türü ise sürekli dampingtir. Burada ihracatçı firma mal sattığı kendi yerel piyasası ile yurtdışı piaysalarda fiyat farklılaştırması uygulamaktadır. Fiyat farklılaştırması aksak rekabet piyasalarında kar maksimizasyonunu sağlayan bir yöntemdir. İhracatçı ürününü ister yurtiçine satsın ister ihraç etsin üretilen malın maliyeti tektir. Ancak malın piyasaya sürüldüğü yerdeki talebe göre firmanın sattığı malın fiyatı belirlenir. Üretici malını sattığı yurtiçi ve yurtdışı piyasayı birbirlerinden ayrı iki bağımsız pazar olarak kabul eder. Üretici her piyasa için kendisine maksimum kar sağlayacak denge ürün miktarları kadar ürünü piyasaya sürer. Böylelikle her iki piyasada kar maksimizasyonu sağlanmış olur. Sürekli damping durumunda yurtdışı fiyatı yerel fiyatın altındadır.

8.8. İhracat Destekleri (Sübvansiyonları)

Sanayileşmiş her ülke yerel ihraçatçısını destekler. Bu destekler genellikle vergi iadesi, destek kredileri olabilir. Bu ülkeler aynı zamanda kendi ihracatçılarından alım yapan ithalatçı ülkelere de krediler vermektedir. İhracatmalı almak şartı ile ihracatçıya veya ithalatçıya verilen bu kredilerin faizleri piyasa faiz oranlarından düşütük. Piyasa faiz oranı ile var olan bu düşük faiz oranı ihracatı arttırmak için ihracatçı ülke tarafından karşılanmaktadır. Bu krediler genellikle ülkelerin exim (export import) bankaları tarafından karşılanmaktadır. İhracat sübvansiyonları da damping olarak kabul edilmekte ve önlenmesi için uluslararası çalışmalar yapılmaktadır.

İhracat sübvanbsiyonunu ihracatçı ülke ekonomisine nasıl etki bıraktığını aşağıda inceleyelim.

Şekil 8.3.

İhracatçı ülkede bir mal 5 liradan 40 adet mal piyasaya arz edilmektedir. Bu fiyattan 20 adedini iç piyasa talep ederken geriye kalan 20 adedi yurtdışına ihraç edilmektedir. Ülke yönetimi ihracatı teşvik için ürün başına 1 lira destek sağladığını ilan edince üreticiler sanki 6 liraya malı satmış gibi gelir elde etmeye başlarlar ve üretimlerini 50 adede çıkartırlar. Piyasaya arz edilen bu 50 adedin 10 adedi yurtiçinden talep edilirken 40 adedi ihraç edilmektedir.

Üretim ve fiyat düzeylerinde yaşanan değişim sonunda mikro düzeyde mal piyasasında yaşanan değişim aşağıda özetlenmiştir. İhracat desteği sonucu yurtiçi tüketim 20 adetten 10 adede düşmüştür. Bunun sonucunda yurtiçi tüketiciler I ve II nolu alanları kaybetmiştir. I ve II nolu alanların toplamı 15 (10+5) liradır. Üreticiler ise üretimlerini 40 adetten 50 adede çıkartmıştır. Bunun sonucunda üreticiler I, II ve III nolu alanların toplamı kadar kazanç sağlamıştır. I, II ve III nolu alanların toplamı (10+5+30) 45 liradır. Devletin ürün başına 1 lira destek vermesi sonusunda sağladı toplam sübvansiyon II, III ve IV nolu alanların toplamı kadar olmaktadır. II, III ve IV nolu alanların toplamı (5+30+5) 40 liradır. Yerli ihracatı korumanın maliyeti II ve IV nolu alanları toplamı kadardır. Bu toplam (5+5) 10 liradır.

Burada akıllara gelen soru ihracat desteklerinin ihracatçı ülke sakinlerine zararları olmasına rağmen neden verildikleridir. Bunun nedeni bazı özel sektörlerin dış rekabete karşı korunma ve ayakta kalma zorunluluklarıdır. Bu nedenle bu tür sektör yöneticileri devlet nezdinde sürekli destek faaliyetleri için görüşmler yaparlar. İhracat sübvansiyonlarının kesin olarak destek sağladığı kişiler yurtdışında bu malları tükenlerdir. Devlet desteğinden önce 5 liradan 20 adet ithalatta bulunan ülke sakinleri devlet desteğinden sonra yine 5 liradan 40 birim ithalatta bulunmaya devam ederler. Malın satış fiyatında bir değişme yoktur, devlet mal başına 1 lirayı üreticilere ödemektedir.

Bölüm Özeti

Bu bölümde dış ticarette uygulanan tarifeler dışında kalan dış ticareti önleyici sınırlamalar incelenmiştir. Bu uygulamaların dış ticaret üzerine bıraktıkları etkiler analiz edildikten sonra bu uygulamaların genel olarak ülke ekonomilerine bıraktıkları etkiler açıklanmaya çalışılmıştır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

9. DIŞ TİCARET ENTEGRASYONLARI

Giriş

Dünya üzerinde bazı ülkeler birbirleriyle yüksek miktarda dış ticaret yaparken diğer ülkelerle daha düşük düzeyde dış ticaret yapmaktadırlar. Ülkelerin birbirleriyle oluşturdukları dış ticaret entegrasyonları kendilerine büyük avantaj sağlarken grup dışında kalan ülkelerin bu avantajdan faydalanmalarına engel olmaktadır. Günümüzde dünya üzerinde belirgin dış ticaret grubu birliktelikleri bulunmaktadır. Aynı amacı güden ülkeler kendilerini grup dışı ülkelere karşı korumacı bir anlayış ile dış ticaret gelirlerini artırmaya çalışmaktadırlar

9.1. Dış Ticaret Entegrasyonlarına Giriş

Bu bölümde ülkelerin birbirleri ile dış ticaret birlikleri kurmalarının teorik ve uygulamadaki etkileri incelenmiştir.

Ülkelerin kendi aralarında gümrük birliğine gitmeleri sonucunda birlik içi ülkelerde ticaret artarken birlik üyesi ülkelerin birlik dışı ülkeler ile olan ticaretlerinde azalmalar ile karşılaşılmaktadır. Bu nedenle gümrük birlikleri ticaret yapıcı etkilerinin yanında ticaret ayırıcı etkileri ile karşılaşılmaktadır.

Gümrük Birlikleri sayesinde oluşan ticaret yapıcı etkiler ile birlik üyesi ülkelerde üretim ve talep artmaktadır. Bununla beraber istihdamda artışlar gözlemlenmektedir. Bunlardan çok daha önemlisi tüketicilerin refahında büyük artışlar yaşanmaktadır.

Ancak gümrük birliklerinin neden olduğu bir olumsuz durum vardır. O da üretilen ürünün daha etkin bir şekilde birlik dışında üretilen ülkeden ithal edilmesi yerine birlik içinden daha düşük verim ile üretim yapan ülkeden ithal edilmesidir. Bunun sonucunda üretim için kullanılan kaynaklar israf edilirler. Bunun sonucunda birlik dışında kalan ülkelerde üretim azalır ve işsizlik oranında artış yaşanır.

Günümüzde tüm ülkeler üretimlerini ve dış ticaretlerini arttırmak için gümrük birliği gibi ekonomik birlikler kurma ve birliklere üye olma yolunu tercih etmektedirler. Böylesi yapılar birlik üyesi ülkeleri birlik dışı ülkelere karşı rekabet ortamında korumaktadır.

Bir ülke bir ekonomik birliğe üye olduktan sonra birliğin uyguladığı dış ticaret rejimini uygulamak zorunda kalır. Dış ticarette birlik bir nevi tek bir ülke gibi hareket eder. Bu ortak hareket birliği birliğin bir bütün olarak dış ticaretten sağladığı avantajı arttırır.

Ekonomik birlikler iktisadi kaynakların en etkin alanlarda kullanımının önünde bulunan bir engeldir. Bu olumsuzluğun etkisini azaltmak için ikinci en iyi yaklaşımı (Second Best) geliştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre birlik dışı ülkede etkin bir şekilde üretilen malın ithalatını birlik içinden karşılanma yoluna gidilirse bunun birlik içindeki en yüksek etkinliğe sahip birlik üyesinden sağlanması yoluna gidilmesidir.

Günümüzde çeşitli coğrafyalarda çeşitli ekonomik birlikler kurulmuştur. Bu birliklerin en önemli etkisi üyelerinin refahını arttırmaktır. Bu birliklerin başında Avrupa Birliği gelmektedir. Avrupa Birliği İkinci Dünya Savaşından sonra kurulmuştur. Amaç Avrupa kıtasında sanayileşmiş ülkelerin endüstriyel ürünlerinin dış ticareti önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Zamanla Avrupa Birliği politik bir birlikteliğe kavuştur. Günümüzde birliğin çok büyük bir bölümünde ortak fiziki para kullanılmaktadır.

Bugün Avrupa Birliği dışında dünyanın çeşitli coğrafyalarında kurulmuş ekonomik birlikler bulunmaktadır. Bu birlikler bölgesel dış ticaretin arttırılması ve üye ülkeleri üretimlerinin arttırılmasını amaçlamaktadırlar.

9.2. Gümrük Birlikleri

Gümrük birliklerinin iki temel etkisi bulunmaktadır. Bunlar ticaret yapıcı ve ticaret ayırıcı özelliklerdir.

9.2.1. Gümrük Birliklerinin Ticaret Yapıcı Etkileri

Gümrük birliklerinin ticaret yapıcı etkileri aynı ürünü üreten birlik üyesi ülkeler arasından ürünün mevcut ithal edildiği ülkeden daha ucuza üreten bir başka birlik üyesinden alınması sonucu doğar. Böylelikle ekonomik etkinlik sağlanmış olur. Çünkü üretim için kullanılan kaynaklar olması gereken yerlerde kullanılmış olur ve kaynak israfı yaşanmaz. Bunun sonucunda daha fazla uzmanlaşma ve refah artışı yaşanır. Burada yaşanan dış ticaret esas olarak mukayeseli üstünlükler teorisinin bir uygulamasıdır. Birlik içinde yaşanan üretim ve gelir artışı birlik üyesi ülkelerin refahını arttırmaktadır. Birlik içinde yaşanan bu artış birlik dışı ülkelere de yansımaktadır. Çünkü birlik zenginleştikçe birlik dışından yapacağı ithal hacminde de artışlar yaşanması beklenir.

Şekil 9.1. Gümrük Birliklerin Ticaret Yapıcı Etkileri

Örneğin bir ülke dış ticaret kapalı iken söz konusu ürün piyasada Pi fiyatından c miktarı kadar alınıp satılmaktaydı. Ülke dış ticarete açılması ile ilgili ürünü PD fiyatından üreten ve bu fiyattan ihraç etmeye hazır ülkeden almaya karar verir. Ancak dış ticaret üzerine ithalat tarifesi koyarak bu ürünü PP fiyatından ithal etmeye karar verir. PP fiyatında ülkede toplam talep 0d aralığı kadar toplam (yerel üretim) arz ise 0b aralığı kadar gerçekleşir. Arz ve talep arasında kalan bd kadarlık aşırı talep yurtdışından ithal edilir.

İthalatta bulunan ülke ihracatta bulunan ülke ile gümrük birliği anlaşması yapar ve her iki ülke arasındaki tarife ve tarife dışı engeller ortadan kaldırılırsa ülkeye ilgili mal PD fiyatından ithal edilme olanağı bulur. Böylece fiyatlar PP’den PD seviyesine geriler.

Fiyatların gerilemesi sonucu I, II, III ve IV numaralı bölgelerinin alanlarının toplamı kadar tüketici rantı yükselir. Aynı zamanda üretici IV numaralı bölgenin alanı kadar azalır. Toplam tarifelerdeki azalmanın büyüklüğü ise II numaralı bölgenin alanı kadardır. Geride kalan

I numaralı üçgenin alanı ülkenin gümrük birliğine gitmesi sonucunda üretimin artması ile gümrük birliğinin ticaret yapıcı etkisini göstermektedir. Tarifenin kalkması ile ülkede yerel üretim azalabilir ancak ilgili mal olan talep artmakta ve bu talep ihracatçı ülkede üretilmeye başlanmıştır. Kaynaklar daha etkin bir şekilde üretime yönlendirilmiştir. Böylelikle etkinlik artmıştır.

III numaralı üçgenin alını da gümrük birliğinin ticaret yapıcı etkisi sonucu ticarette yaşanan artışın tüketicilerin refahında yaşanan artışı göstermektedir.

Sonuçta I ve III numaralı üçgenlerin alanları toplamı gümrük birliği sonucunda birliğin refah kazançlarını göstermektedir.

9.2.2. Gümrük Birliklerinin Ticaret Ayırıcı Etkileri

Gümrük birliklerinin ticaret ayırıcı özellikleri birlik dışında daha ucuza üretilen ve birliğe ithal edilen malın fiyatını arttırıcı tarifeler uygulayarak ithalatı birlik içinden daha pahalıya üreten ülkeden karşılamaktır. Bunun sonucunda üretim etkinlikten uzaklaşmaktadır. Çünkü mal birlik dışında daha ucuza üretilirken bu malın birlik üyesi ülkelere tarife ile pahalılaştırılarak birlik içinde daha pahalıya üreten ülkeden tarifesiz temin edilmesi söz konusudur. Ürünün üretiminde kullanılan kaynaklar ziyan edilmektedir. Bunun yanında birlik üyesi ülkelerin vatandaşları çok daha ucuza malı kullanma imkanları varken birlik üyesi olmaları sonucu malı daha pahalıya kullanma durumunda kalırlar. Kısaca ticaret ayırıcı iki etki bulunmaktadır. Bunlar etkinliğin veya verimliliğin azalması ve toplumsal refahın azalmasıdır.

Ticaret ayırıcı gümrük birliklerinin bir taraftan ticaret ayırıcı özellikleri yanında ticaret yapıcı özellikleri de bulunmaktadır. Bir taraftan birlik dışında bulunan ülkenin üretiminde azalma yaşanırken öte taraftan birlik üyesi ülkenin üretimi artmaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkan ticaret ayırıcı ve ticaret yapıcı etkilerin birbirlerinden çıkarılmaları sonucunda esas etkinin ne olduğu daha rahat anlaşılmaktadır.

Şekil 9.2. Gümrük Birliklerin Ticaret Ayırıcı Etkileri

S ve D söz konusu ithlatta bulunan ülkenin yerel piyasasında bulunan arz ve talep eğrileridir. P1 ile gösterilen eğri 1 numaralı ülkenin uluslararası piyasaya sunduğu arz eğrisidir. Bu arz eğrisi yatay olması nedeni ile aşırı esnek bir eğridir. 1 numaralı ülke aynı zamanda ürününü P1 fiyatından uluslararası piyasaya sürmektedir.

P2 fiyatından uluslararası piyasaya mal süren ülkenin de arz eğrisi P2 eğrisi ile gösterilemktedir. Bu eğri de yatay pozisyonda olan aşırı esnek bir arz eğrisidir.

İthalatta bulunan ülke ilk değerlendirmeye göre ürünü 1 numaralı ülkeden ithal etmeyi tercih etmek ister çünkü bu ülkenin uluslararası piyasaya arz fiyatı (P1) diğer alternatiflere göre en düşüğüdür. İthalatta bulunmak isteyen ülke 1 numaralı ülkenin fiyatına tarife uygular ise bu ürünün ithalat fiyatı P1+tarife seviyesine yükselir.

İthalatta bulunan ülke 2 numaralı ülke ile gümrük birliğine gitmek isteyebilir. Bunun sonucunda birlik üyesi ülkelerin kendi aralarında yapacakları dış ticarette tarife kullanılmamasına, birlik dışıyla yapılacak dış ticarette tarife kullanılmasına karar verilir. Böylelikle ithalatta bulunmak isteyen ülke birlik dışı olan 1 numralı ülkenin P1 fiyatına tarife uygulamaya devam eder. Tarife uygulanması sonucu 1 numralı ülkenin birlik üyelerine yönelen arz eğrisi P1+tarife durumunda bulunur. Böylesi bir durumda ithalatta bulunmak isteyen ülke ithlatı tarife uygulanmayan birlik üyesi 2 numaralı ülkeden yapmayı tercih eder. Zira 2 numaralı ülkenin arz fiyatı daha uygun hale gelmiştir.

Gümrük birliğinden önce ithalat yapmak isteyen ülke 0d aralığı kadar toplam talebinin 0b aralığı kadarlık kısmını kendi yerel üretim olanakları ile karşılamaktadır. Geriye kalan bd aralığı kadarlık kısmı 1 numaralı ülkeden P1+tarife fiyatından ithal etmektedir.

Eğer ithalatta bulunan ülke 2 numaralı ülke ile gümrük birliğine giderse ithalatını P1+tarife fiyatından daha düşük seviyeden P2 fiyatından 2 numaralı ülkeden karşılamak ister. İthalatta bulunmak isteyen ülke P2 fiyatından 0e aralığı kadar talepte bulunur. Bu talebin 0a kadarlık kısmı yurtiçi üretimden karşılanmaktadır. Geriye kalan ae aralığı kadarlık talep fazla P2 fiyatından 2 numaralı ülkeden ithal edilmektedir.

Burada ithalatta bulunmak isteyen ülkenin ithlatını malı daha ucuza üreten 1 numaralı ülkeden durdurarak 2 numaralı ülkeye yönelmesi üretimde kullanılan girdilerin daha verimsiz bir şekilde 2 numaralı ülkede üretime koşulmasına neden olmuştur. Bu ticaret ayırıcı bir etkidir.Bunun yanında üretimin daha verimsiz şartlarda yapılmasının yanında ithalatta bulunan ülke ithlatını bd aralığından ae aralığına çıkartmıştır. Bu ticaret yapıcı bir etki olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gümrük birliği ile dış ticaret yapıcı etki ile I ve III nolu üçgenlerin alanları toplamı kadar refah artmıştır. II numaralı alan ise ürünün I numaralı ülkeden ithalatının kesilerek II numaralı ülkeden ithal edilmesi sonucu kaybedilen refah alanıdır. IV, I, V ve III numaralı alanların toplamı gümrük birliği sonucu artan tüketici rantını göstermektedir. IV numaralı alan da gümrük birliği ile birlikte üretici rantından tüketici rantına aktarılan kısımdır. Gümrük birliğinden önce V ve II numaralı alanlarının toplamı kadar ithalat tarifesi tahsil edilirken, bu toplam alanın V numaralı dörtgen kadarlık alanı gümrük birliği ile tüketicilere aktarılmıştır. Tüm bu değerlendirmeler sonucunda ithalatta bulunan ülke gümrük birliği aracılığı ile I ve III numaralı üçgenlerin alanları toplamı kadar kazanç sağlarken V numaralı dörtgenin alanı kadar tarife gelirinden vazgeçmek zorunda kalmaktadır. Böylelikle dış ticaret yapıcı ve dış ticaret ayırıcı etkileri bir arada yaşamak da mümkün olmaktadır.

9.2.3. Gümrük Birliklerinin İkinci En İyi Yaklaşımı ile Açıklanması

Serbest dış ticaret kaynakların etkin kullanılmasına olanak sağlamaktadır. Böylelikle dış ticaret sayesinde dünya kaynakları israf edilmeden üretim maksimumlaştırılır. Serbest dış ticaret sayesinde toplumların refahları artmaktadır.

Ancak gümrük birliklerinin oluşması ile dış ticaret arttırıcı ve dış ticaret ayırıcı etkiler ile karşılaşılmaktadır. Bu etkiler gümrük birliği üyeleri ile birlik dışı ülkeler üzerinde gözlemlenmektedir. Bu etkilerin büyüklükleri ve hangi ülkeleri etkileyeceği birliğin oluşma aşamasında üzerinde anlaşılan birlik tarafından uyulması gereken kurallar ile doğrudan alakalıdır.

Ulaşılması gereken en iyi denge noktası yerine dış ticaretin böylesi yöntemler ile etkinlikten uzaklaşması durumunda ekonomik açıdan içinde bulunulan durum içinde iyi noktanın tercih edilmesine İkinci En İyi Durum denir. Gümrük Birlikleri ikinci en iyi tercihler için çok güzel bir örnektir. Gümrük birliği sayesinde birliğe üye ülkeler arasında tarifelerin kaldırılması gümrük birliği içinde ticaretin ve üretimin artmasına neden olmaktadır. Ancak üretim birlik dışı etkin şekilde yapılan ülkelerden birlik içinde verimsiz yapılan ülkelere kayar. Tam bir ekonomik optimizasyon yaşanmamasına rağmen mevcut durumlar içinde gümrük birliği üretimde verimsizliğe karşı kazanılan tüketim ve üretim artışı ile yaşanılan refah artışı ile ikinci en iyi tercih edilmiş olunur.

9.2.4. Gümrük Birliklerin Refahı Arttırma Şartları

Eğer bir gümrük birliği kurulmadan önce birbirleri ile çok geniş miktarlarda dış ticarette bulunan ülkeler gümrük birliği kurmaları ile refahlarında belirgin bir şekilde artış bulunmaktadır. Gümrük birliği aracılığı ile birlik öncesinde yapılan ticaret üzerinde bulunan tarife kalktığı gibi bu tarife tutarı da talep olarak piyasaya yansır ve üretim düzeyinde artış yaşanır.

Fiziki olarak birbirlerine yakın olan ülkelerin kurdukları gümrük birlikleri başarılı olabilmektedir. Bunun altında yatan unsur taşıma masraflarının düşük olmasıdır. Düşük taşıma masraflarının düşük olması gümrük birliklerinin ticaret yapıcı etkisini arttırmaktadır.

Gümrük birlikleri birlik içinde rekabeti arttırmaktadır. Bu rekabet de uzmanlaşmayı getirmektedir. Gümrük birlikleri genel olarak birbirlerini tamamlayan ülkeler yerine birbirleri ile rekabet eden ülkeler olarak çıkmaktadır. Her ülke kendi uzmanlaşma alanında üretimde bulunmayı tercih eder. Böylelikle talep ve üretimde artışlar yaşanır. Bunun sonucunda gümrük birliğinin refah arttırıcı etkisi ortaya çıkar.

Gümrük birliklerini oluşturan üye ülke sayısı ne kadar fazla ise birliğin büyüklüğü o derece geniş olmaktadır. Birlik ülkelerinin sayısının fazlalığı birlik için üretimi en düşük maliyetle yapabilecek ülke sayısının artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle bir oluşum kurulurken ekonomik etkinliğin sağlanması için üye ülke sayısının fazla olmasına dikkat edilmelidir.

Gümrük birliklerinin üyelerinin birlik dışı ile yaptıkları ticarette uyguladıkları tarifeler ne kadar düşük bir seviyede olursa birliğin ticaret ayırıcı özelliğin olabildiğince az olmasına neden olmaktadır. Bu düşük tarife oranları etkinliğin azalmasına neden olmaktadır.

Gümrük birlikleri ile birlikte aralarında yüksek tarife uygulayan ülkeler birbirleri ile dış ticaret yapabilir duruma gelebilmektedirler. Böylelikle gümrük birlikleri yüksek tarifeler nedeni ile birbirleri ile dış ticaret yapmayan ülkeleri birbirleri ile dış ticaret yapabilir bir duruma gelmelerine neden olmaktadır. Bu da gümrük birliklerinin ticaret yapıcı özelliğine bir örnektir.

Gümrük birliği ile birlikte birliğin dışarı ile olan pazarlık gücü artar. Bu nedenle birliğe üye olmanın getirdiği avantaj ortaya çıkmaktadır. Birlik olmadan ülkelerin tek başlarına pazarlık güçleri düşük olmaktadır. Bu açıdan birlik üyelere avantaj bırakmaktadır.

Gümrük birliğine gidilmesi ile birlikte üye ülkelerin sınırlarında bulunan gümrükler ortadan kalkar. Gümrüklerin kalkması ile birlikte gümrük işletme masrafları da ortadan kalkar. Bu avantajlar gümrük birliğine üye ülkelere avantajlar bırakmaktadır.

9.2.5. Gümrük Birliklerin Sağaldığı Diğer Avantajlar

Gümrük birliklerinin üyelerine getirmiş olduğu en önemli avantajlardan biri rekabet şartının sağlanmasıdır. Birlik kurulmadan önce ülkeler aksak rekabet şartları mücadele etmek zorunda kalırlarken birliğin kurulması ile birlikte üye ülke üreticileri aynı şartlar altında birbirleri ile rekabet eder duruma kavuşurlar. Öncelikle birlikle beraber tarifeler kalkar. Tüm üye ülke üreticileri maliyetlerini minimize etme çabasına yönelirler. Rekabet etmek için birbirleri ile ticari ilişkiler kurarlar veya piyasadan çekilmek zorunda kalırlar. Birlik özel olarak rekabetin korunması için yasal düzenlemeler yapar ve uygular.

Ülkeler gümrük birliğine üye olmakla birlikte üretim ölçekleri artmaktadır. Birliğe üye olmadan önce ülke kendi yerel üretimine önem verirken birliğe üye olmakla beraber birliğin kendine sağladığı avantajlarla üretimini arttırır. Firmanın üretim ölçeğinin artması ile birlikte üretilen ürünün ortalama maliyeti düşer. Ortalama maliyette aşağıya doğru yaşanan bu gelişme firmanın birliğe daha ucuza mal sunabilme olanağı sağlar. Böylelikle yerel bir firma gümrük birliği sayesinde uluslararası piyasada varlığını gösterebilir.

Gümrük birliklerinin sağladığı bir başka avantaj ise ülkelerin yatırımların da yaşanan artıştır. Ülkeler birliğe girdikten sonra rekabetlerini arttırmak için üretim ölçeklerini arttırmak isterler. Bu nedenle yatırımlarını arttırırlar. Bu olgunun yanında birlik dışında kalmış ülkeler de birliğe karşı rekabetlerini korumak için birlik sınırları içerisinde üretim tesisleri kurarlar ve bu tesislerinin üretim hacimlerini arttırmak isterler. Böylelikle kendileri birlik üyesi olmamakla birlikte birliğin içinde üretim yapan bir fabrika ile birlik üyesi gibi gümrük birliğinin sağladığı avantajlardan faydalanabilirler.

Gümrük birlikleri sayesinde birlik içerisinde sınırlar olmaksızın üretim faktörleri olan emek ve sermaye çok rahat bir şekilde hareket edebilmektedir. Böylelikle birlik sınırları içerisinde üretim faktörleri kendileri için etkin alanlar aramakta ve kendileri için verimli alanlarda üretime koşulmaktadırlar.

9.3. Dış Ticaret Entegrasyonlarına Örnekler

Bu kısımda dünya ekonomisinde önemli yer tutan başlıca ekonomik entegrasyonlara örnekler vermeye çalışılacaktır. Bu entegrasyonların başlıca özelliği aynı coğrafi bölgede kurulan birlikteliklerdir.

9.3.1. Avrupa Birliği (AB)

Avrupa Birliği kuruluş aşamasındaki adıyla Avrupa Ortak Pazarı 1957 yılında İtalya’nın başkenti Roma’da kuruldu. İkinci Dünya Savaşından sonra önemli bir birliktelik olan bu entegrasyon Lüksemburg, Belçika, Hollanda, Fransa, İtalya ve Batı Almanya ile kuruldu. İlk başta birlik içi ticari ilişkiler için ortak bir tarife düzenlenmişti. İlerleyen yıllarda birlik içinde sanayi ürünlerinin serbestçe dış ticarete konu olması sağlandı. Tarımsal ürünler için ise birlik içi tek fiyat uygulanmasına karar verildi. Birlik olgunlaştıkça birlik içinde emek ve sermayenin serbest dolaşmasına izin verildi. Zaman geçtikçe birliğe olan üye sayısı arttı. İlerleyen yıllarda İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, Finlandiya ve İsveç birliğe üye oldular. Böylelikle birlik büyük bir Pazar halini aldı. Tüm mal ve hizmetler ile tüm üretim faktörlerinin birlik içinde serbestçe dolaşımı sağlandı. 2008 yılına gelindiğinde birliğe üye ülke sayısı 27’ye ulaştı. Birlik ile birlikte dış ticaret birlik içi ve birlik dışı ülkeler ile gözle gözlemlenir bir şekilde arttı.

Avrupa Birliğinde belirgin bir şekilde ekonomik büyüme gözlenmiştir. Bunun altında yatan gerçek birliğin dış ticaretinde sanayi ürünlerine yönelmesidir. Birlikte yaşanan gelişmeler birliğin ihraç ettiği sanayi ürünlerine birlik dışından olan talebi arttırdı. Böylelikle birliğin sanayi malı ihracatı artış gösterdi. Bunun yanında birlik sınırları dışından yapılan sanayi malı ara ürünlerine olan tarifeleri büyük miktarda düşürdü buna karşılık kendisi ile ticari ilişki içerisinde bulunan ülkeleri de birliğin sanayi ürünlerine olan tarife oranlarını düşürtmeye ikna etti. Böylelikle Avrupa Birliği sanayi malı üretiminde ve ihracatında önemli bir yapı haline geldi. Tüm bunlara karşı birlik kendi tarım ürün üretimini koruyucu önlemleri almaktan çekinmedi.

2010 yılında 12 eski demir perde ülkesi birliğe üye oldu. Türkiye halen birliğe giriş görüşmelerini sürdüren bir ülkedir.

9.3.2. Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA)

Avrupa Serbest Ticaret Birliği 1960 yılında kurulmuştur. Kuruluşunda İngiltere, Avusturya, Danimarka, Norveç, Portekiz, İsveç ve İsviçre yer almıştır. EFTA sanayi ürünlerinin üye ülkeler arasında serbestçe dolaşmasını amaç edinmiştir. Bu amaçla gerekli düzenlemeler 1967 yılında tamamlanmıştır. Hukuki düzenlemeler kapsamında tarım ürünlerinin serbest dolaşımı gerçekleşememiştir.

Birliğin ana amacı birlik üyesi tüm ülkelerin birlik dışı ülkelere ortak ithalat tarifesi uygulamasıdır. Böylelikle birliğin hangi üyesine birlik dışından bir ürün girdiğinde birlik içinde bu ürünün fiyatı aynı olacaktır. Böylelikle birliğin içinde ithal malların fiyatı sabit olacak ve ithal mallara karşı ortak politika geliştirilecektir.

EFTA ilerleyen dönemlerde kendisine rakip olan AB ile ortak hareket etme kararı almıştır. 1970 yılında İzlanda, 1986 yılında Lihtenştayn ve 1991 yılında Finlandiya birliğe dahil olmuşlardır.

Ancak AB’nin giderek genişlemesi bazı ülkelerin EFTA’dan ayrılarak AB’ye üye olmaya mecbur etmiştir. 1973 yılında İngiltere ve Danimarka EFTA’dan ayrılarak AB’ye dahil olmuşlardır. Portekiz’de 1986 yılında aynı yolu izleyerek AB üyesi olmuştur. 1995 yılında Avusturya, Finlandiya ve İsveç EFTA üyeliğinden ayrılmışlar ve AB üyesi olmuşlardır.

Günümüzde EFTA İsviçre, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn’dan oluşan 4 ülkelik bir ekonomik birliktir.

9.3.3. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA)

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) 1993 yılında Meksika, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanmıştır. Bu anlaşmanın esas amacı Kuzey Amerika kıtasında mal ve hizmet ticaretinin serbestçe yapılmasıdır.

NAFTA sayesinde serbest mal ve hizmet ticareti yanında sermaye akınlarının dolaşımı da hızlanmıştır. Her üç ülkede dış ticaret ve ekonomik büyüme de belirgin bir şekilde artışlar yaşanmıştır.

Özellikle Meksika ABD’ye ve Kanada’ya emek yoğun mal ihracatını büyük miktarlarda arttırmıştır. Kanada da bu anlaşmadan karlı çıkan bir ülke olmuştur. Kanada’nın dış ticaret ve ekonomik büyüme rakamlarında artışlar yaşanmıştır. ABD’nin dış ticaretten kaynaklanan ekonomik büyümesi görece diğer anlaşamaya taraf ülkelere göre daha düşük düzeyde kalmıştır.

9.3.4. Diğer Başlıca Ekonomik Birlikler

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler dış ticaretleri ve dolayısı ile ulusal üretimlerini arttırmak için çeşitli ekonomik birliklere üye olmayı tercih etmektedirler. Bu oluşumlar genellikler coğrafi oluşumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu birliklerin bazıları Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), Batı Afrika Ekonomik ve Para Birliği (WAEMU), Doğu Afrika Birliği (EAC) ve Latin Amerika Serbest Ticaret Birliğidir (LAFTA).

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) dağılmasından sonra orta ve doğu Avrupa’da bulunan merkezi planlama ile yönetilen Varşova Paktı ülkelerinin bazılar Avrupa Birliğine girmeyi tercih etmişlerdir. Bu ülkeler yıllarca merkezi planlama ile yönetilmiş ekonomilerini piyasa ekonomisi yapısına geçiştirmeye çalışmışlardır. Bu geçiş süreci çok büyük zorlukları beraberinde getirmiştir.

SSCB’nin yıkılması ile bu birliktelik içinde yer alan eski Sovyet Cumhuriyetleri kendi aralarında çeşitli ekonomik birlikler kurma yoluna gitmişlerdir. Bağımsız Devletler Topluluğu gelmektedir. Bunun dışında Baltık Serbest Ticaret anlaşması da Estonya, Litvanya ve Letonya arasında yapılmıştır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde gümrük birliklerinin tanımını yaptıktan sonra gümrük birliklerinin ticaret yapıcı ve ticaret ayırıcı özellikleri incelenmiştir. Gümrük birlikleri sayesinde ülkelerin tercihte bulunurken ikinci en iyi tercihi nasıl yaptıklarını, ve ikinci en iyi tercih yaklaşımının sağladığı avantaj ve dezavantajlar incelenmiştir. Ayrıca gümrük birliklerinin refah üzerine bıraktıkları etkiler incelenerek dünya üzerinde başlıca dış ticaret entegrasyonları açıklanmaya çalışılmıştır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

10. DIŞ TİCARET VE KALKINMA

Giriş

Günümüzün zengin ülkeleri bu zenginliklerini geçmişten gelen dış ticaret yapılarına borçludurlar. Dış ticaret ülkelere bir döviz kaynak sağlar. Ülkede yaşanan döviz birikimi sanayi alanında fiziksel sermaye birikimine neden olur. Bu fiziksel sermaye ile üretilen ürünler dünya piyasalarına sunulur. Sonuçta ülkenin ihracat geliri ile ülkede bulunan üretim yapısı arasında pozitif bir i̇yi ortaya çıkar. Dış ticaret gelir arttıkça ülkedeki üretim teknoloji uzmanlaşma ve eğitim seviyeleri yükselir.

10.1. Dış Ticaret ve Kalkınmaya Giriş

Dış ticaret ülkelerin zenginlşemelerine katkı sağlayan önemli bir etmen olarak kabul edilmektedir. Tarih boyunca dış ticaret konusunda uzmanlaşmış ülkeler günümüzün gelişmiş ülkeleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dış ticaret ekonomik büyümenin motoru olarak kabul edilmektedir. Dış ticaret sayesinde ülkelerin üretimleri ve gelirleri artar. Bu gelir artışı ile ülkelerin ithalat güçlerinde de artışlar yaşanması gözlemlenir. İthalat toplumun refahının artmasına neden olur.

Dış ticaret sayesinde uzmanlaşma artar. Ülkelerin uzman oldukları alanlarda üretim yapmaları sağlanır. Uzanlaşma kaynak israfını azaltır ve üretim maliyetlerini düşürür. Üretim maliyetlerinin düşmesi fiyatların ucuzlaması ile sonuçlanır.

Dış ticaret sayesinde teknolojik gelişme tüm dünyaya yayılır. Teknoloji ve sermaye gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru bir geçiş yaşar. Böylelikle az gelişmiş ülkeler gelişme yolunda yol kat ederler.

Dış ticaret ile birlikte ülkeler üretim kapasitelerini belirlerken yalnızca yurtiçi tüketimlerini değil aynı zamanda mallarına yönelen yurt dışı talebide değerlendirmek zorundadırlar. Günümüzde ülkeler ihracata dönük sanayi politikaları takip etmektedirler. Yani üretimlerini yalnızca yurtiçi değil aynı zamanda yurt dışına satmayı planlamaktadırlar.

Türkiye 1980 yılına kadar ithal ikameci sanayi politikları takip ederken bu tarihten itibaren ihracata dayalı sanayi politikları takip etmeye başlamıştır. 1980 yılına kadar yalnızca yerli tüketici hedef noktasında iken artık yurtdışında yaşayan tüketicilerin tercihleri de üretim aşamasından değerlendirilemeye başlamıştır.

10.2. Dış Ticaret Teorisi ve Kalkınma

Ekonomi yazınında yapılan çalışmalar incelendiğinde kalkınmaya katkı sağlayan en önemli değişkenlerden birisinin dış ticaret olduğu gözlemlenmektedir. Dış ticaret sayesinde ülkeler uzman oldukları malların üretimine odaklanmaktadırlar.

Ülkelerin uzmanlaşmaları beraberinde ülkelere verimlilik artışlarını getirmektedir. Verimlilik artışı da birim zamanda daha fazla, daha ekonomik ve daha düşük maliyetle üretmeyi beraberinde getirmektedir. Bu maliyet düşüşü ekonomik bireylerin ürünlere daha rahat ulaşmasını sağlar ve toplumda refah artışı yaşanır.

Ülkelerin uzman oldukları alanlarda üretimde bulunmaları aynı zamanda kaynak israfını da ortadan kaldırır. Eğer ülkeler verimli üretime sahip olduğu alanlarda üretimde bulunurlarsa daha az girdi ile üretimi gerçekleştirirler. Daha az girdi de daha düşük maliyet demektedir. Demek ki üretim süreçlerinde kaynaklar az verimli oldukları alandan daha çok verimli oldukları alanlara dış ticaret sayesinde ulaşırlar.

Dış ticaret sayesinde üretim artar, üretimin artması harcama ve gelirin artmasını beraberinde getirir. Böylelikle dış ticaretin arttığı ülkelerde tüketim ve bunun sonucunda da tüketicilerin refahların da artışlar yaşanır.

10.3. Ekonomik Büyümenin Motoru Dış Ticaret Teorisi

Dünya üzerinde ekonomik büyümenin motoru olarak dış ticaret kabul edilmektedir. Dış ticaret sayesinde tarih boyunca ülkelerin zenginleştiklerine şahit olmuştur. Çünkü ihracat ülkelere gelir getirmektedir. Gelişmiş ülkelerde ihracatın sağladığı gelir ülkenin ithalat gücünün de artmasına neden olur. Diğer bir deyişle ihracatı olan ülkeler aynı zamanda daha fazla ithalat yapabilme olanağına kavuşurlar ve bunun sonucunda ihracat yapan ülkeler de toplum refahında artışlar yaşanır.

Gelişmiş ülkelerin dış ticarete yönelmesiyle ithalatları artar. Bu ülkelerin ilk planda ithal ettikleri ürünlerin başında gıda malları gelmektedir. Gelişmiş ülkelerin ithalatlarının artması aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin ihracat gelirinin artmasını da beraberinde getirmektedir. Böylelikle gelişmekte olan ülkelerde yaşanan ihracat artışı ve buna bağlı olarak ihracat gelirinin artışı gelişmekte olan ülkelerin de ithalat kapasitelerinin atmalarına neden olmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerin ilk planda ihtiyaç duydukları ithal ürünlerin başında ara malları gelmektedir. Bu ara mallar ülkenin ihraç edebileceği malların girdisi olarak kabul etmektedir. Süreç gelişmekte olan ülkelerin ithalat olanaklarının artması bu ülkelerde yaşayan ekonomik bireylerin refahlarının artmasıyla sonlanır.

10.4. Dış Ticaretin Kalkınmaya Etkileri

Dış ticaret ekonomik büyümenin yanında ülkelerin kalkınmalarına da katkı bırakmaktadır. Dış ticaret sayesinde ülkelerin üretim kapasiteleri artar. Ülkelerde kullanılmayan (atıl) üretim faktörleri kendilerine kullanılma olanağı bulurlar. Bu ülkelerde üretim kapasitesinin artması ile ülkelerin üretim ölçeklerinin artması mümkün hale gelir. Sonuçta üretim maliyetlerinin düşmesi yaşanır. Böylelikle ülkelerin uluslararası camiada rekabet güçleri artar.

Uluslararası ticaret sayesinde yeni teknolojiler ve yeni teknolojik gelişmeler ülkeler arasında el değiştirme olanağı bulur. Teknoloji gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kayar. Bu sayede gelişmekte olan ülkelerin teknoloji kullanma olanağı artar. Teknoloji kullanım miktarlarında artışlar verimliliğin artmasına neden olur.

Uluslararası ticaret sayesinde üretimde girdi olarak kullanılan sermaye gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kendisine bir akım bulmaktadır. Bu sayede az gelişmiş ülkelerde görülen sermaye kıtlığı giderilmeye başlar. Az gelişmiş ülkeler sermaye açısından zenginleşmeye başlarlar.

Dış ticaret sayesinde ülkelerin iç piyasalarında yer alan tekel güçler veya rekabeti azaltan ekonomik yapılar ortadan kalkar. Bu yapılar yerine yurt dışından ithal edilen ürünler piyasada kendilerine yer bulurlar. Böylelikle fiyatlarda düşmeler yaşanır. Sonuçta ülkede yaşayan vatandaşların refahın da belirgin bir şekilde artışlar yaşanır.

10.5. Dış Ticaret ve İçsel Büyüme Teorileri

Günümüz iktisat literatüründe uluslararası ticaretin ekonomik büyümeye bıraktığı etkiyi araştıran teorilere içsel büyüme teorisi denmektedir. İktisadi büyüme teorileri ilk başta dış ticareti dışsal yani sistemin dışından kaynaklanan bir değişken olarak kabul etmekteydi. Ancak ilerleyen yıllarda yeni iktisadi büyüme teorileri dış ticareti içsel diğer bir deyişle sistemin içinden kaynaklanan bir değişken olarak tanımlamaya başladılar. İçsel büyüme teorileri dış ticareti etkileyen her etkiyi tek tek ele alarak bu olguların dış ticaretin üzerinde bıraktığı etkileri incelemişlerdir.

Bu olguların başında tarifeler gelmektedir. Tarife ve tarife benzeri engellerin kalkmasının uzun dönemde ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkiler bıraktığı zaman içinde ispatlamaya çalışılmıştır.

Bunun yanında içsel büyüme teorileri özellikle ölçek ekonomilerinin gelişmeleri ile dış ticaret ve ekonomik büyümeyi beraber incelemişler ve gözlemlemişlerdir.

Yeni teknolojilerin ülkeler arasındaki çeşitlilik göstermesi yine içsel büyüme teorilerinin ekonomik büyümeyi hızlandırdığını açıklamada kullanılmıştır.

Üretimde uzmanlaşmanın dış ticaret ve ekonomik büyümeye etkisi de yine içsel büyüme teorileri yardımıyla incelenmiştir

10.6. Dış Ticaret Hadleri ve Kalkınma

Kalkmaya etki bırakan bir diğer unsur da dış ticaret hadleridir. Kabaca dış ticaret hadleri ülkelerin ihraç ettiği mallarının fiyatlarının ithal ettiği malların fiyatlarına oranıdır.

Eğer bir ülke pahada hafif ürünlerin ihracatında bulunuyor ve pahalı ürünler ithal ediyorsa bu ülkenin sahip olduğu ticaret haddi çok düşüktür. Eğer bunun zıttı yani ülkenin ihraç ettiği ürünler pahalı ürünler ithal ettiği ürünler ise ucuz ürünler ise bu ülkenin karşılaştığı ticaret haddi çok yüksektir.

Gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerin dış ticaret hadleri çok yüksektir. Buna karşın az gelişmiş ve tarımsal ürün ihraç eden ülkelerin dış ticaret hadleri görece düşüktür. Gelişmiş ülkelerin dış ticaret hadlerinin yüksek olması katma değerli ürünler satmalarına dayanmaktadır. Buradaki katma değer üretimin aşamalarına verilen isimdir. Eğer bir ürün üretilirken çok aşamadan geçiyorsa ürüne her aşamada değer ilavesi yapılıyor demektir. Böylelikle ürünün katma değeri yükselir ve pahalı hale dönüşür. Gelişmiş ülkelerin dış ticaret hadlerinin yüksek olması katma değerli ürünler satmalarına dayanmaktadır.

10.7. Dış Ticarette İstikrar ve Kalkınma

Dış ticaret ülkelere aynı zamanda istikrar ve kalkınma getir. Gelişmekte olan ülkelerin ihracat rakamlarında yaşanan dalgalanmalar ülkelerin ekonomik performanslarını etkiler. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ihraç ettikleri ürünlerin uluslararası piyasalarda ki fiyatlarındaki dalgalanmalar ülkelerin bazı dönemlerde aşırı rahatlamasına bazı dönemlerde de büyük ekonomik krizler yaşamasına neden olur. Bu nedenden ötürü gelişmekte olan ülkeler için dış ticaret haddi çok önemli bir göstergedir.

Dış ticarette yaşanan olumsuz gelişmelere karşı gelişmekte olan ülkeler önlemler almaya çalışırlar. Bu nedenle vadeli satış sözleşmeleri ve ihracat kontrolleri yapılmaya çalışılır. Bu işlemlerden amaç uluslararası piyasalarda ihraç edilen ürünün fiyatındaki dalgalanmalardan ülke ekonomilerinin olabildiğince az düzeyde etkilenmesini sağlamaktır.

10.8. Dış Ticaret ve İzlenen Sanayi Politikaları

Ülkelerin takip ettiği iki adet sanayi politikası bulunmaktadır. Bunlar ithal ikame sanayi politikası ve ihracata dönük sanayi politikalarıdır.

10.8.1. İthal İkame Sanayi Politikası

İthal ikame sanayi politikası ithalatın düşürülmesini amaçlamaktadır. Böylelikle ülkenin dış ticaret açığının düşürülmesi amaçlanmıştır.

İthal ikame sanayi politikasında yurt dışından ithal eden ürünlerin benzerlerinin yani ikamelerinin yurtiçinde üretilmesi amaçlanmıştır. Bu sayede yurtiçi üretimin artması ve kalkınmanın yaşanması öncelikli hedeftir. Üretimin artması beraberinde istihdamın artmasına neden olur. Sanayileşmenin başlaması bu sayede tetiklemeye çalışılır. Burada unutulmaması gereken önemli nokta üretimin yalnızca ithal edilen ürünlerin yerine yapılması ve bunun yalnızca yurtiçindeki talebi karşılama amacına hizmet etmesidir. Böylelikle hedef kitle yurtiçindeki taleptir.

10.8.2. İhracata Dönük Sanayi Politikası

İhracatta dönük sanayi politikası ise üretimin yalnızca yurtiçi tüketim ihtiyacını karşılamak için yapılmamasıdır. Yurtiçi piyasanın yanında üretim aynı zamanda yurtdışı talebi karşılamak için de yapılır. Üretim miktarının artması üretim ölçeğinin büyümesine neden olur. Üretim ölçeğinin büyümesi de birim üretim maliyetlerin düşmesine ve üretilen malın fiyatının daha düşük düzeyde belirlenmesine neden olur. Böylelikle üretilen yerli ürün yabancı piyasalarda rekabet etme imkânına kavuşur.

Esasında ihracata dönük sanayi politikası bir yerde ithal ikame sanayi politikasının rakibi değil ithal ikame sanayi politikasının devamı olarak da kabul edilmektedir. İthal ikame sanayi politikası ile belirli bir rekabet gücüne kavuşan sektörlerin ihracata dönük sanayi politikaları yardımıyla dünyaya açılmaları amaç edilmiştir.

10.9. Türkiye’de İzlenen Sanayi Politikaları

Ülkemizde takip edilen dış ticaret politikaları tarihsel bir kronoloji içinde incelenecek olursa Cumhuriyetin ilk yıllarında serbest girişimciliğe dayanan ve serbest girişimciliğe dayanan ekonomi politikaları izlenmiştir. Ancak sermaye yetersizliğinin büyük boyutlarda olduğunun farkına varılmıştır. Aynı zamanda serbest girişimciliğin yeterince olgunlaşamadığının farkına varılması ile devletçilik ilkesi benimsenmiştir.

Devlet piyasaya bir girişimci olarak girmiştir. Bu yıllarda belli başlı sektörlerde örneğin tekstil, kağıt, gıda, demir, çelik, orman ürünleri gibi alanlarda devlet üretimde yer almıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra özel sektörün desteklediği ithal ikameci sanayi politikası takip edilmeye başlanmıştır. Üretimin özel sektöre özendirilmesi amaçlanmıştır. Bu yıllarda bazı küçük özel girişimciler devletin yüksek tarifelerinden faydalanarak ithal ikameci üretim sektörlerinde yer almaya çalışmışlardır.

24.Ocak.1980 tarihinden itibaren ülkemizde ihracata dönük sanayi politikası takip edilmeye başlamıştır. İthal ikame sanayisinde yer alan firmalar ihracata teşvik edilmişlerdir. Özellikle ihracat yapan firmalara katma değer vergisinin iadesi söz konusu olmuştur. Katma değer vergisinin ihracatçıya iade edilmesi ihracatçıya bir teşvik amacıyla gerçekleşmiştir. Sonuçta Türkiye’nin uluslararası piyasadaki ihracat gücü artmıştır. Bu artan ihracat gücü ülkemize döviz girdisi sağlamıştır. Bu tarihe kadar ülkemizde yaşanan döviz sıkıntıları giderilmiştir. Türkiye uzmanlaştığı alanlarda ürettiği ürünleri uluslararası piyasaya arz edebilme imkânına kavuşmuştur. Bunun yanında üretimde kullanılan ara malı ve ara girdilerin de ithal etme imkânına artmıştır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde ülkerin dış ticaret aracılığı ile zenginleşmeleri incelenmiştir. Dış ticaret sayesinde ülkelerin üretimlerinde uzmanlaştıklarını, üretimlerini daha verimli ve daha ucuz hale geitrdiklerini ve böylelikle rekabet güçlerini arttırdıkları gözlemlenmiştir. Dış ticaret aracılığı ile gelişmekte olan ülkelerin çok kısa bir sürede teknolojik ve sermaye açısından zenginleşmeye başladıkları incelenmiştir.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

11. DIŞ TİCARET VE ÜRETİM FAKTÖRLERİ

Giriş

Günümüzde ülkelerin sahip olduğu güçler sahip oldukları büyük firmalar ile ölçülmektedir. Artık firmalar yalnızca bir ülkede faaliyet gösteren kurumlar değil kendisine kazanç sağlayan diğer ülkelerde de faaliyet gösterir yapılar haline dönüşmüştürler. Eğer bir firma için herhangi bir ülkede kazanç imkanı söz konusu ise firma girişimci olarak o ülkenin yasalarına uygun bir şekilde yatırımda buluna bilmektedir. Böylelikle ülkeler arasında sermaye transferi gerçekleşmektedir. Uluslararası yatırımlar aracılığıyla sermaye yoksunu olan bir ülke sermaye ihtiyacını giderebilmekte ve üretim hacmini yükseltebilmektedir. Bunun sonucunda görece düşük gelirli ülke ihracatını arttırıp döviz gelirini yükseltebilir.

11.1. Dış Ticaret ve Üretim Faktörlerinin Hareketliliğine Giriş

Dış ticaret ile birlikte üretim faktörleri ülkeler arasında hareket etmeye başlarlar. Üretim faktörleri kendilerine en çok getiri yapan yerlerde üretimde bulunmayı tercih ederler.

Üretim faktörü hareketleri başında sermaye hareketleri gelmektedir. Sermaye ülkeler arasında doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları olarak hareket etme olanağı bulmaktadır.

Sermaye kendine gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru bir yol tayin eder. Zaman zaman sermaye hareketliliklerinde dalgalanmalar yaşanması olağandır. Gelişmekte olan ülkeler bu dalgalanmalardan olumsuz etkilenmektedirler.

Sermaye ülkeler arasında hareket ederken bazen fiziki yatırımlar olabildiği gibi bazen de portföy yatırımları olarak karşımıza çıkar. Portföy yatırımlarının en temel özelliği riskleri minimize etmektir.

Doğrudan yabancı yatırımlar ile yabancı firmalar üretim süreçlerinde dikey ve yatay entegrasyonun sağlanmasına önem verirler. Bu entegrasyonlar sayesinde firmaların üretim maliyetleri düşer, ürün fiyatları rekabet edebilir duruma gelir.

Sermaye hareketleri gelişmekte olan ülkelerin sermaye birikimlerine katkı sağlar. Bu ülkelerde sermaye miktarının artması ülkenin üretim kapasitesini, gelirini ve toplumun refahını arttırır.

Günümüzde çok uluslu şirketler çok büyük ekonomik güce sahiptirler. Özellikle bu firmaların çok büyük projelerin finansmanını yapmaları ve gelişmiş teknolojilere AR-GE yatırımlarına yönelmeleri üretkenliği aşırı derecede arttırmaktadır.

Sermayenin yanında emek de ülkeler arasında akışkanlık göstermektedir. Sermaye gibi emek de gelirinin yüksek olduğu yerde bulunmak ister.

Özellikle gelişmiş ülkelerde emeğin geliri yüksek iken gelişmekte olan ülkelerde emeğin geliri düşüktür.

Gelişmekte olan ülkeler sermaye bakımından zenginleştikçe sermayenin getirisi azalmaya, emeğin getirisi de artmaya başlar. Diğer bir değişle ülke kalkınma yolunda ilerlemiş kabul edilir.

11.2. Faktör Hareketlilikleri

Dış ticaret sayesinde dünya üzerinde bulunan üretim faktörleri kendilerine yüksek getiren avantajlı yerlere gitmeyi uygun bulurlar. Çünkü dış ticaret uzmanlaşmayı beraberinde getirmektdir. Bu uzmanlaşma verimliliği beraberinde sürüklemektedir.

Üretim faktörleri kendileri için daha çok verimli ve kendilerine daha yüksek faktör geliri getiren bölgelere yönelmeyi tercih ederler. Bu faktörlerin başında sermaye gelmektedir. Sermaye üretimde kullanılan fiziki malzeme ve ekipmandır. Diğer bir deyişle sermaye üretimde emeğin dışında yer alan fiziksel yapılar bütünüdür. Yani bir tornavida, bir pense, bir vida dahi fiziksel sermaye olarak sınıflandırılır.

11.3. Sermaye Hareketleri Çeşitleri

Sermaye hareketleri iki başlık altında incelenir birincisi doğrudan yatırımlardır ikincisi ise portföy yatırımlarıdır.

11.3.1. Doğrudan Yatırımlar

Doğrudan yatırımlar fiziki yatırımlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir üretim tesisi, bir fabrika, fabrikadaki makinalar, bu makinalarının yedek parçaları, bu fabrikanın ekipmanları doğrudan yatırımlar olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden dış ticaret sayesinde üretimin ucuz olduğu yere firmalar sermaye yatırımlarında bulunurlar.

Doğrudan yatırımlar olarak adlandırdığımız bu tür yatırımlar genellikle sermaye yoksulu ülkelere yapılırlar. Çünkü bu ülkelerde sermayenin nadirliği sermayenin marjinal üretkenliğini arttırmıştır. Bir nevi ülke sermayeye açtır. Ülkeye sermaye girmesiyle üretim olduğundan daha yüksek seviyelere fırlar. Bu da sermayenin etkin bir yer bulması sonucunda gerçekleşir.

11.3.2. Portföy Yatırımları

Sermaye Hareketleri doğrudan yatırımlar yanında bir de portföy yatırımları dediğimiz yatırımlar şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yatırım türleri finansal değer taşıyan kıymetli evraklara yapılan yatırımlardır.

Ellerinde büyük finansal varlıkları bulunan yatırım şirketleri kendilerine yüksek getiri getiren ülkelerin tahvillerine, hisse senetlerine yatırım da bulunurlar. Örneğin batıda sermaye bolluğu yaşandığı için tahvillerin faizleri düşüktür. Ancak doğuya doğru ilerledikçe ülkeler sermaye açısından fakirleşirler ve ülke tahvillerinin faiz getirileri yükselmeye başlar. Bu nedenle sermaye kendisine yüksek faiz getiren alanlarda portföy yatırımı yapmayı tercih eder.

11.4. Sermaye Hareketlerinin Genel Özellikleri

Dış ticaret sayesinde sermaye hareketliliği yaşanır. Sermaye gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru bir geçiş gösterir.

Zaman zaman sermaye hareketliliğinde dalgalanmalar yaşanabilir. Bu dalgalanmalardan gelişmekte olan ülkeler olumsuz şekilde etkilenirler.

Sermaye hareketliliğinde yaşanan dalgalanmaların genellikle küresel krizlerden etkilendiği gözlenmiştir. Çünkü küresel krizler adından da anlaşıldığı gibi dünyanın tümünü aynı anda kapsadı için sermaye hareketleri de istikrarsızlaşırlar.

11.5. Uluslararası Portföy Yatırımları

Uluslararası finans firmalarının ellerinde uluslararası portföyler bulundurmaktadır. Uluslararası finans dünyasında bu olgu teorik olarak portföy teorisi aracılığı ile açıklanmaya çalışılmıştır.

Portföy teorisi yardımı ile oluşturulan portföyün riski minimize edilmeye çalışılır. Finans dünyasında 2 adet risk mevcuttur bu riskler sistematik risk ve sistematik olmayan risklerdir. Sistematik ve sistematik olmayan riskler uluslararası portföy yatırımları aracılığıyla minimize edilebilmektedir.

Uluslararası portföy yatırımlarında portföy bir mozaik gibi zenginleşir. Farklı finansal kıymetli evraklar portföyde yerini alırlar. Böylelikle portföyün riski azaltılmaya çalışılır. Örneğin bir ülkede yaşanan krizden dolayı portföyün değeri azalırken diğer ülkelerde yaşanılan olumlu kazançlarla portföyün getirisi arttırılmaya çalışılır. Bu risk minimizasyonu ve getiri maksimizasyonu uluslararası portföy teorisi yardımıyla kendisini açıklama olanağı bulmuştur.

11.6. Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Uluslararası ticaret sayesinde doğrudan yabancı yatırımlar ülkeler arasında mekik dokuyan bilir gelişim göstermiştir. Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yönelik fiziki yatırımlara doğrudan yabancı yatırımlar adı verilir.

Gelişmekte olan ülkelerin sermaye yapısı zengindir. Yatay entegrasyon uluslararası tekel güce sahip firmaların tercih ettiği bir yatırım türüdür. Yani üretimin birbirini devam eden süreçlerine yapılan yatırımlara yatay entegrasyonlar denmektedir.

Bu yatırım türünün yanında doğal kaynak kullanımına dayalı dikey entegrasyona dayalı yatırımlarda karşımıza çıkmaktadır. Örneğin bir inşaat firmasının çimento madenine yatırım yapması dikey entegrasyon olarak karşımıza çıkmaktadır.

11.7. Sermaye Hareketleri ve Refah Artışı

Yabancı sermaye yatırımları ile gelişmekte olan ülkelerin sermaye stoklarında artışlar yaşanır. Bu sermaye stoklarında yaşanan artışlar sonucunda gelişmekte olan ülkelerin üretimlerinde çok büyük artışlar gözlemlenir. Bu üretim artışları beraberlerinde ülkelerin gelirinde artışların gözlemlenmesine neden olur. Gelişmekte olan ülkelerin böylelikle istihdam oranı artarken işsizlik oranlarında düşmeler yaşanır.

Gelişmekte olan ülkelerin gelir seviyesinin artması ile ithalatları ve tüketimleri de artar. Böylelikle bir sermaye hareketinin neden olduğu etki sonunda vatandaşların refah artışı ile sonuçlanır.

11.8. Sermaye Hareketleri ve Çok Uluslu Şirketler

Çok uluslu şirketler dünya üzerinde sermaye hareketinde bulunan şirketlerdir. Üretim maliyetlerini düşürmek için kendilerine ekonomik olarak uygun ülkelerde yatırımda bulunurlar.

Bu şirketler üretimlerinde dikey ve yatay entegrasyonları artırmak için yabancı ülkelere yatırımlarda bulunurlar. Çok büyük projelere finansman sağlama olanakları vardır.

Günümüzde ülkelerin büyüklükleri sahip oldukları ordular ile değil sahip oldukları büyük çok uluslu şirketler ile ölçülmektedir.

Çok uluslu şirketler üretimlerini ilgilendiren alanlara bazı devletlerin dahi sağlayamadığı araştırma ve geliştirme harcamalarında bulunurlar. Bu ar-ge projelerinin finansmanı bu firmalara büyük teknoloji tekeli sunan patentlere sahip olma imkanı sağlar.

11.9. Emek Hareketleri

Dış ticaret aynı zamanda uluslararası emek hareketlerine de neden olur. Genellikle emek düşük gelir grubu ülkelerden zengin gelir grubu ülkelerine doğru akmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin emek gücü fevkalâde eğitimlidir. Eğitim emek gücünün verimliliğini arttır.

Düşük gelir seviyesine sahip ülkelerde ise emeğin verimliliği fevkalâde düşüktür. Bu da bu ülkelerde düşük verimli üretime neden olmaktadır.

Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya üzerinde büyük emek gücü hareketliliğine şahit olunmuştur.

Son olarak beşeri sermaye denilen bir sermaye türüne de değinmek istiyoruz. Beşeri sermaye emeğin eğitim ile işlenmiş halidir. Normal vasıfsız bir emek ile eğitim almış emek arasında çok büyük farklar bulunmaktadır. Eğitim almış emek bir nevi makine gibi gelişmiş ürünleri üreten yapıaya sahiptir. Ancak vasıfsız emek yalnızca kendisine emredilen basit işleri yapar. Aradaki farkı vasıfsız bir işçi ile yüksek tahsil almış bir emek gücünün ürettiği ürünlerin farklılıkları ile açıklayabiliriz

Bölüm Özeti

Bu bölümde bir ülkenin dış ticarete başlaması ile birlikte yaşadığı sermaye ve emek hareketlilikleri incelenmeye çalışılmıştır. Üretim faktörleri kendileri için yüksek gelirli bölgelerde üretim yapmayı tercih ederler. Böylelikle üretimde verimlilik artar. Dünya üzerinde sermaye ve emek bazı engeller ile karşılaşmasına rağmen sürekli hareket halindedir. Bu hareketler sonucunda üretim faktörlerinin üretkenliklerinde artışlar yaşanır.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

12. ÖDEMELER BİLANÇOSU

Giriş

Bir ülkenin sınırları dışarısıyla yapmış olduğu tüm parasal ilişkiler ödemeler bilançosu içinde yer almaktadır. Bölümler platosu aynı bir firmanın bilançosu gibi denk bir yapıya sahiptir. Ödemeler bilançosu’nun içersinde yer alan önemli hesaplardan birisi de cari i̇şlemler hesabıdır. Ülkenin yapmış olduğu tüm dış ticaret işlemleri cari işlemler hesabı içersinde yer almaktadır.

12.1. Ödemeler Bilançosuna Giriş

Ödemeler bilançosu bir ülkenin belirli bir dönem için diğer ülkeler ile olan parasal ilişkisini gösteren bir tablodur. Genellikle bir yıl için hazırlanır.

Ödemeler bilançosu yapı olarak cari işlemle, sermaye, resmi rezervler ve hata-noksanlar hesaplarından oluşmaktadır.

Genel olarak ödemelr bilançosu bir firmanın bilançosu gibi bir denkliği göstermektedir. Ülkeye giren döviz ile ülkeden çıkan döviz bu hesaplarda çeşitli kalemler altında ayrıntılı olarak verilmektedir.

Ödemeler bilançosunun hazırlanmasında çeşitli uluslararası standartlara dikkat edilir. bu standartlar değişik üleklerin ödemeler bilançolarının karşılaştırılması olanağını bizlere vermektedir.

Cari işlemler hesabı kabaca ülkenin yurt dışı ile yapmış olduğu dış ticaretin döviz akımını özetlemeye çalışmaktadır.

Sermaye hesabı ülkeye gelen ve ülkeden çıkan yatırımları çeşitli kıstaslara göre özetleyen bir yapıya sahiptir.

Resmi rezervler hesabı gerek duyulduğunda döviz ihtiyacının merkezi otorite tarafından karşılanması için tutulan döviz kaynağının durumu hakkında bilgi vermektedir.

Ülkelerin takip ettikeleri döviz rejimleri rezervlerin yapılarına doğrudan etki bırakmaktadırlar. Eğer sabit kur sistemi takip ediliyorsa döviz açıkları resmi rezevlerden karşılanırken, esnek kur sisteminde açık resmi rezervlerden karşılanmamaktadır. Yerel para birimi yabancı para birimleri karşısında değer kaybeder.

12.2. Ödemeler Bilançosunun Tanımı

Dış ödemeler bilançosu bir ülke sakinlerinin bir yıl boyunca diğer ülkelerin sakinleri ile gerçekleştirdikleri tüm parasal ilişkileri gösteren bir akım tablosudur.

12.3. Ödemeler Bilançosunun Yapısı

Ödemeler bilançosu esas olarak bir denklik göstermektedir Bir nevi bir firmanın bilançosuna benzemektedir. Nasıl bir firmanın aktifleri pasiflerine eşit ise ödemeler bilançosu da teknik olarak bir eşitliği göstermektedir.

Ödemeler bilançosunun yapısı incelendiğinde içinde dört tane temel hesap bulunmaktadır. Bu hesaplar cari işlemler hesabı, sermaye hesabı, net hata ve noksanlar hesabı ile resmi rezervler hesaplarıdır.

Cari İşlemler Hesabı

Sermaye Hesabı

Net Hata ve Noksanlar (İstatistiksel Farklar)

Resmi Rezervler Hesabı

Ödemeler bilançosunun dengede kalabilmesi için bu hesapların karşılıklı olarak birbirleriyle veya kendi içlerindeki alt hesaplarla mahsuplaşması gerekmektedir. Bir nevi muhasebede yevmiye hesaplarının karşılıklı işlemesi gibi burada da bu alt hesaplar birbirleriyle karşılıklı mahsuplaşmaktadırlar.

12.3.1. Cari İşlemler Hesabı

Ödemeler bilançosunun en temel hesaplarından birisi cari işlemler hesabıdır. Cari işlemler hesabı kendi altında 3 temel alt hesaptan oluşmaktadır. Bunlar dış ticaret hesabı, hizmetler hesabı ve gelir hesabıdır.

Cari İşlemler Hesabı

Dış Ticaret Hesabı

• İhracat

• İthalat

Hizmetler Hesabı

• Taşımacılık

• Turizm

• İnşaat Hizmetleri

• Sigorta Hizmetleri

• Finansal Hizmetler

• Resmi Hizmetler

Gelir Hesabı

• Ücret Gelir Hesabı

• Yatırım Gelirleri Hesabı

Dış ticaret hesabı kendi altında ihracat ve ithalat hesaplarından oluşmaktadır. ihracat hesabı ülkenin sınırları dışına gerçekleştirdiği satımları, ithalat hesabı da ülkenin sınırlarından giren alımları göstermektedir. Bu iki hesabın birbirleriyle farkının alınması ortaya çıkan fark ülke için çok önemlidir.

Eğer ihracat ithalatı geçiyor ise dış ticaret fazlası, eğer ithalat ihracatı geçiyorsa dış ticaret açığı ortaya çıkar. İthalat ihracata eşit ise dış ticaret dengesinin sağlandı anlaşılmaktadır.

Cari işlemler hesabının ikinci temel hesabı hizmetler hesabıdır. Bu hesap altında yer alan alt hesapları taşımacılık, turizm, inşaat hizmetleri, sigorta hizmetleri, finansal hizmetler ve resmi hizmetlerden oluşmaktadır. Ülkenin yurtdışına sağladığı taşımacılık hizmetlerinden sağladığı gelirler bu hesap altında yer bulmaktadır.

Turizm hesabı da hizmetler hesabının altında yer alan bir alt hesaptır. Bir ülkenin turizm gelirleri bu hesap altında yer almaktadır. Bir ülkenin aynı zamanda turizm giderleri de vardır. Ülke sakinlerinin yurt dışında turistik amaçlı yapmış olduğu harcamalarda bu turistik giderler hesabında yer almaktadır.

Hizmetler hesabının bir başka önemli alt hesabı inşaat hizmetleri hesaptır. Bu hesap ülke sakini firmaların ülke dışında yapmış oldukları inşaat faaliyetlerinden sağladıkları gelirlerdir. Bu hesap ülkemiz açısından çok önemli bir alt hesaptır. Zira çok sayıda Türk inşaat firması sınırlarımız ötesinde inşaat hizmetleri vermekte ve yurdumuza bu hesap aracılığıyla büyük miktarlarda döviz sağlamaktadırlar.

Aynı şekilde bir ülke yurt dışındaki inşaat firmalarından inşaat hizmeti alıyorsa yapılan harcamalar gider olarak inşaat hizmetleri hesabı altında yer almaktadır. Örneğin bir ülkedeki baraj, havalimanı veyahut bir köprü inşaatı yurtdışı bir firmaya ihale edildiyse bu firmaya yapılan ödemeler inşaat hizmetleri hesabı altına gider olarak kaydedilmektedir.

Hizmetler hesabının altında yer alan diğer hesaplardan birisi de sigorta hizmetleri hesabıdır. Sigorta hizmetleri hesabı ülkenin sigorta firmalarının yurt dışına vermiş oldukları sigorta hizmetleri karşılığında sağlamış oldukları gelirleri ile ülke sakinlerinin yabancı sigorta firmalarından almış oldukları hizmetlerin bedellerinin kayıt altına alındığı hesaplardır.

Diğer bir alt hesap da finansal hizmetler hesabıdır. Ülkenin yurtdışından almış olduğu finansal hizmetler bankacılık hizmetleri, transfer hizmetleri olarak kayıtlara geçmektedir.

Resmi hizmetler hesabı ise bir ülkenin resmi kanallarla başka bir ülkeye vermiş olduğu hizmetler karşılığı sağladığı gelirleri kayıt altında almaktadır. Aynı şekilde bir ülkenin resmi kanallar vasıtasıyla almış olduğu hizmetlere karşı yapmış olduğu giderler de resmi hizmetler kalemi altında gider olarak yer almaktadır.

Cari işlemler hesabının önemli bir alt hesabı gelir hesabıdır. Bu hesap ücret gelir hesabı ve yatırım gelirleri hesabı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ücret geliri hesabı bir ülke sakinlerinin yabancı ülkede emekleri karşısında sağladıkları gelirleri yurduna getirmesi durumunda tutulan hesaptır. Ülkemizden nice Anadolu insanı yurtdışında gurbette yıllarca kazanmış oldukları döviz gelirlerini yurdumuza getirdiği bilinmektedir. Bu gelirler ücret gelir hesabına kayıt olmaktadır. Aynı şekilde yurdumuzda çalışan yabancıların elde etmiş oldukları gelirleri kendi ülkelerine götürmeleri durumunda bu ücretlerin gelir hesabı altında eksi ile gösterilmesi gerekmektedir.

Son olarak yatırım gelirleri hesabı bir ülkenin yabancı bir ülkede yapmış olduğu yatırımdan elde ettiği geliri göstermektedir. Örneğin bir Türk firmasının sınırlarımız dışında bir başka ülkeye yapmış olduğu yatırımın karşılığında elde ettiği gelirleri yurdumuza getirmesi durumunda bu gelirler yatırım gelirleri hesabı altında kayıt edilmektedir.

Buna karşılık yabancı firmaların yurdumuzda yapmış olduğu yatırımlardan elde ettiği gelirleri kendi ülkelerine transfer etmeleri durumunda söz konusu gelirin yatırım gelirleri hesabına eksi değer ile kayıt olması beklenir.

12.3.2. Sermaye Hesabı

Ödemeler bilançosunun diğer önemli hesabı sermaye hesabıdır. Sermaye hesabı üç ana hesaptan oluşmaktadır. Bunlar doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve banka kredileri hesaplarıdır.

Sermaye Hesabı

Doğrudan Yatırımlar

Portfolyo Yatırımları

• Hisse senetleri

• Tahviller

Banka Kredileri

Doğrudan yatırımlar fiziki yatırımlar olarak da kabul edilmektedir Üretimin yapılabilmesi için gerekli alet, edevat, teçhizat, makina parkuru diğer bir deyişle üretiminde kullanılan emek dışındaki tüm yatırımlar doğrudan yatırımlar olarak kabul edilmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Japonya’da bir fabrika kurduğu zaman bu fabrika için yapılan bina, üretim bandı, robotlar, aynı zamanda üretimde kullanılan nakliye araçları diğer bir deyişle cansız varlıkların tamamı doğrudan sermaye yatırımları olarak kabul edilir.

Portfolyo yatırımları ise üretimde kullanılan fiziksel sermaye dışında mali değeri olan kıymetli evraklara yapılan yatırımlar olarak kabul edilmektedir. Örneğin hisse senetlerine yapılan yatırımlar, tahvillere (devletin borç setlerine verilen isim) yapılan yatırımlar ve her türlü finansal varlıklara yapılan yatırımlar olarak kabul edilir.

Günümüzde küresel dünyada sermaye ülke sınırlarını aşabilmektedir. Bu nedenle portfolyo yatırımları genellikle kendilerine kar sağlayan ülkelere yönelmek isterler. Örneğin bir İngiliz finans firması Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tahvillerini satın alabilmektedir veyahut Bir Amerikan yatırım şirketi Türkiye’de kıymetli bir firmanın hisse senetlerini alıp o şirkete ortak olabilmektedir. Böylelikle portfolyo yatırımları hesabı altında bu tür finansal yatırımlar yer almaktadır.

Diğer bir önemli sermaye hesabı da banka kredileridir. Genellikle sermaye fakiri olan ülkeler sermaye zengini olan ülkelerin bankalarından kredi alabilmektedirler. Örneğin bir Türk firması bir Alman bankasından kredi kullanabilmektedir. Türkiye’ye getirilen bu kredi banka kredileri hesabı altında yer almaktadır. Aynı şekilde bir Türk Bankası da yurt dışında bulunan yatırımcılara kredi verebilmektedir. Bu da ulusal banka kredileri hesabında eksi bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır.

12.3.2.1. Vade Yapılarına Göre Sermaye Hesabı Sınıflandırması

Sermaye hesapları vade yapılarına istinaden sınıflandırılan bilmektedir. Sermaye hesabı içerisinde yer alan herhangi bir alt hesaptan bir yıldan kısa süreli gelen kaynaklar kısa vadeli kaynakları olarak kabul edilirken bir yıldan uzun süreli gelen kaynaklar uzun süreli diğer bir deyişle uzun vadeli kaynaklar olarak değerlendirilmektedir

12.3.3. Net Hata ve Noksanlar Hesabı

Net hata ve noksanlar hesabı diğer adı ile istatistiki farklar hesabı ödemeler bilançosunda oluşan dengesizlikleri tek seferde göstermek için kullanılan bir muhasebe kalemidir.

Bu hesap temel olarak dengesizlikleri açıklamak için kullanılır. Bu dengesizlik cari işlemler hesabı ve sermaye hesabı toplamı ile resmi rezervler hesabı arasında kalan farktan oluşur.

Nitekim resmi rezervler hesabı resmi bir hesaptır. Kaydı devlet otoritesi tarafınca titizlikle tutulmaktadır. Ancak cari işlemler hesabı ile sermaye hesapları tutulurken hatalar gerçekleşebilmektedir. Örneğin bir malın ithalat bedeli vardır. İthalat beyan edilen bedele göre gerçekleşmeyebilir. Beyan edilen bedel ile gerçek bedel arasında fark ortaya çıkabilir bu da net ve noksanlar hesabında yer almaktadır.

12.3.4. Resmi Rezervler Hesabı

Ödemeler bilançosunda son olarak resmi rezervler hesabı yer almaktadır. Bir ülkenin cari işlemler hesabı ile sermaye hesaplarının toplamının eksi kıymetler vermesi resmi rezervler hesabı ile telafi edilebilmektedir.

Eğer bir ülkenin cari işlemler hesabı ve sermaye hesapları toplamı açık verirse bu açık öncelikle ülkenin Merkez Bankası rezervleri tarafından karşılanmayan çalışılır. Eğer bu açık Merkez Bankası’nın rezervlerini de aşan bir büyüklüğe ulaşırsa ülke Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) yardım talebinde bulunur.

Merkez Bankası’nın rezervleri ikiye ayrılmaktadır. Bunlar döviz ve altın rezervleridirler. Merkez Bankası çeşitli ülkelerin paralarını rezerv olarak saklamaktadır. Bu para birimleri genellikle dünya ticaretinde kabul görmüş para birimleridir. Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin yanında bir de altın rezervleri vardır. Merkez Bankası daima elindeki rezervlerini farklı bir kompozisyonda olmasını dikkat etmektedir.

Merkez Bankası’nın dışında hazinenin elinde bulunan kıymetli evraklarda devletin resmi rezervler hesabında yer almaktadır.

12.4. Uygulama

Bir basit uygulama yaparsak; bir ülkenin cari işlemler hesabı 100 milyar dolar, sermaye hesabı da 200 milyar dolar açık vermektedir. Bu ikisinin toplamı normalde 300 milyar dolar yapması gerekir. Ancak devletin karşılamış olduğu açık resmi rezervler hesabında tutulduğu üzere 400 milyar göstermektir. Demek ki arada kalan 100 milyar dolar net hata ve noksanlar hesabı diğer bir ifade ile istatistiksel farklar hesabında tutulmaktadır.

Cari İşlemler Hesabı     100 B$

Sermaye Hesabı     200 B$

Net Hata ve Noksanlar (İstatistiksel Farklar) 100 B$

Resmi Rezervler Hesabı    400 B$

12.5. Kur Sistemleri ve Resmi Rezervler

Devletin takip etmiş olduğu kur sistemi ve bu kurun resmi rezervler üzerine etkilerini inceleyecek olursak devlet 3 farlı kur sistemini benimseyebilir.

Başlıca Kur Sistemleri

• Sabit Kur Sistemi

• Dalgalı Kur Sistemi

• Karma Sistem

Birincisi sabit kur sistemidir. Sabit kur sisteminde ülkenin cari işlemleri ve sermaye hesabı açık verdiğinde bu açığı devlet doğrudan rezervleriyle karşılamaya çalışır. Eğer bu açıkları karşılamaya yeter döviz rezervi varsa ülkenin döviz kurunda herhangi bir değişme olmaz.

Ancak devlet dalgalı kur sistemini benimsemiş ise sisteme devlet müdahalesi yapılmaz. Yani devlet hiçbir şekilde kurun dengeye gelmesine, cari ve sermaye hesaplarından kaynaklanan açıkların rezervlerle karşılanmasına müsaade etmemektedir. Eğer cari işlemler ve sermaye hesaplarının toplamı kadar olan açık dalgalı kur sistemi nedeniyle rezervler ile karşılanmaz ise yerel para birimi yabancı para birimleri karşısında değer kaybeder. Ülkede devalüasyon yaşanır. Yani ülkenin para birimi değersizleşir. Ülkede döviz ihtiyacı olmasından dolayı döviz talebi artar, döviz pahalı hale ulaşır ulusal para değer kaybeder.

Karma sistemde ise devlet yerel kurun belirli bir Aralık’ta dalgalanmasına müsaade eder. Merkez Bankası bu aralıkta meydana gelen dalgalanmalara kesinlikle rezervler ile müdahalede bulunmaz ancak bu aralıkların aşılması durumunda devlet elindeki döviz ve altın rezervleri ile piyasaya müdahale ederek kurun olması gereken aralığa geri çekilmesini hedefler.

Bölüm Özeti

Bu bölümde ödemeler bilançosunun tanımı yapıldıktan sonra ödemeler bilançosunun yapısı analiz edilmiştir. Ülkelerin diğer ülkeler ile olan ekonomik faliyetlerinde yaşanılan parasal akımların nasıl kayıt altına alınğı incelenmiştir. Ödemeler bilançosu ile ülkenin izlediği kur politikası arasındaki ilişki gözler önüne serilmiştir.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

13. DÖVİZ PİYASASI

Giriş

Yabancı ülke para birimlerine döviz ismi verilir. Ülkelerin para birimleri arasındaki orana kur ismi verilmektedir. Ülkelerin para birimleri arasındaki kur aynı bir malın fiyatı gibi arz ve talep koşullarına göre belirlenmektedir. Döviz piyasasında parası bollaşan bir ülkenin para biriminin değeri düşer. Buna karşılık uluslararası piyasalarda parasına talep yönelen ülkenin para birimi diğer para birimleri karşısında değerlenir. Bir ülkenin dış ticaret fazlası vermesi ihracatın ithalatından fazla olmasına ve dolayısıyla kendi yerel para biriminin kıymetlenmesine neden olmaktadır.

13.1. Döviz Piyasasına Giriş

Döviz piyasaları cumartesi ve pazar günleri dışında günün 24 saati açık piyasalardır. Dünyamızın küre şeklinde olmasından ötürü dünyamızın sürekli bir yüzü güneşe bakmakta ve bu güneşe bakan tarafta gün yaşanmaktadır. Bu nedenden ötürü dünya üzerinde sürekli açık bulunan döviz piyası bulmaktadır.

Döviz piyasasında yapılan birden fazla döviz işlem türü bulunmaktadır. Bu işlem türlerinin vadeleri ve işlem tutarları birbirlerinden farklılıklar göstermektedir.

Döviz işlemlerinin en gelişmiş olduğu yer Amerika Birleşik Devletleri’dir. New York dünyanın finans merkezi olarak kabul etmektedir. New York’dan başka önemli finans merkezleri Londra, Frankfurt, Singapur ve Hongkong’tur.

Döviz işlemleri anlık olarak gerçekleşmektedir. Saniyeler içinde büyük parasal tutarlar ülkelerin sınırlarını aşmaktadır.

Günümüzde yapılan uluslararası mal ticareti yanında döviz ticaretinin nasıl şekil aldığı bu bölümde aktarılmaya çalışılmıştır.

Döviz kurlarında yaşanan farklılıkların nasıl kazanca dönüştüğü ve risk yapısına göre tarafların nasıl kazanç sağladıkları bu bölümde incelenmiştir.

13.2. Döviz Piyasasının Temelleri

Döviz piyasaları dünya üzerinde mal ve hizmet piyasalarına göre çok daha rekabetçi bir piyasadır. Tam rekabet piyasasının şartlarını çok büyük bir ölçüde sağlamaktadır.

Öncelikle döviz piyasalarında tam rekabet piyasalarının şartlarından atomiste koşulu sağlanmaktadır. Yani döviz piyasalarında piyasayı etkileyemeyecek kadar çok sayıda alıcı ve satıcı vardır. Hiçbir alıcı veya satıcı piyasada oluşan fiyatı tek başına etkileyemez.

Döviz piyasaları aynı zamanda tam rekabet piyasalarının mobilite koşulu da sağlanmaktadır. Yani döviz ucuz olduğu yerden pahalı olduğu yere doğru hareketlilik gösterir. Yani bir girişimci herhangi bir dövizi ucuz olduğu piyasadan satın alarak pahalı olduğu piyasada satabilir ve arada kalan farkı kar olarak kazanç sağlar.

Döviz piyasasındaki ürünler (dövizler) tam rekabet piyasası şartlarından homojenlik şartını sağlar. Döviz dünyanın her yerinde aynı dövizdir. Döviz farklılaştırılmış bir ürün değildir. Diğer bir değişle döviz diş macunu, şampuan gibi değişik marklarla değişik ürünler gibi satılmaz. 1 ABD Doları dendiği zaman dünyanın her yerinde 1 ABD Doları anlaşılır ve özellikleri herkes tarafından bilinir.

Döviz piyasalarında bilgi akışı serbesttir. Yani piyasada gizli bilgi yoktur. Tüm bilgiler piyasanın tüm oyuncuları tarafından bilinmektedir. Bu nedenden dolayı piyasadaki oyuncular tüm döviz işlemlerini bu açıklık ilkesi altında sağlanan tam bilgi akışı altında gerçekleştirirler.

Döviz piyasalarında piyasaya giriş ve çıkış serbesttir. Bir girişimcinin piyasaya girişi veya piyasadan çıkışı herhangi bir engelle karşılaşmaz. Böylelikle piyasada bulunan oyuncu sayısı olması gereken çoklukta bulunur.

Bu şartlar tam rekabet piyasasının oluşması gereken beş şarttır. Bu şartlardan birinin sağlanamaması veya kısmi olarak sağlanması ilgili piyasanın tam rekabetten sapmasına neden olmaktadır. Döviz piyasasında da zaman zaman tam rekabet koşullarından şaşma yaşansa da genel olarak döviz piyasaları tam rekabet piyasasına yakın piyasalar olarak kabul görmektedirler.

13.3. Döviz Piyasasının Dengesi

Döviz piyasasında oluşan piyasa dengesi aynen bir fiziki malın piyasa dengesi gibidir. Döviz piyasasında bir döviz arzı ve bir döviz talebi bulunmaktadır. Söz konusu döviz arzı ve döviz talebinin karşılaşması sonucu dövizin fiyatı yani kuru belirlenmektedir. İlgili döviz kurundan da piyasada alımı ve satımı gerçekleşen döviz hacmi belirlenir. Bu tür döviz piyasalarına esnek kurlu döviz piyasaları denmektedir. Devlet hiçbir şekilde döviz piyasasına müdehale etmez. Kur piyasadaki serbest şartlar altında belirlenir.

Aşağıdaki şekilde serbest döviz piyasasındaki denge gösterilmektedir. ABD Dolarının fiyatı piyasaya yönelen ABD Dolar arzı ile piyasada bulunan döviz talebinin karşılaşması sonucu doğmaktadır.

Şekil 13.1. Döviz Piyasası Dengesi

Şekil 13.1’de İstanbul’da Kapalı Çarşı piyasasında oluşan ABD Dolar kuru görülmektedir. Piyasada elinde ABD Doları olanlar arz eğrisi ile piyasaya sunumda bulunurken, Dolar ihtiyacı olanlar talep eğrisi aracılığı ile piyasadan istemde bulurlar. Her iki eğrinin kesişmesi sonucu Denge noktasında Doların kuru belirlenir.

Bu denge dinamik bir süreç sonucunda oluşmaktadır. Yani zaman içerisinde kur sürekli dengeye gelme eğilimi sergiler. Serbest piyasa şartları altında piyasaya aşırı bir ABD Doları arzı yönelirse Arz$ eğrisinin sağa doğru kayması beklenir ve Dolar arzı artar. Bunun sonucunda da Doların piyasadaki fiyatı düşer. Fiyatın düştüğünü öğrenen piyasa oyuncuları ucuz fiyattan Dolar talebinde bulunurlar. Böylelikle de piyasadaki Dolar talebi yükselir. Bu dinamik gelişim sonucunda önce fiyatı düşen Dolar daha sonra aynı fiyat düzeyine ulaşır.

Bu sefer de piyasaya aşırı bir talep yönelmesinin inceleyelim. Örneğin Dolar piyasasına aşırı bir talep gelirse talep eğrisinin sağa doğru kayması ve Dolarının kurunun artması beklenir. Piyasada Doların fiyatının arttığını öğrenen piyasa oyuncuları ellerindeki Doları pahalı fiyattan piyasaya sunarlar ve böylelikle piyasadaki dolar arzı artar. Artan Dolar arzı ile Doların piyasadaki fiyatı düşer.

Bu dinamizm dengeden şaşan döviz kurunun sürekli dengeye yönelmesini sağlayan mekanizmadır. Bu denge istikrarlıdır. Tüm döviz piyasasında fiyatlar bu şekilde oluşmaktadır.

13.4. Döviz Piyasasının İşlemleri

Döviz piyasasındaki işlemler vadelerine, işlem miktarlarına ve risk yapılarına göre farklı adlarla sınıflandırılmaktadır. Döviz piyasasında yer alan farklı işlem türleri aşağıda açıklanmaya çalışılmıştır.

13.4.1. Spot Döviz İşlemleri

Spot döviz işlemleri peşin olarak gerçekleşen işlemlerdir. Bir miktar sınırlaması yoktur. İşlem yapanlar kişiler olabildiği gibi kurumlarda bu işlemleri yapabilirler. Alıcı ve satıcının karşılıklı olarak işlemin yapılacağı kuru ve işlem yapılacak tutar konusunda anlaşmaları üzerine düzenlenmiş işlemlerdir. Alıcılar ve satıcılar birbilrilerine fiyatlar teklif ederler ve pazarlık yaparlar. Pazarlık sonucunda kur ve işlem miktarı ortaya çıkar. Eğer anlaşma sağlanırsa taraflar birbirlerine anlaştıkları kurlar üzerinden para tutarlarını iki iş günü içerinde transfer etmek zorundadırlar.

13.4.1.1 Arbitraj İşlemler

Arbitraj risk barındırmayan döviz işlemi olarak kabul görmektedir. Küresel dünya ekonomisinde aynı anda açık olan ve döviz kurunun farklı olduğu iki piyasada gerçekleşen eş anlı işlemlerdir. Örneğin Frankfurt spot döviz piyasasında Euro’nun Dolar cinsinden fiyatı New York piyasasına göre ucuz ise. Arbitraj işlemi ile uğraşan bir girişimci Frankfurt’tan Dolar karşılığı Euro satın alıp bu Euro’yu New York piyasasında Dolar karşılığı satmayı tercih eder. Böylelikle Euro’nun ucuz olduğu Frankfurt piyasasında Euro talebi artar ve Euro’nun Dolar cinsinden fiyatı artar.

Arbitraj işlemleri döviz kurlarının küresel olarak tek bir fiyata yaklaşmasını sağlayan işlemlerdir. Böylelikle dövizin anlık olarak pahalı olduğu yerde döviz ucuzlar, dövizin anlık olarak ucuz olduğu yerde döviz alması gereken fiyata yakınsar. Serbest döviz işlemleri döviz piyasasında istikrarı sağlayan işlemlerdir.

Arbitraj işlemlerinde risk yoktur. An itibari ile döviz ucuz olduğu piyasadan alınır ve pahalı olduğu piyasada satılır. Bu tür arbitraj işlemlerine çift uçlu arbitraj denmektedir.

Çift uçlu arbitraj bazen üç ülkenin içine alındığı üç uçlu arbitraj işlemlerine dönüşebilir. Her ülkenin yerel para biriminin yabancı ülke para birimi karşısında bir kuru vardır. Bu kurlar ülke paralarının birbirleri karşısındaki değerini gösterir. Örneğin Türk Lirasının bir Dolar kuru vardır, birde Euro kuru vardır. Aynı zamanda Dolar ve Euro’nun kendi aralarında bir kur değeri vardır. Türkiye’deki bir girişimci Euro’nun Dolar cinsinden fiyatının ucuzladığına şahit olursa elindeki Türk Lirası sermayesini önce Dolara daha sonra da elindeki Dolar ile Euro almayı tercih eder. Burada dikkat edilmesi gereken konu Euro’nun Türk Lirası fiyatının sabit kalırken Euro’nun Dolar fiyatının ucuzlamasıdır. Böylelikle ucuz Euro’ya ulaşmak için iki işlem gerçekleştirilmiş olur.

Üç uçlu arbitraj da aynen iki uçlu arbitraj gibi döviz piyasasının istikrarlı olmasına yardımcı olan bir işlemdir. Bu işlem türünde de risk yoktur. Gerçekleşen işlem dövizin ucuz olan yerden alınır pahalı olan yere satılmasından ibarettir.

13.4.2. Vadeli Döviz (Forward) İşlemleri

Vadeli döviz işleminde bir valör unsuru vardır. Valör diğer adıyla vade döviz sözleşmesinde yer almaktadır. Bir vade sonunda işlem yapılacak döviz kuru ve işlem miktarı bir sözleşme ile belirlenmektedir. Örneğin taraflar 6 ay vadeli 6 TL’den bir Dolar Türk Lirası işlemini içeren bir vadeli döviz sözleşmesi yapmışlar ise 6. ayın sonunda sözleşmeye taraf olanlar 6 TL üzerinde birbirlerine söz verdikleri tutarları transfer etmek zorundadırlar.

Vadeli döviz işlemleri 1 ay, 3 ay ve 6 aylık vadeler için yapılmaktadır. Vadeli döviz sözleşmesi yapıldıktan sonra sözleşmeden caymak mümkün değildir. Taraflar vade sonunda sözlerini yerine getirmek zorundadırlar.

Vadeli döviz işlemlerinde de bir piyasa bulunmaktadır. Taraflar birbirleri ile pazarlık etmektedirler. Böylelikle vadeli döviz arzı ile vadeli döviz talebinin karşılaşması sonucunda piyasada vadeli döviz kuru doğmaktadır. Bu vadeli döviz kurundan vadeli döviz işlemleri gerçekleşmektedir.

Vadeli döviz işlemleri genellikle kurlarda meydana gelen ani dalgalanmalara karşı kişi ve kurumları korumak için yapılırlar. Örneğin 6 ay vade ile yurtdışından bilgisayar ithal eden bir teknoloji firması 6 ay sonra yurtdışına ödemek zorunda olduğu Dolar için bugünden vadeli döviz işlemi sözleşmesi yapabilir. Bu sözleşme ile 6 ay sonra ödemek zorunda olduğu Dolar tutarı karşılığı Türk Lirasını sabitlemiş olur. Tabiki burada yine bir risk vardır. 6 ay sonra dolar kuru artmaz azalır ise firma sözleşmeden cayamaz ve doların ucuzlaması sonucunda sözleşme gereği doları pahalıya almak zorunda kalır. Ama aksi durumdaki Dolar pahalılaşırsa Doları vadeli döviz sözleşmesi gereği ucuza almış olur.

13.4.3. Swap Döviz İşlemleri

Swap değiş tokuş anlamına gelmektedir. Bir swap sözleşme esas olarak iki işlem mevcuttur. İlerideki bir tarihte tekrar değiştirmek üzere bugünden yapılan döviz alım veya satım işlemidir. Bugünkü ve ileriki tarihteki döviz kurları ve işlemi yapılan tutarlar swap sözleşmede yer alır.

Mesela üretimde bulunan bir firma üç ay süre ile ABD Dolarına ihtiyaç duysun. Bu firma üç ay süreyi kapsayan bir zaman aralığı için bugünden ABD Doları alımı gerçekleştirirken, üç ay sonra için ise vadeli ABD Doları satış sözünde bulunur. Bugünden swap sözleşmede bulunan kurdan ABD Dolarını satın alan firma sözleşmede yer alan vadeli satış fiyatından üç ay sonra ABD Dolarını satmak zorundadır. Firma döviz alım ve döviz satış ilemlerini bir swap işlemi içerisinde yapabilmektedir. Swap sözleşmesinin şartlarından caymak mümkün değildir.

13.4.4. Gelecek (Future) Döviz İşlemleri

Gelecek döviz işlemleri her döviz türü için geçerli değildir. Gelecek döviz işlemleri ABD Doları, AB Eurosu, Avustralya Doları, İsviçre Frankı, İngiliz Poundu, Kanada Doları, Japon Yeni para birimleri ile yapılır.

Gelecek döviz işlemleri için geçerli vade tarihleri belirli bir standarda sahiptir. Gelecek döviz işlemleri mart, haziran, eylül ve aralık aylarının üçüncü çarşambalarıdır. Yani her mevsimin ilk ayının üçüncü çarşamba günü gelecek döviz işlemlerinin vadeleri sona erer.

Gelecek döviz işlemleri tutarları da aynı gelecek döviz işlemlerinin vade tarihleri gibi belirli bir standarda sahiptir. Gelecek döviz işlemleri 12,5 milyon Yen, 62,5 bin İngiliz Poundu, 125 bin AB Eurosu ve 100 bin Kanada Doları ve katları için yapılır. Bu standart dışında işlem gerçekleşmez.

Söz konusu vade yapısına sahip ve tutara sahip gelecek döviz sözleşmeleri ikinci el piyasalarda çeşitli fiyatlardan el değiştirmektedir. Vade sonuna gelindiği vakit sözleşme söz verilen döviz tutarı ile değiştirilmek zorundadır.

Özellikle ABD’de çok yaygın olarak kullanılan gelecek döviz sözleşmeleri belli başlı küresel finans merkezlerinde de kendisine işlem yeri bulmaktadır. Örneğin Frankfurt, Londra, Singapur gibi şehirler başlıca gelecek döviz işlemlerinin yapıldığı şehirlerdir. ABD’de ise Chicago ve New York gelecek döviz işlemlerinin yapıldığı şehirlerdir.

13.4.5. Opsiyon Döviz İşlemleri

Opsiyon döviz sözleşmeleri diğer sözleşmelere nazaran sözleşmeyi imzalayan taraflara cayma hakkı tanımaktadır. Bu cayma hakkı tarafları vade sonunda beklemedikleri şekilde gerçekleşen kur değişmelerinden olumsuz etkilenmekten korumaktadır. Opsiyonların taraflara sağladığı bu cayma hakkı opsiyon sözleşmelerinin diğer döviz sözleşmelerine nazaran biraz daha maliyetli olmasına neden olmaktadır. Artan bu maliyete finansal dünyada prim denmektedir.

Mesela bir firma bir vade ve belirli bir tutar için döviz opsiyonu sözleşmesi yapsın. Eğer döviz ilgili vade tarihinde üzerinde anlaşılan tutarın üzerinde bulunursa opsiyon sözleşmenin ödemesi sözleşmede yer alan tutardan gerçekleşir. Eğer vade sonunda gerçekleşen döviz kuru üzerinde anlaşılan kur tutarının altında gerçekleşirse ödemeyi yapmak zorunda olan firma düşük kurdan ödemeyi yapar.

Bir örnek vermek gerekirse bir firma 6 ay vadeli 5TL’den ABD Doları opsiyonu alış sözleşmesi yapsın. Eğer 6. ay sonunda piyasada ABD Doları 5 TL’nin üzerinde bir değere sahip ise firma 5 TLden Dolar alım işlemini gerçekleştirir. Eğer 6 ay sonra piyasada oluşan kur 5 TL’nin altına düşer firma 5 TL’nin altında oluşan fiyattan Dolar alış işlemini gerçekleştirir. Dikkat edilirse burada var olan kritik değer 5 TL’dir. 5 TL’nin üzerindeki kurdan firma işlem yapmamıştır. Yani bir cayma gerçekleşmiştir. Bu cayma işlemi için firma swap sözleşmesini yaparken ilave prim ödemek zorunda kalmaktadır.

13.5. Döviz Kurunun Değişmelerine Karşı Koruma (Hedging)

Döviz piyasaları hafta sonları hariç 24 saat esasına göre çalışan piyasalardır. Döviz piyasasında oluşan fiyat sürekli değişim göstermektedir. Bazen bu değişimler yapısal büyük oranlarda yaşanabilmektedir. Bu değişmelere karşı üretim ve finans piyasalarındaki iktisadi oyuncular kendilerini koruma yolları ararlar.

Döviz kurlarındaki bu büyük dalgalanmalara karşı firmalar yine döviz piyasasında bulunan döviz sözleşmesi işlemleri yaparlar. Örneğin 6 ay vade ile yurt dışından ithalatta bulunan ithalatçı firma 6 ay sonra döviz kurunda yaşanabilecek büyük dalgalanmalara karşı bugünden 6 ay sonra ödemek üzere döviz alım işlemi yapabilir. 6 ay sonra vade tarihi geldiğinde döviz kuru döviz alım işleminde belirtilen kurdan gerçekleşir.

Söz konusu döviz işlemi forward, future, opsiyon veya swap olabilir. Hepsi de aynı amaca hizmet etmektedir. Bu tür işlemler genellikle harici (kredi) finansman kullanan firmalar için geçerlidir. Eğer firma dahili (oto) finansman kullanıyor ise firma bugünden spot işlem ile döviz alımını gerçekleştirebilir. Bu işlemin maliyeti diğer işlemler karşısında en avantajlı olanıdır.

13.6. Spekülatif İşlemler

Döviz piyasasında yapılan işlemler genellikle döviz kurundaki değişmelere karşı firmaların kendilerini koruma amacına dayanmaktadır. Ancak döviz piyasalarında spekülatif işlemler bir risk yüklenmeyi beraberinde getirmektedir.

Spekülatör gelecek döviz kuru ile ilgili zihninde bir beklenti vardır. Bu beklenti ile döviz işleminde bulunur. Eğer geçek dönemde kur spekülatörün umduğu gibi gerçekleşir ise spekülatör kar elde eder. Eğer kur spekülatörün beklediği gibi gerçekleşmez ise spekülatör zarar eder.

Spekülatif döviz işlemleri spot, forward, future, opsion ve swap işlemlerle gerçekleşebilir. Burada unutulmaması gereken unsurlar spekülatörün kur beklentisi ve aldığı risktir. Bu büyük risk bazen büyük kayıpların yaşanmasına neden olmaktadır.

Spekülatör bazen kendi sermayesini kullandığı gibi bazen de dış finansman (kredi) kullanabilir. Eğer spekülatör dış finansman ile yüksek riskli döviz işlemlerinde bulunuyor ve zarar ediyorsa spekülatör sermaye kaybı yanında faiz yükümlülüğü altına da girmiş olur.

Bölüm Özeti

Bu bölümde dövizin tanımı yapıldıktan sonra döviz piyasasındaki kur dengesi açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra döviz piyasasının yapılanması çeşitli vade ve ödeme şekillerine göre sınıflandırılmıştır. Başlıca döviz işlemleri açıklandıktan sonra bu işlemleri genellikle hangi iktisadi bireylerin yaptıkları incelenmiştir.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

14. DÖVİZ KURU

Giriş

Günümüz küresel ekonomisinde ülkelerin para birimlerinin değeri birbirlerinin karşısında sürekli değişime uğramaktadır. Bu değişimin sebebi arz ve talep yasalarıdır. Bir ülkede döviz kıt ise dövizin değeri yerel para birimi karşısında kıymetlenir. Diğer bir ifadeyle yerel para birimi döviz karşısında kıymet kaybeder. Eğer bir ülkede döviz miktarı yüksekse ülkede dövizin fiyatı yerel para birimi karşısında değer kaybeder. Diğer bir ifadeyle yerel para birimi döviz karşısında değerlenir. Bir ülkenin ihracatı ve ithalatı döviz kuru üzerinde büyük etki bırakmaktadır. Eğer ülke ihracat fazlası veriyorsa ülkede döviz bollaşır ve dövizin fiyatı düşer. Eğer ülkede ithalat fazlası söz konusuysa döviz kıtlığıaşır ve dövizin fiyatı yükselir.

14.1. Döviz Kuruna Giriş

Döviz kurları çeşitli mekanizmalara göre belirlenmektedir. Bu mekanizmaların başında mutlak satın alma gücü ve göreceli satın alma gücü pariteleri gelmektedir.

Ülkelerin fiyatlar genel düzeyinde yaşanan farklar ülkeler arasında yaşanan kur değişmelerine yansımaktadır.

Döviz kurunun belirlenmesinde devletin takip ettiği kur rejiminin de büyük bir önemi vardır.

Sabit kur sisteminde döviz kuru devlet tarafında ilan edilir. Eğer kurda bir değişme eğilimi doğarsa Merkez Bankası piyasaya müdahale eder. Eğer Merkez Bankası elinde yeteri kadar bir rezerv yoksa ülke çok büyük bir döviz krizine girer.

Ülke esnek kur politikasını takip ediyorsa, Merkez Bankası piyasaya müdahalede bulunmaz. Kur piyasada belirlenir. Eğer ülke dış ticaret açığı veriyor ise döviz değer kaybeder.

Döviz kuru ülkenin ithalat ve ihracatından etkilendiği gibi ülkenin finans piyasalarından da etkilenmektedir.

Günümüz küresel ekonomik dünyasında kendisine yüksek gelir belirleyen bir uluslararası finans firması elindeki yerel paradan tuttuğu sermayesini yatırım yapmak istediği ülkenin para birimine çevirir. Daha sonra da ilgi duyduğu finansal varlığı satın alabilir. Dikkat edilirse herhangi bir fiziksel yatırım olmadan bir ülkeden diğer ülkeye sermaye akımı yaşanmış oldu. Bunun sonucunda da döviz kurunda değişmeler yaşanabilir.

Bu bölümde döviz kurlarının nasıl belirlendiğini, döviz kurlarının oluşması üzerine etki bırakan değişkenler analiz edilmiştir.

14.2. Dış Ticaret Dengesi ve Döviz Kuru

Döviz kurları genellikle ülkelerin dış ticaret dengeleri yardımı ile açıklanmaya çalışılır. Dış ticaret denge bir ülkenin sırları dışı ile yapmış olduğu ihracat ve ithalatı arasındaki fark ile açıklanır. Eğer ülkenin yapmış olduğu ihracat ithalatını geçiyor ise buna dış ticaret fazlası, eğer ülkenin yapmış olduğu ithalat ihracatını geçiyor ise buna da dış ticaret açığı denir. Eğer ülkenin yaptığı ihracat ithalatına eşit ise dış ticaret dengesi denir.

Eğer ülke dış ticaret fazlası veriyorsa yani ülkenin ihracatı ithalatını aşıyorsa, ülkeye giren döviz miktarı çıkan döviz miktarından fazladır. Bu durumdan ötürü ülkede biriken döviz miktarında artış yaşanmaktadır. Ülkede döviz miktarının çoğalması dövizin fiyatı olan kuru düşürmekte ve yerel para biriminin değerlenmesine neden olmaktadır.

Eğer ülke dış ticaret açığı veriyorsa ülkenin yapmış olduğu ithalat ihracattan fazladır. Bunun sonucunda ülkeden çıkan döviz miktarı ülkeye giren döviz miktarı aşmaktadır. Böylelikle ülkenin döviz birikiminde azalma yaşanmaktadır. Ülke döviz birikiminde yaşanan azalma sonucunda döviz nadir hale gelir ve kuru yükselir. Aynı şekilde yerel para birimi döviz karşısında değer kaybeder.

Tüm bu bilgiler ışığında ülkenin kendi yerel para biriminin değerini yabancı para birimleri kaşında sabit tuta bilmesi için ülke dış ticaret dengesini koruyabilmesi gerekmektedir. Eğer ülke dış ticaret açığı veriyorsa yerel parası değer kaybederken, ülkenin dış ticaret fazlası vermesi durumunda yerel para birimi değer kazanmaktadır.

Ülkenin takip ettiği döviz kur politikası çok önemlidir. Hükümetlerin takip ettikleri iki tane temel döviz kuru politikası bulunmaktadır. Bunlar sabit döviz kuru politikası ve esnek döviz kuru politikasıdır.

14.3. Sabit Döviz kuru Politikası

Sabit döviz kuru politikasını takip eden bir ülke eğer dış ticaret fazlası veriyor ise piyasada döviz bollaşır ve dövizin fiyatı düşer. Bu durumda ülkenin Merkez Bankası piyasada bollaşan dövizi yerel para karşılığında satın alır. Piyasada döviz miktarı azalış gösterir ve dövizin kuru normal seviyesine geri döner.

Yine sabit döviz kuru politikasını takip eden bir ülke eğer dış ticaret açığı veriyor ise piyasada döviz miktarı azalır ve dövizin kuru artış gösterir. Bu durumda ülkenin Merkez Bankası rezervlerinde bulunan dövizi yerel para karşılığında satışa çıkar. Böylelikle piyasadaki döviz miktarında artış yaşanır ve döviz fiyatında azalma olur.

Sabit kur sisteminde ülkenin dış ticaret fazlası vermesi durumda Merkez Bankasının piyasadaki döviz miktarını yerel para ile satın alması işlemi görece kolay bir işlemdir. Ancak ülkenin dış ticaret açığı vermesi durumunda Merkez Bankasının döviz rezervlerinin düşük bir seviyede olması yerel piyasanın döviz ihtiyacını karşılayamaması ile sonuçlanabilir. Dövizin piyasada az bulunur olması sonucu fiyatının artması ve kara borsa gibi kanunsuz yapılaşmalara varan düzenlerle ile ülke kaşılaşabilir.

14.4. Esnek Döviz kuru Politikası

Tüm bu olumsuzluklara karşı ülke esnek kur politikasını tercih edebilir. Esnek kur politikasında ülkenin Merkez Bankası piyasaya acil durumlar dışında müdahale etmemektedir. Mesela ülke dış ticaret açığı vermesi durumunda piyasada döviz miktarı azalır. Piyasada döviz talebi artar. Mevcut döviz arzı ise sabittir. Böylesi bir durumda döviz kuru yükselir. Diğer bir değişle dövizin fiyatı yükselir. Bu kur yeni bir denge noktasıdır. Piyasadaki toplam döviz arzı toplam döviz talebine eşittir.

Esnek kur sisteminde denge piyasada gerçekleştiği için dış ticaret açığı durumlarında Merkez Bankasının rezerv bulundurma zorunluluğu yoktur. Denge piyasada hal olur. Ancak her Merkez Bankası kötü durumlar için rezervinde döviz bulundurmayı tercih eder.

14.5. Mutlak Satın Alma Gücü Paritesi Yaklaşımı

Mutlak satın alma gücü paritesi iki ülke para birimlerinin arasında var olan kurun iki ülkenin fiyatlar genel seviyelerinin birbirine oranı ile açıklamaktadır. Örneğin ABD’de bir kalem 1 ABD doları iken Türkiye’de satılan kalemin bedeli 20 ABD sentine (0,2 ABD Dolarına) karşılık gelmektedir. Bu durumda 1 Türk Lirası ABD Dolarının 5’de 1’i olmalıdır. Nitekim piyasada 1 ABD Doları 5 Türk Lirasına eşittir.

Bu anlatıma göre ülkelerde yaşanan fiyatlar genel düzeyinin birbirlerine oranları ilgili ülkelerin para birimleri arasındaki kuru bize vermektedirler. Diğer bir değişle kur aşağıdaki oranla hesaplanır.

Mutlak satın alma gücü paritesi yaklaşımı aynı zamanda uluslararası ticaretin hangi koşullarda başladığını gösteren bir yaklaşımdır. Örneğin Türkiye’de kalemin 20 ABD sentinden daha ucuz olması durumunda uluslararası ticaret ile uğraşan tüccarlar Türkiye’den 20 sentin altından Türk Lirası karşılığında kalem almaya devam edecekler ve bu kalemleri ABD’de 1 Dolardan satacaklardır. Türk piyasasında kaleme yönelen talep ile kalem fiyatı pahalılaşacak ve 20 sent karşılığı Türk Lirası değerini alçaktır. Böylelikle uluslararası ticarete konu malların fiyatları ticarete tarafa tüm ülkelerde aynı ve tek olmaktadır.

14.6. Görece Satın Alma Gücü Paritesi Yaklaşımı

Göreceli satın alma gücü paritesi ülkeler arasında var olan kurun ülkelerde yaşanan fiyatlar genel düzeyindeki değişmelerin oranları ile açıklanmıştır. Bir ülkedeki fiyatlar genel düzeyindeki değişmeyi en iyi açıklayan gösterge enflasyondur. Eğer iki ülkede de aynı enflasyon oranı yaşanıyorsa iki ülke arasında var olan kurda değişme olması beklenmez.

Örneğin İsviçre’de enflasyonun %1 olmasına karşılık İngiltere’de enflasyonun %2 yaşanması durumunda İngiliz Poundu İsviçre Frankı karşısında %1 değer kaybetmelidir.

Göreceli satın alma gücü paritesi yaklaşımı aşağıdaki orana göre çalışmaktadır.

Diğer bir değişle

Ülkelerin enflasyon oranlarının farkı döviz kurunun belirlenmesine doğrudan etki bırakmaktadır. Hangi ülkede enflasyon daha şiddetli yaşanırsa o ülkenin para birimi o derece değer kaybetmesi beklenir.

14.7. Parasal Yaklaşımla Kurun Belirlenmesi

Merkez Bankalarını takip ettikleri sıkı ve gevşek para politikaları ülkelerin yerel para birimlerinin yabancı para birimleri karşısındaki değerini doğrudan etkilemektedir.

Eğer bir ülkede reel üretim artarken aynı artış oranı parasal büyümede yaşanmaz ise piyasada yerel para nadir hale gelecek ve yabancı paralar karşısında aşırı değerlenecektir. Bununla birlikte yerel piyasada mallar bollaşacak ve bu malların fiyatları düşecektir. Yani fiyatlarda gerileme yaşanacaktır.

Eğer bir ülkede reel üretim sabit iken parasal büyüme oranı artar ise piyasada yerel para miktarı bollaşacaktır. Yerel para birimi yabancı paralar karşısında değer kaybedecektir. Piyasadaki mal miktarı sabit ve aynı zamanda parasal miktarda artış olduğu için malların fiyatlarında artışlar diğer bir değişle enflasyon yaşanacaktır.

Ülkelerin takip edecekleri para politikaları ülkelerin para birimlerinin yabancı para birimleri karşısındaki değerini etkilemektedir. Genellikle büyümek isteyen ülkeler yerel para birimlerinin yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmesini isterler. Böylelikle ülkenin ihraç mallarının fiyatları düşecek ve ülkenin ihracat gelirinin artması beklenecektir. Bu nedenden ötürü tüm ülkeler birbirlerinin para birimlerini yakından takip ederler.

Bu nedenden ötürü ülkeler parasal büyümelerini sürekli olarak reel ekonomik büyümeleri ile birlikte gerçekleştirmeye çalışırlar.

14.8. Ekonomik Beklentiler ve Kurun Belirlenmesi

Beklentiler teorisi iktisat literatüründe önemli bir yer tutmaktadır. Ekonomik birimlerin gelecek için beklentileri bugünden ekonomik kararlar almalarına ve bugünden bu kararları uygulamaları ile ilgilidir.

Örneğin geçekte Avrupa Birliği Para Biriminin değer kaybedeceği beklentisi ekonomik ortamda hissedilmeye başlanırsa ekonomik birimler ellerindeki Euroları şimdiden satmaya çalışırlar. İnsanlara ve firmalara bugünden ellerindeki Euroları satmaları gelecekle ilgili olumsuz bir beklentidir. Gelecekte aynen bekledikleri gibi Euro değer kaybetmeyebilir ancak bugünkü beklentiler ekonomik bir davranış olarak ekonomik bireylerin ellerindeki Euroları satmayı beraberinde getirir.

Aynı mekanizma ülkelerin enflasyon beklentilerinde de çalışmaktadır. Örneğin kısa dönemde Japonya’da enflasyonun artması beklenirse elinde Japon Yeni bulunan ekonomik bireyler Japon Yeni satışına yönelirler. Bu hareketin arkasında Japonya’da yaşanması beklenen enflasyon yatmaktadır. Eğer beklenildiği gibi gelecekte Japonya’da enflasyon yaşanır ise Japon Yeni diğer dünya para birimleri karşısında değer kaybeder. Ancak gelecekte gerçekten beklenildiği gibi Japonya’da enflasyon yaşanmayabilir. Ancak beklentinin bu yönde olması insanları şimdiden Japon Yeni satmaya yöneltir ve Japon Yeninin değeri şimdiden düşmeye başlar.

14.9. Ülkeler Arasında Yaşanan Faiz Oranı Farkı ve Kurun Belirlenmesi

Ülkeler arasında yaşanan faiz farkları ülkelerin yerel para birimleri arasındaki döviz kurunun oluşmasının bir nedenidir. Ülkelerin sahip oldukları nominal kur farklılıkları gelecekte ülkelerde yaşanması muhtemel enflasyon hakkında bilgi vermektedir.

Örneğin İngiltere’de nominal faiz oranı %5 iken bu oran ABD % 3 ise arada bulunan 2 puanlık fark kadar gelecekte İngiltere’de enflasyon yaşanması beklenir. İngiltere’de yaşanan % 2’lik enflasyon kadar İngiliz Poundu ABD Doları karşısında %2 değer kaybetmesi ekonomik olarak beklenir. Şimdiden rezervlerinde İngiliz Poundu olan ekonomik birimler çok kısa bir süre içerisinde ellerindeki Pounddan kurtulmak isterler.

14.10. Uluslararası Finansal Portföyler ve Kurun Belirlenmesi

Yatırım portföyleri oluşturulurken riskin azaltılması için farklı ülkelerin finansal varlıkları da satın alınmaktadır. Portföy yöneticileri farklı ülkelerin finansal varlıklarını satın alırken önce ellerindeki yerel paralarını ilgili ülkenin parasına çevirirler daha sonra da ilgili ülkenin finansal varlığı satın alırlar. Böylelikle ülkelerin ulusal paralarına bir talep yönelmesi olur ve o ülkenin döviz kuru yükselir.

Örneğin İngiliz tahvillerinin faizlerinin yükseldiği haberini alan portföy yöneticileri öncelikler ellerindeki kaynaklarla İngiliz Poundu satın alırlar. Daha sonra da ulaştıkları bu poundlarla İngiliz tahvili satın alırlar. Bu süreçte İngiliz Pounduna yönelen talepteki artış İngiliz Poundunun diğer para birimleri karşısında değerlenmesine neden olur.

Öte taraftan İngiliz tahvillerinin faizinin düşmesi sonucu ellerinde İngiliz tahvili olan portföy yöneticileri bu tahvilleri Pound karşılığında satarlar ve ulaştıkları Poundları kendi yerel para birimlerine çevirmek isterler. Böylelikle pound arzında yaşanan artış sonucu Pound yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmiş olur.

Uluslararası tahvil piyasalarında yaşanan faiz değişmeleri aynı zamanda ülkelerin para birimlerinin birbirleri karşısındaki değerini de etki altına bırakır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde döviz kurlarının hangi şartlarda nasıl belirlendiği açıklanmaya çalışılmıştır. Başlıca döviz kuru belirleme sistemlerinin neler olduğu analiz edilmiştir. Merkezi otoritenin takip ettiği döviz kur politikalarının neler olduğu incelenmiştir.

Kaynakça

Aslan, N. (2020). Uluslararası İktisat I, Uluslararası Ticaret Teorileri ve Politikaları. İstanbul: Nobel Yayınevi.

Ertürk, E. (1996). Uluslararası İktisat, Bursa: Ekin Kitapevi Yayınları

Melemen, M. (2017). Uluslararası Ticaret Kültürü, İstanbul: Türkmen Kitapevi

Seyidoğlu, H. (2017). Uluslararası İktisat Teori Politika ve Uygulama, İstanbul: Güzem Can Yayınları

Tomanbay, M. (2014). Uluslararası Ticaret ve Finansmanı, Ankara: Gazi Kitapevi

Tunç, H. (2019). Uluslararası Ticaret, Para ve Finans, İstanbul: Sümer Kitapevi

Salvatore, D. (2013). International Economics (11th ed.). Wiley.

 

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Shopping Cart